19 Aralık 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Selim GÜNDÜZALP

Allah’a doğru bir yolculuktu hicret


A+ | A-

İki güzel insan… İki güzel arkadaş… Tam inanmış iki kişi… Biri Hz. Peygamber’di (asm), diğeri sadık dostu Ebûbekir Sıddık (ra). Bir emir ulaştı Hz. Peygamber’e (asm), izin verildi. Bu yolculuğa beraber çıkacaktılar. Dünyanın gidişâtını değiştirecek bir yolculuktu bu. O güne kadar hiç görülmemiş ve yaşanmamış bir yolculuktu. Yıllardır süren ezalar ve cefalar karşısında, Mekke’deki mü’minlere nihayet hicret izni çıkmıştı. Medine’ye göç edilecekti.

Hz. Peygamber (asm), iman dâvâsındaki en sadık arkadaşı olan Sıddık-ı Ekber’e (ra) o gün her zamankinden farklı bir vakitte ziyarette bulundu. Bu beklenmedik ziyaretin bir sebebi vardı. Bir müjdeyi paylaşacaktı sır dostuyla. Hz. Aişe de (ra) bu sırrın şahitlerindendi. Ne yapılacağı, nasıl hareket edileceği kararlaştırıldı ve kâinatın kaderini değiştirecek olan ilk adım, o gün atılmış oldu. Hicret başlıyordu.

Hicret, vatanı terk ediş değildi. Doğduğu topraklardan, yaşadığı bölgeden ve beldeden ayrılış hiç değildi. Zahiren bir gidişti, ama aslında dönüştü bu. Bu gidişin, Mekke’nin fethiyle dönülecek bir günü vardı. İslâmiyet’in ve insanlığın talihinin parladığı bir gündü bu. Daha nice nice gönüller vardı keşfedilecek. Şehirlerden önce gönüller vardı fethedilecek. Hicret, gönülleri fethetme yolculuğuydu. Sayıca çok fazla olan nice topluluğun yapamayacağı bir işi iki kişi gerçekleştirecekti. Biri Hz. Peygamber’di (asm), diğeri Ebûbekir Sıddık (ra).

Hicret, anlaşılmaz ve bilinmez İlâhî bir sırlar manzûmesidir. Özeldir. Her şey hicret içinde kâinatta, her şey hareket hâlinde. Kanın deveranından, yıldızların seyeranına kadar, derelerin hareketinden, bulutların seyr-ü seyahatine kadar, her şey hicret içinde. Hicret, küçük büyük her şeyin Allah’a (cc) doğru yolculuğudur. Kâinatın kaderini değiştirecek kararlı, azimli, niyetli bir adımdır hicret.

Niye Hz. Ebûbekir (ra) seçildi? Bu sır da bilinmez, özeldir. Görünürde söylenecek çok şey vardır, ama özeldir. Hz. Peygamber’e (asm), dâvâsını tebliğ ettiği ilk günden beri gönlünü ardına kadar açan ve herkes reddederken, ‘Evet’ diyen sadece oydu. En zor günde yâr ve yâren olanın bu özel günde de bir nasibi vardı. Peygamberimizin (asm) hicret arkadaşı, işte böyle bir mü’mindi.

“Hiç reddedenle, hicret eden bir olur muydu?” İşte bunu bütün gözlere gösteren bir mü’mindi. Hz. Peygamber’in (asm), yerine bıraktığı genç ise Hz. Ali’ydi. Kureyş’in en azılı müşriklerinin suikast girişiminde Hz. Peygamber’in (asm) yatağını paylaşan Hz. Ali (ra)… Ölümle burun buruna geldiği o gün, ömrünün en huzurlu ve en rahat uykusunu uyuduğunu söyleyecekti Hz. Ali (ra). İhlâs sırrını yaşayandı o. O da işte böyle bir mü’mindi. Hicretin kalkanıydı. Yollarına kurban olanıydı.

***

Ve yolculuk başladı. Çöllerde rüzgârın söylediği sesleri, zikirleri dinledi iki arkadaş, iki dost. Hiç kimsenin tahmin etmediği yollardan ve yarlardan geçtiler. Asla iki kişi değildiler. Üçüncüleri Allah (cc) olan iki kişiydi onlar. Kur’ân’ın ilk emrinin indiği Hira’nın, o baka baka doyamadığım güzelim Hira’nın, dağların beyi Hira’nın, dağların ağabeyi Hira’nın kardeşi Sevr, şimdi bir başka kardeş dağ, bir başka kardeş mağara, bir büyük olaya şahitlik ediyordu. Onun da bir payı, onun da bir nasibi vardı. O gün gelmişti…

Dağ dağa kavuşmazdı, ama bu dağ öyle değildi. Sevr, Hira gibi sevgililerine kavuşmuştu. Bağrına basmıştı yârenlerini. Kâinatın sevgilisini (asm) doya doya seyretmişti. Sevr’in gözü olsa da gösterse, ağzı olsa da söylese şimdi neler yaşandığını orada. Ama gerek de yok. Dağlar durarak konuşur. Dağlar susarak konuşur. Hele de seçilmiş dağlar... Vahye ve hicrete analık eden, beşiklik eden yüce dağlar…

Hicretin ilk gün misafirleri tarihlerin kaydettiği nice harika sahnelere şahit oldular. Allah’ın izniyle örümcek ağzını kapadı mağaranın, güvercin beri yanda yuvasını yaptı. Ve örümceğin ağına takılı kaldı müşriklerin gözleri... Aralarında bir perde bile yoktu. Kur’ân o mu'cizevî ifadesiyle müşriklerin akıbetlerini çok önceden haber vermişti. Bir dinleselerdi, başına geleceklerden haberleri olacaktı.

Hicret olayı daha yaşanmadan âyet-i kerime diyordu ki:

“Allah’tan başka dost edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Hâlbuki evlerin en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi.” (Ankebut Sûresi, 41)

Yani: “Ey müşrikler! Siz, bir zaman sonra fecî bir yenilgiye uğrayacaksınız bir mağaranın ağzında. İz süren en akıllı adamlarınız da yanınızda olduğu halde, benim Peygamberimin (asm) misafir olduğu Sevr Mağarası’nın kapısındaki örümceğin ördüğü bir ağa takılıp kalacaksınız. Hâlbuki en zayıf ev, kapısı, penceresi, hiçbir şeyi olmayan, rüzgârın bir yerinden girip diğer yerinden çıktığı örümceğin evidir. İşte sizin hâliniz bu örümceğin ağı gibidir. Siz o gün örümceğin ağına mağlûp düşeceksiniz. Peygamberim’e (asm) erişemeyeceksiniz. Ne ona, ne de yanındakine dokunamayacaksınız!”

Evet, durum aynen böyleydi. Mekke’nin ufuklarını çınlatıyordu bu sesler. Ama müşrikler Kur’ân’ın haberlerini duymuyor, dinlemiyorlardı.

Onların bu hâlini Ârif Nihat Asya ne güzel dile getirir:

“Örümcek ne havada,

Ne suda, ne yerdeydi

Hakk’ı göremeyen

Gözlerdeydi…”

***

İki güzel insan… İki güzel arkadaş… İki kişi, inanmış iki kişi, tam inanmış iki kişi, biri Peygamber’di (asm), diğeri Ebûbekir Sıddık (ra). İki kişinin üçüncüsü, âyetin de ifadesiyle, Rabbimiz Allah’tı (cc). Yalnız değillerdi. Hiçbir zaman olmadıkları gibi. Bunu çok iyi biliyorlardı. Allah’a gönülden inanıyorlardı. Omuzlarında kâinat çapında bir dâvâyı taşıyorlardı. Allah ve melekler yoldaşlarıydı. Hicret işte böyle bir gündü. O gün işte böyle bir düğündü. Müşriklerin dövündüğü, mü’minlerin yüzlerinin güldüğü bir gündü.

Şükürler olsun Rabbimize, şimdi Hicretin başladığı günlerin arefesindeyiz, içindeyiz. Rabbim yeni hicretler nasip eylesin. Televizyonlu odalardan, televizyonsuz odalara geçişin hicretini nasip eylesin. Hayatımızı Nur Risâlelerinin dersleriyle doldursun. Kararan dünyalarımızı, nurânî hayatlara geçişin aşkıyla, azmiyle, muhabbetiyle doldursun İnşallah. Küskünlükleri, dargınlıkları bir kenara atıp, barışa, kardeşliğe, kucaklaşmaya doğru geçişin hicretini yaşayalım İnşallah. İçimize hapsettiğimiz bütün güzel duyguların nefes almasını, Allah için sevdiklerine kavuşmasını, yaratıldığı gayeye doğru koşmasını isteyelim ve seyredelim. Bırakalım da duygularımız doya doya yaşasın bu güzel günü. Duygularımız da hicretini yaşasın. O mübarek günün hatırasına, hayallerimiz, fikirlerimiz, davranışlarımız, ahlâkımız, imanımız da hicretten nasibini alsınlar İnşallah. Açılmayan kapılar ve kitaplar açılsın. Söylenmeyen sözler, Allah’ın razı olacağı o en güzel sözler söylensin artık. O sözler ki hepimize emanettir. Açılsın sözlerdeki sırlar bir hicret sabahında, bize de açılsın İnşallah. Bir hicreti içimizde yaşamak, doya doya yaşamak, bu köhne dünyada bizim de nasibimiz olsun İnşallah.

Dağ dağa kavuşmaz derler ya, inanmayın. Dağlar; Uhudlar, Hiralar, Sevrler, o dağ gibi dağlar nasıl bir duâ etmişler ki, duâları kabul bulmuş. O duâlar Yaratanın katında kabul bulmuş ki dağ gibi dağlar, kâinatın habibine kavuşmuşlar. Barınak, sığınak olmuşlar. Karanlık gecelerde yıldızlarla konuşmuş, aylara, güneşlere arkadaş olmuşlar. Ve kâinatın canlı güneşine (asm) yer açmak için seferber olmuşlar. Birinden birine bir nasip düşmüş, kâinatın habibini, Allah’ın habibini (asm) sinelerinde misafir etmişler.

Bir gün yolunuz oralara düşer ve uğrarsa, o yüce mekânlara misafir olursanız şayet, o günlerin aziz hatırasından kalan bir nasip, bir nimet sizi de bekliyordur mutlaka. Dağların bile nasipsiz kalmadığı bir dünyada, Rabbim insanları, şu Müslümanları nasipsiz bırakır mı? Hele oraya bu maksatla uğrayanları hiç eli boş gönderir mi?

Her şey hicret içinde kâinatta, her şey hareket halinde. Her şey zikrinde, her şey bir plan ve nizam dâhilinde akıp gidiyor. Her şey hicret içinde. Allah’a doğru, Allah için...

Hicret, Allah’a doğru bir yolculuktur. Hicret, kâinatın kaderini değiştirecek İlâhî bir yolculuktur.

Kendine bir nasip arayan mahrum olmaz bu aydan, bu sofradan.

Rabbim hicretimizi mübarek eylesin. Hicretin yaşandığı ayı, günü mübarek eylesin. Takvimlerin değiştiği gibi, hayatımızın değiştiği günleri bize de nasip eylesin İnşallah… Rabbim bu yolculuğu nasıl bereketli kıldıysa bizleri de şefaatlerine nail eylesin İnşallah.

19.12.2009

E-Posta: sgunduzalp@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (12.12.2009) - Allah aşkıyla yanan, yanmaz

  (05.12.2009) - Her insanın ölümü, kendi kıyametidir

  (28.11.2009) - Hayatta sizi ne heyecanlandırır?

  (21.11.2009) - Bir su damlasının hayali

  (14.11.2009) - Okuyamamanın tevbesi okumaktır

  (07.11.2009) - ‘Her insan ölebilecek yaştadır’

  (24.10.2009) - BİR İFTİRAYA CEVAP

  (17.10.2009) - ÇAĞIRIYOR!

  (10.10.2009) - Neye niyet ediyorsanız, onu yaşarsınız...

  (26.09.2009) - Ve insan unuttu!..

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Baki ÇİMİÇ

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Gültekin AVCI

  H. Hüseyin KEMAL

  H. İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Muzaffer KARAHİSAR

  Nejat EREN

  Nurullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin YAŞAR

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu

Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.
Kurumsal Linkler: Risale-i Nur Kongresi - Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim - Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl