"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bilginin evrenselliği ve beyin göçü

Şeyma Ceren Sanlı
20 Haziran 2024, Perşembe
Bir ülkede beyin göçü haberlerinin sıklaşması, bu haberlere şahit olan insanlarda, ülkesinin geleceğine dair umutsuzluk ve endişe uyandırabilir.

Ancak tarihe bakıldığında; eğitimde ve nitelikli iş gücünde değişim hareketlerinin, mevcut problemleri çözmenin en pratik yollarından biri olduğu görülür. Daha da önemlisi “göç etme” olgusunun evrensel bir kural olduğu anlaşılırsa beyin göçünün de ortak kültür bağlamında gelişmenin bir kaynağı olduğu anlaşılır. Düşünmeye en genel ve tanıdık olandan başlarsak; doğası gereği birçok canlı türünün, temel ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilecekleri farklı mekanlara gitmek üzere yer değiştirdiğini biliyoruz. Hayvanlar âleminde bu ihtiyaçlar genellikle yiyecek bulmak, iklim değişikliğinden zarar görmemek veya türünü devam ettirmek gibi dürtülerden kaynaklanır. Benzer şekilde insanlar tarih boyunca geçinme, güvenlik, sağlık vb. ihtiyaçlarını iyileştirmek için şartları daha elverişli yerlere göç etmişlerdir. 

Ancak göç etmek sadece hayvanların ve insanların gerçekleştirdiği bir faaliyet değil, sahip olunan potansiyelin, varlığın doğasına en uygun şekilde kullanılacağı yere doğru yer değiştirmesi bağlamında evrensel bir olgudur. 

Ortak Kültür Kavramı

Kültür kavramı her ne kadar ulusal bir olguymuş gibi düşünülse de 2018 yılında vefat eden ve yaşamında göç etmeye zorlanmış değerli bilim tarihçisi Fuat Sezgin’in üzerinde sıkça durduğu gibi; insanoğlunun bugüne kadar bilim, teknik, sanat, spor, felsefe, din gibi alanlarda ortaya koymuş olduğu her ürün insanlığın ortak kültür malıdır. Çünkü her bir zihinsel ürünün beslendiği kaynak, insanoğlunun uygarlık tarihi kadar eskidir ve belirli bir ulusla sınırlandırılamaz. Dolayısıyla mutlak millî bir bilgi çeşidinin üretilmesi gibi bir durum hiçbir millet için sözkonusu olamaz.

Bilgi/yetenek sahibi bir kişi, yüzyıllardır farklı medeniyetlerce ömür ömür işlenen ortak beynin bir kıvrımında katkıda bulunmak veya en azından iki nöron arası yeni bir bağlantı kurarak sahip olduğu donanımın bir anlamda zekâtını vermek isteyecektir. Bilgi üretiminin safi millî olamayacağına ve elde edilen bilginin de insanlığın ortak kültür ürünü sayılması gerektiğine göre imkânların yetersiz olduğu yerde kişinin, farklı topraklarda yeşermek üzere rahatından feragat etmesi elzem görülmelidir.

Göç Ederken Kimliklerimizi Nereye Bırakırız?

İslâmî çerçeveden bakıldığında, Hz. Muhammed (asm), mesafeye vurgu yaparak “İlim Çin’de de olsa ona talip olun.” demiştir. Ayrıca Allah, düşünebilen her bir insanı dünyadaki halifeleri olarak yarattığını Kur’ân’da bildirmekte ve “yeryüzüne dağılın” buyurmaktadır. Dolayısıyla bir kişinin kendini dindar olarak tanımlaması, onu belli ırklar içine hapsetmez, aksine özgürleştirir. Zirâ din Türklerin/ Hintlilerin/ Arapların vs. değil, Allah’ındır ve akıl sahibi tüm insanlara indirilmiştir. İlim öğrenmek İslâm’da farzdır ve ilim öğrenme yolunda vefat edenler şehit sayılmıştır (İbni Âbidîn, II, 252).

Benzer şekilde vatansever ve eğitimli bir genç, ülkesi için bir şey yapmak istiyorsa kendini hayali sınırlar içine hapsetmesi büyük bir yanlış olacaktır. Elbette her ülkede çok iyi işler yapan insanlar vardır ancak modern dünyada uzmanlık alanlarının giderek daha dar alanları kapsaması, beyin göçünü zorunlu kılan olgulardandır. İş, ehlinden öğrenilir. Ehil neredeyse kişi onu arayıp bulmalı ve alanında en iyilerden olabilmek için gayret göstermelidir. 

Türkiye özelinde, tarih içerisinde gerek Osmanlı Türkiye’sinde gerek Cumhuriyet Türkiye’sinde birçok genç eğitim için yurtdışına gönderildiği gibi, özellikle II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’ye birçok yabancı bilim insanı gelmiş, önemli bilimsel katkılar sunmuş, modern üniversitelerin temelini atmış, sonrasında birçoğu kendi ülkesine veya başka ülkelere dönmüştür.

Günümüzde de hem devlet kurumları aracılığı hem de özel burslar ile yurt dışına eğitim ve araştırma için gençlerin gönderilmesi desteklenmektedir. Bilimin yanında sağlık, hukuk, finans gibi alanlarda da beyin göçleri yaşanmaktadır. Ülkenin geleceği için bu olgunun halk arasında da normalleşmesi ve ortak kültür mirasına katkı açısından gelişmeyi sağladığının kabul edilmesi gerekmektedir. 

(Genç Yorum Dergisi, Mart 2024 sayısından kısaltılarak alınmıştır.)

Okunma Sayısı: 527
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İ. Seyda

    20.6.2024 14:03:02

    Beyin göçü için, "eğitimde ve nitelikli iş gücünde değişim hareketlerinin, mevcut problemleri çözmenin en pratik yollarından biri olduğu görülür." tezi tartışmaya açık bir konu. Kısmen doğru bir yönü olmakla birlikte gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ülkelerin insan kaynağını sömürme hususu da var. Bu yazının çıktığı gazetenin bugünkü sayısında iki farkı haber başlığını aktarmak yeterli olabilir: "Hukuksuzluk kaçırıyor - Beyin göçü en büyük milli güvenlik sorunu...", "Gençler Türkiye’de yaşamak istemiyor..."

  • A.Yılmaz

    20.6.2024 13:11:25

    Beyin göçü eskiden beri güçsüz ülkelerden güçlü ülkelere doğru yapılmaktadır. Bugün de doğudan batıya doğru bir göç var.

  • Nahit Topaloğlu

    20.6.2024 09:04:50

    Beyin göçünün niçin bize doğru değil de bizden olduğunu düşünmek ve müsebbiplerini ifşâ etmek de gerekmez mi?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı