Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 10 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Gelinen nokta...

Gelinen nokta -başlıkta da belirtmeye çalıştığım gibi- “nokta nokta”dır diyebiliriz. Yani daha açıkçası, henüz hiçbir şey olmamış, başörtüsü yasağının kalkması yönünde henüz olumlu hiçbir gelişme gerçekleşmemiştir.

“Bunu nasıl söylersin, Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişiklikleri ne yapacağız” diye sormuyorsunuzdur umarım.

Sormayın, çünkü söz konusu değişiklikler Anayasa açısından hiçbir şeyi değiştirmemiştir.

Bunu söylerken sanmayın ki, dün pek çok gazetenin (Hürriyet’ten Radikal’e) baş sayfasını süsleyen “Bu ülkede hakimler var!” anafikrinin işaret ve hiç değilse ima etmeye çalıştığı problemi kastediyorum. Biliyorsunuz bu problem, Anayasa Mahkemesi’nin 10 ve 42. maddede yapılan değişiklikleri şekilden mi yoksa esastan mı ele alması gerektiği üzerine kafa yoruyordu.

Söylediğim gibi, benim açımdan bu “problem” bir problem teşkil etmiyor. Anayasa Mahkemesi, muhakkak ki, söz konusu değişiklikleri “şekil şartları” açısından inceleyemeye alacaktır. Aksini düşünmek -bana- mantıksız geliyor, çünkü söz konusu maddelerde yapılan değişiklikler maddelerin bugünkü haline ek olarak en ufak bir yenilik getirmiyor. Dolayısıyla bu durum Anayasa Mahkemesi’ni niçin meşgul ya da rahatsız etsin?

Demek ki, Anayasa’da yapılan değişiklikler Mahkeme’den problemsiz biçimde geçecek, ama bu değişikliklerin başörtüsü yasağının kalkması yönünde en ufak bir katkısı olmayacaktır.

Çünkü:

Bugünkü hali “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” olan 10. maddeye, 401 kabul oyuyla “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ilavesini yapmak maddenin ruhuna hiçbir katkı yapmamaktadır. Aksini düşünmek (hayal etmek) mümkün müdür? Pek tabii ki, büyük gürültüyle maddeye eklenen “kamu hizmetlerinden yararlanılması” ifadesi de önceki cümlede bahsedilen “bütün işlemler”in bir parçasıdır. Dolayasıyla bu değişiklikte “yeni” bir yanın olduğunu iddia etmek imkansızdır.

Benzer şekilde, bugünkü hali “Kimse, eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz” (1. fıkra) ve “Öğretim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir” (2. fıkra) olan 42. maddede yapılan “değişiklikler”den umutlanmak da boşunadır. 1. fıkrayı “Kimse, kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz” şekline sokmanın neresi yenilik! 2. fıkrayı “Öğretim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir” şekline sokmanın neresi “umut”? Fıkraya “ve kullanılmasının sınırları”nın eklenmesi neyi değiştirir? 42. maddenin kabul edilen 7. fıkrasının “kanun”da ısrarı ise (“kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeble kimse yükseköğretim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir”) sanki 1000 yıl öncesinin İngilteresi’nde mutlak monarşinin önüne duvar örmek isteyen meşrutiyetçilerden esinlenerek kaleme alınmış! Anayasasında “hukuk devleti” olduğu söylenen bir ülkede, “kanunda açıkça yazılı olmayan” mahrumiyetlerden söz etmenin ne âlemi var?

Demek ki, Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişiklik derde deva olacak nitelikte değil. Söz konusu “değişiklikler”, mevcut maddeleri biraz daha “açmış” o kadar. Bu “değişiklikler” tek başına hiçbir işe yaramaz. Peki, bu “değişiklikler”in yanı sıra (“çene altı” şartından dolayı!) giderek mizah konusu olan “ek 17. madde”ye ilişkin “uzlaşılan metin”i de Meclis’ten geçirmek bir işe yarar mı?

Yaramaz, çünkü söz konusu “uzlaşılan metin”, içinde “başının örtülü olması” ifadesini barındırdığından, yasalaştığı takdirde Anayasa Mahkemesi tarafından büyük ihtimalle (“muhakkak” dememek için böyle söylüyorum) –88’deki düzenlemenin haklı iptali örnek alınarak– iptal edilecektir.

Aslına bakacak olursanız, yasağın kaldırılması açısından bu ek 17. maddenin bugünkü hali (“Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir:”), ben kendilerini “mânasız” bulsam da, tek başına yeterlidir.

Zaten dikkat ederseniz (Cemil Çiçek’in genel kuruldaki konuşmasını hatırlayın), “uzlaşılan metin”e yönelik tereddütler de artmıştır. Ek 17. maddenin bugünkü haliyle bırakılması mümkündür..

Yeni Şafak, 9.2.2008

Kürşat Bumin

10.02.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Prof. Dr. Ahmet İnsel: AKP kalıcı çözüm fırsatını kaçırdı

  Ya değişiklik yetmiyorsa

  Anayasa formülüne gerek yoktu

  İstanbul’da, Rumlardan kalma evlere, kimler nasıl el koydu?

  Gelinen nokta...


 Son Dakika Haberleri