Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 17 Eylül 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

Hasan Hüseyin KEMAL

Kemalizm, devlet koruması olmadan yaşayamaz mı?

Türkiye’nin yeni gündemi sivil anayasa hazırlığı. “Yeni anayasayı ancak kurucu Meclis yapabilir” diyenler olduğu gibi, “Kurucu Meclis olması için darbe mi yapılması gerekir, anayasayı bugünkü Meclis de yapabilir” diyenler var. Anayasa taslağındaki bazı değişikliklerin Türkiye’nin laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti olması konusunda tavizler getireceğini söyleyenler az değil.

Biz de bu konuları Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Eser Karakaş’la konuştuk. Karakaş, “Bırakın Türkiye’nin demokratik bir ülke olmasını, cumhuriyet olup olmadığında ciddî kuşkularım var” diyor. Türkiye’de millî iradenin evrensel hukukla sınırlandırılması gerektiğini söylüyor. Kemalizmin diğer ideolojilerle eşit şartlarda yarıştırılması gerektiğini söyleyerek, anayasal ideoloji olmaktan çıkarılması gerektiğine vurgu yapıyor.

*Bir yazınızda, “Yeni dönemde demokrasi rayına oturacak” diyorsunuz. Siyasî kavgalar demokrasinin rayına oturduğunu mu gösteriyor?

Türkiye için üç aşama var galiba. Cumhuriyet, demokratik cumhuriyet ve hukuk devleti. Türkiye bunun üçünde de sorunlu. Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşme mücadelesi verdiği söyleniyor, ama benim kafamda “Türkiye cumhuriyet mi?” diye çok ciddî kuşkular var. Eğer cumhuriyeti yönetimin babadan oğula geçmediği bir rejim olarak tanımlarsanız, tabiî yönetim babadan oğula geçmiyor. Ama cumhuriyeti bu kadar basite indirgememek lâzım. Türkiye, cumhuriyeti Fransa’dan model olarak aldı. Fransız cumhuriyetini cumhuriyet yapan değerler var; Eşitlik, yasalar önünde eşitlik, bireysel özgürlükler, dayanışma... Türkiye’de demokrasiyi bir tarafa koyduğumuzda, cumhuriyet açısından yasalar önünde eşitlik bile oturmuş değil. Türkiye’de iki başlı yargı vardır. Yargılanamayan merciler var. Özgürlük derseniz fena sınıfta kalıyoruz. Dayanışmacı bir toplum değiliz, çünkü sosyal güvenlik şemsiyesi altına girenler yüzde elliyi yeni geçti, o da tam anlamıyla işlemiyor. Türkiye bırakın demokratikleşmeyi, daha cumhuriyet kavramının getirdiği özellikleri, babadan oğla geçmeme dışında, yerine getirmiş değil.

*Statükoyu temsil edenler de “Biz herkesi Türk ilân ettik ve yasalar önünde eşitler” diyor?

Yasalar önünde eşitlik söz konusu değil... 27 Nisan’ı sayarsak, beş askerî müdahale gördüm. Parlamento bir yasa çıkarırken, aklı başında insanlar “asker bu konuda ne düşünüyor” kaygısıyla yazılar yazıyorsa, Türkiye’de demokrasi yok demektir. Aslında demokrasi de işi çözmüyor. Cumhuriyet ve demokrasi ağır aksak gidiyor. Diyelim ki askerin siyasete müdahalesini bertaraf ettik, Türkiye güllük gülistanlık olur mu? Çok zor..

*Peki sorunlar nasıl çözülebilir?

Bence en önemli sorun, Türkiye’nin hukuk devleti olmamasıdır. Demokrasi de beni çok ilgilendirmiyor. Önemli olan da, yurttaş olarak hukuk devleti tarafından güvence içinde olmamdır. Cumhuriyette beni bu açıdan ilgilendirmiyor. İfade özgürlüğüm olsun, yargı güvencem olsun, yargının tarafsız çalıştığına güveneyim..

*İsterse krallık olsun diyorsunuz...

Tabiî, tabiî. Dünyada bunun sayısız örnekleri var. Krallık olup Türkiye’den hukuk devleti olma açısından daha ileri devletler var.

*Başta sorduğum sorunun cevabını tam olarak aldığımı düşünmüyorum. Türkiye’de demokrasinin yavaş yavaş rayına nasıl oturduğunu açıklar mısınız?

Askerlerin açık olarak tavır aldıkları siyasî partiye Türkiye yurttaşları yüzde 47 oy verdiler. Askerlerin açıkça karşı çıktıkları cumhurbaşkanı adayı cumhurbaşkanı seçildi. Dolayısıyla bu demokraside bir ilerlemedir, ama bu Türkiye’nin hukuk devleti olma yolunda neye tekabül eder, o ayrı bir konu. En azından millî iradenin güçlenmesi anlamına gelir. Millî iradenin güçlenmesi de her şey demek değil.

*Nasıl yani?

Türkiye’deki temel sorun millî iradeyi kimin sınırlayacağıdır. Millî iradeyi ya cumhuriyetin kurucu ilkeleri adı altında bir güç sınırlar, ya da evrensel hukuk normları sınırlar. Ben bu konuda yurttaş olarak tarafım ve millî iradenin 1923’ün kurucu ilkeleriyle sınırlanmasını istemiyorum. Evrensel hukuk normunun esas alınmasını istiyorum.

*Sizi Atatürk ve Kemalizm düşmanlığıyla suçlamasınlar dikkat edin.

Atatürk düşmanlığı saçma ve aptalcadır. Benim yaşam tarzımdaki bir insanın Atatürk’e düşman olması aptalca bir şeydir. Kemalizmle sorunum vardır, o ayrı bir şey.

*Sizi Kemalizmle sorunlu yapan nedir?

Kemalizm, kendi içinde sistematiği olan bir ideolojidir. İdeolojileri kötülemek 12 Eylül paşalarının maharetidir. “Atatürkçülük bir ideoloji değildir” lâfı “Kemalizmi ciddiye almayın, saçma sapan, uyduruk bir şey” demektir. Halbuki ben olaya daha saygılı yaklaşıyorum ve “Kemalizm ideolojidir” diyorum.

*Peki sorun ne?

İdeolojiler, demokraside yarışmacı siyasî sistem içerisinde başka ideolojilerle yarışırlar. Kemalizm yarışmacı siyasal sistemin yarışmacı bir parçası değil. Kemalizm, Türkiye’de anayasal bir ideolojidir. Diğer tüm ideolojilerin üstünde görünüyor. Dolayısıyla bence Atatürkçüler Kemalizme iki büyük hakarette bulunuyorlar. Birincisi “Kemalizm ideoloji değildir” diyorlar. İkincisi Kemalizmi anayasal bir ideoloji olarak savunmak demek, bu ideolojinin devlet desteği olmaksızın yarışmacı sistemde yer alamayacağının ikrarıdır. Bu yarışa girerse, “Kemalizm geride kalır” demektir. Ben Kemalist olsam, kendi düşüncemin demokratik yarış içine sokulmamasına sinirlenirim.

*Peki anayasada hangi ideoloji olmalı?

İnsan hakları ideolojisi... İnsan hakları ideolojisi tersi meşrû olmayan bir ideolojidir. Tersi insan hakları ihlâlidir. Ama Kemalizm öyle bir şey değildir, tersi de meşrû olabilir. Birileri Atatürkçülüğün tersini savunabilirler. Birileri temel insan hakları ideolojisinin tersini savunurlarsa, onlara demokratik yarışmacı siyaset içersinde yer verilmeyebilir. Meselâ faşizme yer verilmeyebilir. Kendi dışındaki ideolojilere hak tanıyan bütün ideolojiler yarışmacı sistemde yer alacaktır, Kemalizm de buna dahildir. Anayasada “Hiçbir düşünce, mülâhaza (faaliyet) Atatürk ilke ve inkılâpları karşısında korunma göremez” lâfı olmamalı. Bu olamaz...

*Bir değerlendirmenizde “Evrensel hukuk fincancı katırlarını ürkütebilir” diyorsunuz. Kim bu fincancı katırları?

Malûmun ilânı yapmayalım.

*Malûmu duymayanlar da olabilir. Malûmu ilân bazen iyidir...

İç siyasal kutuplaşmalara referans vermek yerine, Türkiye’nin olumlu gidişatına katkıda bulunmak daha iyi olur. Eski kavgaları kaşımaktansa, millî iradenin evrensel normlarla sınırlanmasını tartışmak daha yerinde...

*Peki fincancı katırları nasıl ürkütülmez?

Artık Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin uygulanması gerektiğini söyleyerek. Bunun siyasal tartışmasını yapalım. Cumhuriyetin kurucu ilkelerini sınırlandırıcı olmaktan çıkarmak gerektiğini anlatmalıyız.

*Cumhuriyetin kurucu ilkeleri nedir?

“Cumhuriyetin kurucu ilkeleri altı ok mu?” diyoruz. “Bunlar değil” diyorlar. Millî iradeyi sınırlayacak neyse biz de bilelim diyoruz. Burada çok açıklık yok, halbuki Avrupa İnsan Hakları kararları çok açık. İnternete girip bakıyorsunuz. Ama “cumhuriyetin kurucu ilkeleri nedir” diye sorduğunuzda her yere çekilebilecek, sünekliği çok olan şeylerden bahsediyorlar. Biz akademisyen olarak tanım isteriz.

*Neden tanım yapılmamış sizce?

Bugüne kadar toplumun gizli egemenlerle bu tanımı yapmaması, egemenlere büyük bir manevra alanı sağlamıştır. Bunlar sivil, asker bürokrasidir. Böyle tanımsız manevra alanları hukuk devletlerine yakışmıyor. Bunları tanımlayalım. İyi anlatılırsa, insanlarla kavga edilmezse, millî iradenin sınırlayıcısının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olması konusunda geniş bir mutabakat sağlanabilir.

*Bazı çevreler de, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin İslâmcılara hareket alanı sağlayacağını ve laikliğin bundan kötü etkileneceğini savunuyor...

Ben İslâmcı değilim. Bence bu kaygıların bir anlamı yok.

*Neşe Düzel’e röportaj veren Tarhan Erdem başörtüsü serbest bırakılırsa, iki yıl içinde üniversitelerde başörtüsüz kız kalmaz diyor ama...

Tarhan Beye çok saygım var, ama talihsiz bir açıklama. Böyle bir şey olmaz. Bu üniversiteye mini etekli kızlar alırsak, herkes mini etek giyer demek gibi basit bir görüştür. Şerif Mardin’in mahalle baskısı önemli bir kavramdır, ama üniversiteler mahalle değil. Üniversiteleri kamusal alanın özgürlüğünün dolu dolu yaşandığı bir ortam haline getirirsek, böyle bir baskı olacağını düşünmüyorum.

*Peki bu değişime direnenler nasıl ikna edilebilir?

Ben onu bilmiyorum, birilerini razı ettirmek siyasetçinin işi. Bundan sonraki sürecin bu olduğuna inandığım için, bunu söylüyorum. Bu sürecin önünde toplumsal güçler olacaktır. Biz kimseyi ikna etme ve mutabakat aramadan niye bunu istediğimizi anlatmaya çalışırız.

*Peki, nasıl olur da anlatılamaz? Riskler nelerdir?

Bu kavga sadece ideolojik kavga değil, aynı zamanda pozisyon rantı. Pozisyon rantına bağlı olarak parasal rantlar da var. Bu rantlarını bırakmak istemiyorlar. Birilerinin statükodan pozisyon ve parasal rantı varsa, onu ikna edemezsiniz. Ben paradan vazgeçiyorum demez.

*Değişim konusunda sizce uzlaşma sağlanacak mı?

Ben değişimi olumlu bulduğum için destek veriyorum. AKP’li değilim. Demokratlıkla muhafazakârlık arasındaki ayrımda AKP zorlanacak. Demokratlar muhafazakârca yaşamak isteyenlerin isteklerine saygı duyacaklar, ama muhafazakârlara da çok iş düşüyor. Muhafazakârlar da kendisi gibi olmayanlarla kamusal alanda birlikte olmayı öğrenecekler.

*Meselâ?

Kadir Topbaş’ın sahip olduğu Saray Muhallebicisi’ne gittiğimde içki istemem, ama belediye tesislerindeki içki yasağını anlayamam. Kemal Alemdaroğlu, “Burası benim üniversitem” deyip başörtülüleri içeri almıyor. AKP’liler de “Burası benim belediyem, içki servisi yapmam” diyor. Aynı metodoloji... Muhafazakâr hayat simgeleriyle kamusal alana katılmak isteyenlerin önünü açın, destek verelim, ama siz de farklı görüşteki insanlara kamusal alanda hayat hakkı tanıyın. AKP’ye karşı bir arkadaşımla belediye tesislerine gittiğimde içki servisi yapılmadığına dikkat çekerek, “Kemal Alemdaroğlu da iyi yapmış” deyince cevap veremiyorum. Bu tür karşıtlıklar ileride Türkiye için tuzak olabilir...

*Yeni anayasa konusunda tartışmalar devam ediyor. Hüsamettin Cindoruk “Darbecilerin yargılanmasına gerek yok” demiş. Katılıyor musunuz?

Niye yargılanmasın ya? Cindoruk konusuna girmek istemiyorum. Siz onu Hüsamettin Bey’e değil de çocukları ve kendi işkence görmüş insanlara sorun. Kenan Paşa’nın devlet korumalarıyla gezmelerine nasıl bakıyorlar? İnsanlar kendi devletleriyle de özdeşleşmek istiyorlar. Anayasanın geçici 15. maddesinin 25 yıldır durması Türkiye için bir utançtır.

*Peki AKP’nin anayasal değişim gerçekleştirmesi için entelektüel destek var mı?

Olabilir, oldu da. Ufuk Uras ve Baskın Oran’a İstanbul entelektüelleri destek verdi. Bağımsız aday olmasalardı, oyların büyük çoğunluğu AKP’ye gidecekti. AKP, 2002-2004 AB sürecinde ciddî bir destek aldı. AKP, Türkiye’de geniş bir toplumsal koalisyonlar oluşturmalı. İstanbul azınlıklarının neden AKP’ye oy verdiğini AKP görmeli. Buna benzer koalisyonlar oluşturmalı...

*Askerin rahatsızlığını nereye koymamız gerekiyor?

Bence demokrasilerde askerin rahatsızlığı diye bir şey olamaz. Askere az para verirsiniz, düşük bütçeyle militer etkinliği zedelenirse anlarım. Cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği korumak kimsenin tekelinde değildir. Bu bizim işimizdir... Bence 22 Temmuz seçimiyle büyük bir başarı sağlanmıştır.

*Ya yeni anayasa sürecinde rahatsızlığını belli eden sivil toplum örgütlerine ne demeli?

Sivil Toplum Kuruluşları ne kadar sivil tartışma konusu. 28 Şubat’ta ne kadar sivil olduklarını gördük. Tandoğan’daki cumhuriyet mitinglerinde gördük. Sivil toplum örgütlerinin kol kola yürüdüğü kişi, eski Jandarma genel komutanıdır...

Özgürlük arttıkça başarı yükselir

Yeni Eğitimciler Derneği Genel Başkanı Hasan Tanrıverdi ile 2007-2008 eğitim öğretim yılının başlaması dolayısıyla yaptığı röportajda, öğrenci, öğretmen ve eğitim sistemimizdeki eksikleri ve çözüm tekliflerini konuştuk.

AB standartlarına göre, Türkiye’nin 185 bin öğretmene ihtiyacı olduğunu söyleyen Tanrıverdi, geçtiğimiz eğitim ve öğretim yılına “şiddet”in damgasını vurduğunu hatırlatırken, şiddetin önlenmesinde manevî eğitimin göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi.

Meslek liselerinin gelişmekte olan Türkiye için çok önemli olduğunu, ancak bu okullarımızın halinin perişanlığına vurgu yapan Hasan Tanrıverdi, katsayı engeli ve adaletsizliğinin devam ettiği sürece bu okulların tercih edilmeyeceğini söyledi. Tanrıverdi, “Bu katsayı engeli hemen ortadan kaldırılmalıdır” diye konuştu.

*Sizce eğitim nedir?

İnsanın yaratılış özelliklerine dikkat edersek, insanın fıtrî vazifesi öğrenerek gelişmektir. İnsan en mükemmel varlık, cahil, aciz ve fakir, binlerce his ve duyguya sahip. Bu açıdan bakıldığında insanın eğitimi çok önemlidir.

Zaten eğitimin hedefi insandır. Dolayısıyla eğitim; insanda doğuştan var olan kabiliyetlerin uygun plân ve program dahilinde eğitilerek geliştirilmesi olayıdır. Eğitimciler insanların ruhuna hitap edebilirse; eğitim amacına ulaşmış olur

Eğitim, kişinin kendini tanımasına yardım eder, yaradılışını korur ve ruhunda var olan kabiliyetleri geliştirir. Onu geleceğe hazırlar ve sosyal uyum içinde yaşamasına zemin hazırlar. Eğitim, insandaki yaradılıştan gelen yetenekleri keşfeder, moral değerlerini yeni nesillere aktarır, kişilik ve kimlik kazandırır, duygu ve düşünce hayatının değişmesine yardım eder. Eğitim bir bakıma değişimdir, yenilenmektir, pişmektir, yücelmektir... Eğitim; kısaca kişilerde meydana gelen davranış değişikliğidir.

Özgür düşünen, düşündüğünü konuşabilen ve yazabilen, sorumluluk alabilen, öz güven sahibi çağdaş dünyanın bir üyesi ve geniş vizyon sahibi, kendi ülkesine ve ailesine iyi bir vatandaş olan insan yetiştirmek, eğitimin en büyük hedefi olmalıdır.

*Yeni bir eğitim ve öğretim yılına başladığımız şu günlerde sizce Türk Millî Eğitimi’nin en önemli sorunu nedir?

Eğitimin en önemli ögesi öğretmendir. Eğitici olmazsa eğitim olmaz. Şu anda AB standartlarına göre Türkiye’nin 185 bin öğretmene ihtiyacı olduğunu Millî Eğitim Bakanlığı’ndan başka herkes kabul ediyor. Bu dönemde, sadece 20 bin öğretmenin ataması yapıldı. Her ne hikmetse, atamalar sonucu 600 kadro da boş kaldı. Merak ediyorum, bu kadar öğretmen açığı varken, Sayın Millî Eğitim Bakanı eğitime nasıl çağ atlatacak?

*Okullarda şiddet konusunda neler söyleyeceksiniz?

Geçtiğimiz eğitim ve öğretim yılına “şiddet” damgasını vurmuştu. Millî Eğitim Bakanlığı’nın bu sorunu çözecek gerçek projesi varsa, ortaya koymalıdır. Okullarımızın yeni bir şiddet furyasına tahammülü kalmamıştır. Ayrıca şunu özellikle söylemek gerekir ki; şiddetin önlenmesinde manevî eğitimin göz ardı edilmemesi gerekir.

*Okullaşma ve derslik hakkında neler söylersiniz?

Son 4-5 yılda yeni okul ve derslik yapımında büyük mesafeler alındığı bir gerçek. Ancak bu hızla gidildiğinde, sür’atli nüfus artışı karşısında okullaşmanın yetersiz kalması kaçınılmazdır. Bu sorunun bizce en kolay çözümü, büyük illerde bulunan merkezî yerlerdeki okulların satılıp, geliriyle şehir dışına daha fazla sayıda okul yapmak. Meselâ; Ankara’nın merkezindeki Kızılay’daki bir okul satıldığında, onun geliri ile şehir dışına uygun yerlere en az 5-6 okul yapılabilir. Bu vesile ile hem trafik sorununun çözümüne katkıda bulunulur, hem de servis ücretlerinin bir bölümü karşılanabilir.

*Zorunlu ve kesintisiz 8 yıllık eğitim devam ediyor. Bu sistem başarılı olabildi mi?

Zorunlu eğitim 8 yılın da üzerine çıkarılmalıdır. AB sürecinde gerçekleşmesi ülkemiz için artı puandır ve de gereklidir de... Ancak kesintisiz olarak yapılması gerekir. Yani, 5-3-4… şeklinde olmalıdır. 28 Şubat sürecinde imam hatip okullarının önünü kesmek için yapılan kesintisiz eğitim düzenlemesinden ülke büyük zarar gördü ve istidat ve kabiliyetlerin gelişmesine büyük darbe vurdu. Zaman gösterdi ki, imam hatip liseleri yeniden canlandı. Baskı ve zorlamayla milleti yönlendirme mümkün değildir. Bu arada, şu konuyu özellikle belirtmeliyim, imam hatip liseleri, dinî kültürün bilgi ve becerilerin verildiği okullar olması sebebiyle, bu okullarda dinî vecibe olması dolayısıyla başörtüsü yasağı kaldırılmalıdır. Ülkemiz yasaklar ülkesi olmaktan bir an önce çıkarılmalıdır.

*Eğitim sistemimizdeki yenilikler hakkında neler söylersiniz?

Son dönemde birtakım olumlu gelişmelerin olduğu bir vakıadır. Yeni program çalışmaları, öğrenci merkezli eğitim. Okul kitaplarının ücretsiz dağıtılması, öğretmenlerin hizmet içinde yetiştirilmeleri, başöğretmen ve uzman öğretmenlik uygulamasına geçilmesi öğretmenlerin kendisini geliştirme isteğini tetiklemiştir. İlköğretim birinci sınıfların bir hafta önceden okula başlamaları, “e-kayıt sistemi” gibi çalışmalar olumlu gelişmeler olarak görülebilir.

Demokratik ülkelerde olmayan önlük ve formanın da bir an önce kaldırılması ve serbest kıyafete geçilmesi öğrenciler üzerindeki resmî baskıyı kaldıracak, daha özgürlükçü bir ortam sağlayacaktır. Hatta öğretmenlerin düğüne gider gibi, takım elbise giymeleri ve kravat takma mecburiyetinin kaldırılması da, yenilikçi ve özgürlükçü ortamın gelişmesinde önemli katkıda bulunacaktır. Fazla resmiyet öğretmenlerimizi sıkmaktadır. Özgürlük arttıkça, başarı o kadar yükselir. Kaliteyi yükseltmek istiyorsak, demokratik ve özgürlükçü anlayışımızı genişletmeliyiz.

Şunu özellikle belirtmeliyim ki; meslek liseleri gelişmekte olan ülkemiz için çok önemlidir. Ancak bu okullarımızın hali perişandır. Katsayı engeli ve adaletsizliği devam ettiği sürece bu okullar tercih edilmeyecektir. Çünkü üniversiteye girme noktasında önleri kapatılmıştır. Dolayısıyla başarılı öğrenciler düz liseleri tercih edeceklerdir. Okuyan öğrencilerin mağduriyeti devam edecektir. Bu adaletsiz katsayı engeli bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

Elbette ki bu haksızlığın giderilmesi YÖK’e çekidüzen vermekten geçer. Artık hükümet ve Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK sorunu altında ezilmekten kurtulmalıdır.

*Okul veli işbirliğinin eğitime katkıları nasıl olmalıdır?

Geçen yıl “Haydi kızlar okula” sloganıyla güzel bir kampanya başlatıldı. Bizce bu yıl da “Haydi veliler okula” diyerek yeni bir kampanya başlatılması gerekir. Veliler genellikle okullardan uzak kalıp, çocuklarının sorunlarını, ya da eksiklerini bir başkasının ağzından duymayı hazmedemiyorlar. Onun içindir ki, çoğunlukla çocuklarının eğitimini okullara ve dershanelere ihale etmişlerdir. Halbuki öğretmen ve velinin diyalog kurduğu bir ortamda öğrencinin başarı şansı daha yüksek olmaktadır.

*Her yıl yaşanan, okullarda kayıt parası alınması konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sorunun tek çözümü var, okullarımızın bütün ihtiyaçlarının devletçe istisnasız karşılanması, bütün okulların özelleştirilmesi ya da mahallî idarelere devredilmesidir. Devlet sadece program ve denetlemeyi üstlenmelidir.

Hem okullara yeterli ödenek vermeyeceksin, hem de şu veya bu isim altında Okul Aile Birliklerine bağış aldırtmayacaksın. Sayın Millî Eğitim Bakanı açıklayabilir mi, kadrolu kaç memuru ve yardımcı hizmetlisi var? Okulların kendi bütçesiyle görev verdiği sözleşmeli elemanı var. Okullar kendi imkânlarıyla memur, hizmetli, güvenlik görevlisi çalıştırmak zorunda, bağış almadan bunu nasıl yapacaklar? Bazı basın kuruluşlarının okul müdürlerini hedef tahtası haline getirmeleri hiç güzel değil. Okul müdürleri ve aile birlikleri de bağış alırken, bu sorunları uygun dille anlatmalıdır.

*Başarılı bir öğretmen nasıl olmalıdır?

Başarılı öğretmen; sakindir, sinirlenmez, soğukkanlıdır, aşırı duygularını göstermez. Ön yargılı ve yanlı değildir, eşit davranır. Başarılı öğretmen özgür eğitim ortamı hazırlar ve bu ortamı her zaman düzenli tutar. Başarılı öğretmen sırdaş, adaletli, sevecen, çalışkan ve üretken olmalıdır. Başarılı öğretmen sesini değil, sözünü yükselten olmalıdır. Çiçekleri yeşerten rahmet damlalarıdır, gök gürültüsü değil…

Öğretmenlere bazı tavsiyelerimiz olacak. Ezberletmeyin öğretin, korkutmayın düşündürün, baskı yapmayın özgür bırakın, yasaklamayın açıklayın, susturmayın tartıştırın. Yeni öğretim yılının bütün çocuklarımıza, ailelere ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Fatih KARAGÖZ

17.09.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (10.09.2007) - Rejim, kendisini tasfiye ediyor

  (03.09.2007) - Fehmi Koru: Gül, tarizlere aldırmaz

  (01.09.2007) - Tanıtım ve Pazarlama Müdürü Recep Taşçı: Radyo ve tv’lerde Kur’ân-ı Kerim hediye edeceğiz

  (27.08.2007) - Protokolde görünmek başörtüsüne yaramadı

  (22.08.2007) - Ramazan'a Kur'ân'lı merhaba

  (20.08.2007) - Tezkereciler AKP’ye yakınlaşıyor

  (19.08.2007) - Büyüklerle konuşulmalı

  (13.08.2007) - Devlet ve zenginler daha az tüketmeli

  (09.08.2007) - Ev tekstili ürünleriyle Osmanlı nakış sanatını dünyaya tanıtıyorlar

  (23.07.2007) - Avrupa Birliği yolundan çıkarsak Türkiye için de, Avrupa için de iyi olmaz

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri