Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 18 Şubat 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

Sadece polisle şiddet önlenmez

Okullarda şiddete karşı MEB-polis iş birliği yapılacak. Okullarda yaşanan şiddet olaylarına karşı Millî Eğitim Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve üniversitelerle işbirliği yaparak eylem planı hazırlıyor. UNICEF’in de katkıda bulunduğu “Eğitim Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi ve Azaltılması Eylem Planı” kapsamında gerçekleşecek proje, okullarda koruyucu ve önleyici güvenlik faktörlerinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Okullara kamera yerleştirmekle, polisiye tedbirler almakla okullarda şiddetin önüne geçmenin mümkün olmamakla birlikte pedagojik olarak da doğru olmadığını söyleyen Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı, “Adeta kangren haline gelmiş bulunan okullardaki şiddet olaylarını önlemede ve azaltmada daha köklü ve kapsamlı projeler hayata geçirilmelidir. Okullara kamera yerleştirmek, disiplin yönetmeliğini sertleştirmek yahut polisiye tedbirler almak kangren haline gelmiş bir yarayı aspirin ve yara bandı ile tedavi etmeye çalışmak demektir. Polisiye önlemler yalnızca, yaşanan şiddetin yer ve niteliğini değiştirmesine hizmet eder” dedi.

Avcı, şiddet olaylarının sebeplerinin gelir adaletsizliği, halkın gittikçe yoksullaşması, artarak devam eden göç, işsizlik, devlete ve geleceğe dönük güvensizliğin artması, kültürel yozlaşma, değerlerimizden uzaklaşma ve yabancılaşma gibi sebeplerin yanında kalabalık sınıflar, derme çatma yapılmış okullar, güvenlik tedbirlerinin yetersizliği, öğretmen ve yardımcı personel eksizliği, okulların yeterli fiziksel, eğitsel ve rehberlik donanımına sahip olmaması önemli etkenler olduğunu vurguladı.

OKS, ÖSS, KPSS maratonuyla başlayan birçok sınavın gençleri hırçınlaştırdığını söyleyen Gürkan Avcı, gençlerden çok azının geleceğinin umutlu olduğunu söyledi.

Ahmet TERZİ / ANKARA

18.02.2007


 

Dâvâlar zamanaşımına takıldı

Binlerce kişinin eksik ve kalitesiz malzeme kullanılan binalarda hayatını kaybettiği 17 Ağustos 1999’da meydana gelen Marmara depreminin ardından açılan dâvâlarda 7.5 yıl olan zamanaşımı süresi dün doldu. Böylece, “ölüme sebebiyet vermek”le suçlanan müteahhitler ve denetim görevini yapmayan yetkililer hiçbir ceza almadan kurtulurken, depreme “İlahî ikaz” diyen gazetemiz mensupları aleyhinde açılan dâvâlar mahkûmiyetle sonuçlandı.

Bugüne kadar yüzlerce dosyanın cezasız sonuçlandığı dâvâlarda, en yüksek cezaya mahkûm edilen müteahhit Veli Göçer hakkındaki karar, Yargıtay tarafından onansa bile zaman aşımı sebebiyle diğer dâvâlar için emsal oluşturamayacak. Marmara depreminin ardından açılan dâvâların büyük bölümü zaman aşımına sokuldu. Yıkılan binaların yıkıldığı tarihi değil, yapılış tarihi esas alınarak zaman aşımı süresini hesaplayan yerel mahkemeler, dosyaların ortadan kaldırılmasına karar verdi.

Yargıtay, bu kararların temyiz incelemesini yaparken kritik bir içtihada imza attı. Kararda, yıkılan binaların büyük bölümünün 15-20 yıllık olduğu, bu sebeple binaların yapılış tarihi esas alınarak zaman aşımı süresinin hesaplanması halinde, tüm dosyaların ortadan kaldırılması gerekeceği ifade edildi. Kararda, suç tarihinin, binaların yıkıldığı tarih olduğu, binaların kusurlarının depremle birlikte açığa çıktığı bildirildi. Bu sebeple dâvâların zaman aşımı süresinin 17 Ağustos 1999 tarihi esas alınarak hesaplanması gerektiği vurgulandı. Yaklaşık 20 bin vatandaşımızın ölümünün sorumlularından hesap sorulması yönündeki beklentiler önemli ölçüde karşılıksız kaldı.

Körfez depreminin sorumlularının adalet önünde bedel ödemelerini sağlamakta yetersiz kalan yargı, depremi “İlâhî ikâz” olarak yorumlayan gazetemiz imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular ile Yeni Asya yazarlarını mahkûm etti. Hatırlanacağı üzere Kutlular, 2 yıl 1 gün hapis cezasına mahkûm edildi ve bir süre cezaevine girdi. 17 Ağustos depreminden sonraki yazıları sebebiyle Yeni Asya yazarlarına açılan dâvâların süreçleri şöyle:

13 Ocak 2005: 17 Ağustos depreminden sonra yazdığı yazılar sebebiyle 312’den yargılanıp mahkûm edilen eski Ankara temsilcimiz ve yazarımız Cevher İlhan, bilâhare söz konusu maddede yapılan değişiklik sonucu tekrar yargılanması gerekirken, Kurban Bayramı arefesinde evi basılarak ve ailesinin gözü önünde kaba muamelelere maruz bırakılarak gözaltına alındı, ardından tutuklanıp cezaevine gönderildi, itirazımız üzerine tutuklama kararı kaldırıldı ve 28 saat cezaevinde tutulduktan sonra serbest bırakıldı.

2 Mart 2005: İlhan’ın yaşadıkları, sadece bir buçuk ay sonra Yönetim Kurulu üyemiz ve yazarımız Sami Cebeci’nin başına geldi. O da 27 saat cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi.

17 Ekim 2005: Cemil Tokpınar, deprem için yazdığı bir yazıdan dolayı mahkûm edilmişti. Kararın Yargıtay’da bozulması üzerine, Asliye Cezada görülen iade-i muhakeme neticesinde, mahkeme, yargılamaya esas teşkil eden ceza maddesinde iki kez değişiklik yapılmasına ve ilk kararı da kendisi değil, DGM vermiş olmasına rağmen, mahkûmiyette direnme kararı aldı. Sadece hapis süresini biraz indirip 7300 YTL paraya çevirdi.

15 Şubat 2006: Tokpınar’dan sonra Sami Cebeci de deprem yazısı sebebiyle Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden yargılandı, 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı ve infaz tamamlanıncaya kadar seçme, seçilme; vakıf, dernek, sendika, şirket, parti yöneticisi ve denetçisi olma; bir meslek icra etme dahil birçok haktan mahrumiyetine karar verildi.

14 Mart 2006: Benzer bir durum, hakkındaki mahkûmiyetin 276 gününü hapiste geçirmiş olan Mehmet Kutlular’ın iade-i muhakemesinde de yaşandı. Ağır Ceza Mahkemesi, Kutlular’a evvelce verilen cezada ısrar etti. Sadece “kanunda sanık lehine yapılan iyileştirmeler” sebebiyle bu cezayı kısmen “hafifletti.”

YENİ ASYA / İSTANBUL

18.02.2007


 

ABD’nin demokrasi söylemi fantezi

Türkiye’nin Terörle Mücadele Özel Temsilcisi Emekli Orgeneral Edip Başer, ABD’nin, Irak’a yönelik son askerî müdahalesinin amaçları arasında sayılan ‘’bölge ülkelerine demokrasi getirme’’ söyleminin, ‘’garnitür’’ veya ‘’fantezi’’ olmaktan öte anlam taşımayacağını söyledi.

Edip Başer, Çukurova Genç İşadamları Derneği’nce (ÇUGİAD) Adana’da düzenlenen, ‘’Türkiye, Geleceğini Konuşuyor’’ faaliyetleri kapsamında gerçekleştirilen, ‘’Irak’ta Son Gelişmeler ve Türkiye’’ konulu konferansa konuşmacı olarak katıldı. Başer, ‘’Saddam Hüseyin diktatörlüğünün’’, kışkırtıcı tavırlarıyla bölgeye yönelik yeni projelerini hayata geçirmek için ‘’uygun fırsat kollayan’’ ABD’ye, 2003 yılının başında yeterli gerekçeleri sunduğunu bildirdi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ayakta kalan tek Batılı ülkenin ABD olduğuna dikkati çeken Başer, ABD’nin ‘’tek süper güç’’ statüsünü sürdürmesinin, rakiplerinin hayatî ihtiyacı olan stratejik ham madde kaynaklarının, üretim ve dağıtımının kontrol edilebilmesine bağlı olduğunu vurguladı. Başer, şöyle devam etti:

‘’ABD’nin Irak’a yönelik son askerî müdahalesinin amaçları arasında sayılan (bölge ülkelerine demokrasi getirme) söylemi, hiç kuşkusuz garnitür veya fantezi olmaktan öte anlam taşımaz. ABD’yi yönetenlerin, kum üzerine sağlam bir bina inşa edilemeyeceğini bilmediklerini düşünmek, safdillik olur. Yeterince gelişmiş ve güçlü sosyo-ekonomik altyapısı bulunmayan toplumlarda, demokrasi rejimini tek tip elbise giydirmek anlayışıyla uygulamaya çalışmak, demokrasinin özümsenme sürecini geciktirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Irak’ta var olan durum, insanların hayatta kalması için en temel gereksinim olan güvenliğinin sağlanabileceği noktaya dahi çok uzak görünüyor.’’

Başer, Irak’ın sosyal yapısının ana unsurları arasındaki etnik gruplarla mezhepsel topluluklar arasındaki katliâmları da içeren çarpışmaların, düşmanlığı onarılması imkânsız biçimde derinleştirdiğini belirtti. Kuzeydeki Kürt gruplarla, en güneyde yoğunlaşmış Şiî gruplarının zaman zaman ‘’bağımsız devlet’’ söylemlerini tekrarladığını hatırlatan Başer, ‘’Dillendirilen bağımsız devlet rüyalarına karşı, arada bir yapılan cılız açıklamalar dışında, başta ABD olmak üzere AB ve diğer önemli merkezlerden ciddi itiraz gelmiyor. Bunun yorumu, Irak’ı bir bütün halinde tutma hedefinin gerçekçi olmayacağına inanılmasıdır’’ diye konuştu.

Başer, savaşın bittiği ilân edilen 2003 yılı Mayıs ayından bu yana koalisyon güçleri ve ABD’li askerlerin ‘’direniş güçleri ve terör odaklarını yok etme gerekçesiyle yanlış taktikler’’ uyguladığını belirtti. Başer, bu taktiklerin on binlerce masum sivilin hayatını kaybetmesine sebep olduğunu, bu durumun bölgedeki Müslüman toplumlarda ABD’ye karşı nefret ve kırgınlığın daha da derinleşmesini sağladığını kaydetti.

Başer, Irak’ın, bütün komşuları gibi Türkiye için de çok ciddî güvenlik sorunu haline geldiğini vurguladı. Kuzey Irak’ta yerleşik PKK kamplarının önemli bir bölümünün Türkiye sınırının hemen güneyinde yer aldığını hatırlatan Başer, ‘’Terör örgütü bu kamplarda eğitimini, barınma ve beslenmesini devam ettiriyor. Kuzey Irak yönetiminin kontrolündeki sağlık tesislerinden yararlanıyorlar. PKK kamplarındaki teröristlerin her türlü lojistik ikmali Kuzey Irak yönetiminin kontrolündeki bölgelerden geçerek, çoğu zaman bu yönetimin olanakları kullanılarak sağlanıyor’’ diye konuştu.

/ ADANA

18.02.2007


 

Mayınlar 7 yılda temizlenir

AKP Kilis Milletvekili Veli Kaya, Suriye sınırında bir milyon 178 bin metrekarelik alana güvenlik amacıyla yerleştirilmiş 1 milyon 962 bin mayının temizlenme işine Mardin’den başlandığını, bütün mayınların en geç 7 yıl içerisinde temizleneceğini söyledi.

AKP Milletvekili Kaya, yaptığı açıklamada, 1950’li yıllarda Kilis, Şanlıurfa, Gaziantep, Mardin ve Hatay’ın da bulunduğu 840 kilometrelik Suriye sınırı boyunca döşenen mayınların kaldırılması çalışmalarına Mardin’den başlandığını belirtti. 840 kilometrelik sınırın, 226 bin kilometrekarelik bölümündeki mayınların temizlenmesi çalışmalarının 7 yıl içersinde bitirilmesinin planlandığını kaydeden Kaya, “Suriye sınırında tesbitlere göre bir milyon 962 adet mayın bulunmaktadır. Sınırımıza döşenen mayınlar çok sayıda vatandaşımızın ölümüne ve yaralanmasına yol açarken, çok sayıda insanın da sakat kalmasına sebep olmuştur” dedi.

Kaya, hükümet olarak mayınların kaldırılması için mücadele verdiklerini ifade ederek, “Yapılan uluslar arası anlaşma ile 7 yıl içerisinde Suriye sınırındaki tüm mayınlar kaldırılmış olacak. Biz mayınların kaldırılma işinin Kilis’ten başlanmasını arzuladık. Ama olmadı. Sonuç itibariyle mayınlar temizleniyor.1.5 Kıbrıs Adası büyüklüğündeki bir araziyi tarıma kazandırmak Türk ekonomisine büyük katkı sağlayacak. Mayınların verdiği zararlardan dolayı eli kolu kopan binlerce insanın dramı filmlere dahi konu olmuştur. Yörede mayından ölen ve sakat kalanlar için türküler yakılmıştır” diye konuştu.

/ KİLİS

18.02.2007


 

Suyu iyi kullanırsak Türkiye çöl olmaz

Su Vakfı Başkanı ve İTÜ İnşaat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekai Şen, ‘’Suyumuzu iyi idare edersek, Türkiye çöle dönmeyecek’’ dedi.

Su Vakfı tarafından İSKİ Konferans Salonu’nda düzenlenen toplantıda ‘’Dünya İklim Değişikliği Raporu (IPCC) ve Türkiye Gerçekleri’’ başlıklı bir konuşma yapan Prof. Dr. Şen, Türkiye’de su kaynaklarının iyi idare edilmesi ve iyi bir su yönetiminin uygulanması halinde gelecekte gerçekleşmesi muhtemel iklim değişikliklerinden Türkiye’nin iddia edildiği gibi çok etkilenmeyeceğini söyledi.

Su Vakfı İklim Değişikliği ve Çevre AR-GE Merkezi’nin çalışmalarını anlatan Su Vakfı Başkanı Prof. Dr. Zekai Şen, IPCC’nin iddia ettiği küresel ısınmaya dayalı “kıyamet seneryolarının” abartıdan ibaret olduğunu söyledi.

Önümüzdeki 100 yıl içinde beklenen iklim değişikliği seyrini bilimsel verilerle açıklayan Şen, belirli periyotlarda kuraklıkların yaşanmasının tarihin akışı içinde normal olduğunu örnekler vererek anlattı.

Türkiye’de nüfus, teknoloji, ekonomi, enerji ve tarıma ilişkin yerel verilerin toplanması ve bu verilere dayanarak yerel projeler oluşturulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Şen, gelecek 100 yıllık tahmin raporlarına göre, Türkiye’de yağış sıklığının az, ancak miktarının fazla olmasının beklendiğini belirtti. Projelerin buna göre hazırlanması gerektiğini vurgulayan Prof Dr. Şen, kuraklık ve iklim değişimi konularının ayrılmasının önemine işaret etti. Prof. Dr. Zekai Şen, iklim değişimi olup olmadığına karar verebilmek için su yönetiminin uygulanması gerektiğini vurguladı. Su kaynaklarının iyi idare edilmesinin de önemine değinen Prof. Dr Şen, ‘’Türkiye, suyumuzu iyi idare edersek çöle dönmeyecek’’ ifadesini kullandı.

Prof. Dr. Şen, Türkiye’nin yer altı suları bakımından zengin olduğunu, bu su rezervlerinin mümkün olan yerlerde beslenmesi gerektiğini ifade etti. Şen, yerel modellemelerle suyun bol olduğu yıllar tesbit edilerek, bu yıllardaki fazla suyun enjeksiyon kuyularıyla yer altı sularına verilmesinin yararlı olacağını söyledi. Bu yöntemin dünyanın değişik ülkelerinde uygulandığını dikkat çeken Şen, Türkiye’nin de yeraltı sularını beslemesi ve iyi yönetmesi gerektiğini kaydetti. Şen Konya Ovası’nda yaşanan yeraltı suyunundaki azalmanın ise kötü yönetimden kaynaklandığı söyledi. İklim değişiminin Türkiye’de etkili olacağını, ancak bunun sanıldığı gibi kıyamet senaryoları şeklinde gerçekleşmeyeceğini belirten Prof. Dr. Şen, dünya üzerinde yağışların ya da sıcaklıkların farklı yerlere dağıldığını, toplamda çok fazla değişim yaşanmadığını ifade etti. Şen, dünyanın her noktasında her kese yetecek kadar içme suyunun bulunduğuna dikkat çekerek, susuzluktan ölümlerin olmayacağını ancak sanayi kuruluşları tarafından kirletilen su kaynaklarının gelecekte daha fazla tehlike oluşturacağına dikkat çekti.

Hollanda ve Bangladeş’i sular basabilir

Küresel ısınmanın Türkiye üzerinde ne gibi bir etkisi olacağı konusuna da değinen Zekai Şen, ısınmanın havanın genişlemesine sebep olacağını, böylece iklim sınırlarının yaklaşık 250 kilometre kayabileceğini söyledi. Konferasta, “Küresel ısınmayla, dünya bir kuraklığa doğru mu gidiyor?” sorusuna açıklık getiren Zekai Şen, dünyayı insan vücuduna benzeterek, ısınmanın mutlak anlamda bir çok şeye olumsuz etki yapacağını söyledi. Zekai Şen, “Dünyayı bir insan gibi düşünelim. Nasıl ki insanda 1 derece sıcaklık artışı olunca değişimler meydana geliyor, Dünya için de bu durum böyledir” dedi. Prof. Dr. Zekai Şen, “Denizler yükselecek. Türkiye kıyalarını sular basacak. Anadolu çölleşecek. Gibi senaryolar gerçeği yansıtmamaktadır. Hollanda ve belki Bangedeş’in bazı yerlerini sular basabilir. Geleceğe yönelik tahminlerde bir uluslar arası model, bir de yerel modeller vardır. Bizim yapmamız gereken yerel modellemedir. Uluslar arası modeller zaten yapılıyor. Biz kendi yerel modellerinimizi yapmalıyız” diye konuştu.

Mustafa GÖKMEN / İSTANBUL

18.02.2007


 

“Anadolu'nun nefesini arkamızda hissediyoruz”

Irak Türkmen Cephesi Başkanı Saadettin Ergeç, Irak Türkmenlerinin Irak’ta verdikleri mücadelede Anadolu’nun nefesini arkalarında hissettiklerini söyledi.

Berlin Türk Alman İşadamları Derneğinde (TDU) konuşan Ergeç, Irak’taki Türkmenlerin 1924’lerden beri katliamlara maruz kaldığını, baskılara karşı mücadele ettiğini ve bu mücadelelerinde Anadolu insanının desteğini her zaman hissettiklerini belirterek, ‘’Anadolu insanının nefesine arkamızda hissediyoruz’’ dedi.

Ergeç, Kerkük’ün Türkmenlerin öncülüğünde özel statüsü olması gerektiğini ifade ederek, ‘’Herkes hakkını alsın. Biz diğer halkların haklarına saygılıyız. Ancak Kerkük’ün tarihine bakıldığında bu kentin bir Türk kenti olduğu görülür. Bu gemiyi bizim yürütmemiz gerekir’’ diye konuştu. Kerkük’deki nüfus yapının bozulmasının şu anda yaşadıkları büyük bir sorun olduğunu belirten Ergeç, ‘’2003’de Irak’a demokrasi gelecek diye sevindik. Ama şu anda yaşadıklarımız eski dönemde yaşadıklarımızdan daha da kötü’’ dedi.

Türkiye’nin Berlin Başkonsolosu Ahmet Nazif Alpman da yaptığı konuşmada, Türkmenlerin kaderinin Türkiye’yi ve yurt dışında yaşayan Türkleri yakından ilgilendirdiğini belirterek, ‘’Türkiye’nin Kuzey Irak’ta karşı karşıya kaldığı durum büyük meydan okumadır’’ dedi.

Irak anayasasındaki değişiklikler konusunda incelemeler yapmak üzere 12 kişilik Irak Meclisi milletvekillerinden oluşan heyetle Almanya’ya gelen Ergeç, pazar günü tekrar Irak’a dönecek.

/ BERLİN

18.02.2007


 

Türkiye-Irak arasında PKK'ya karşı işbirliği

Türkiye, Irak ve komşu ülkelerle birlikte terörizmden, yasadışı sızmalara karşı pek çok alanda işbirliği yapacak.

Türkiye, Irak ve Ürdün, İran, Suudi Arabistan, Suriye, Kuveyt, Mısır arasında sağlanan anlaşmaya ilişkin Irak’a Komşu Devletler Hükümetleri ile Irak Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Terörizm, Sınırlardan Yasadışı Sızmalar ve Örgütlü Suçlarla Mücadele Konularında Güvenlik İşbirliği’ne ilişkin tasarı, Meclis İçişleri Komisyonunun bu haftaki gündemine alındı. Komisyondan bu hafta geçecek olan tasarının Genel Kurul’dan da ivedilikle geçirilmesi planlanıyor. Tasarıyla terör suçlarının planlanmasında, tertiplenmesinde, işlenmesinde, eleman temini, terörist unsurların sızması, silahlandırma faaliyetleri engellenecek. Terörist örgütlerle mücadele yöntemleri konusunda bilgi alışverişi yapılacak. Hava, deniz, kara ulaşımıyla, havaalanları, demiryolu istasyonları, enerji kaynaklarına yönelik güvenlik önlemlerinin geliştirilmesinde işbirliği yapılacak.

Aynı tasarıyla uyuşturucu ve psikotrop maddelerle ilgili suçlar, kara para aklama, zimmete geçirme, banka sahteciliği, ekonomik suçlar, yasadışı ticaret, internet ve bilgi ağı suçları, patlayıcı kaçakçılığı, göçmen kaçakçılığı, organ ticareti, araç kaçakçılığı, deniz korsanlığı suçlarında işbirliği de yapılacak. Anlaşmanın süresi 3 yıl geçerli olacak.

/ ANKARA

18.02.2007


 

Mehmet Altınsoy vefat etti

Eski Devlet Bakanı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlarından Mehmet Altınsoy, vefat etti.

Altınsoy, 13 Şubat Salı günü yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması sebebiyle Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastahanesine kaldırılarak nöroloji yoğun bakım servisinde müşahede altına alınmıştı. 3 gün önce beyin ölümünü gerçekleştiği belirtilen Altınsoy’un dün hayatını kaybettiği bildirildi.

1924 yılında Aksaray’da doğan Altınsoy, 1961-1969 yılları arasında milletvekilliği, 1965’te Devlet Bakanlığı, 1961’de Kurucu Meclis üyeliği yapmıştı. 1984-1989 yılları arasında ise Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinde bulunan Altınsoy, 28 Haziran 1996-30 Haziran 1997 tarihleri arasında Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin oluşturduğu, Necmettin Erbakan’ın Başbakan, Tansu Çiller’in de Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olduğu 54. Hükümette de Devlet Bakanlığı yapmıştı.

/ ANKARA

18.02.2007


 

Ankara’ya Gerede ve Doğanözü barajından su

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, Ankara’nın su sorunu başta olmak üzere imar ve kentsel gelişim projelerine ilişkin çeşitli kararlar aldı.

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi Başkan Vekili Seyfi Saltoğlu başkanlığında yapılan toplantıda, Ankara’ya Gerede ve Sakarya Nehri’nin bir kolu üzerinde bulunan Doğanözü Barajı’ndan su temin edilmesi için Devlet Su İşleri (DSİ) ile yapılan protokol onaylandı. Protokolle, DSİ tarafından hazırlanan barajın kesin projeleri ASKİ’ye devredilirken, bölgedeki tarım alanı sulamaları için ayrılan pay saklı kalmak şartıyla, proje ve isale hattı yapımı başta olmak üzere baraj üzerindeki hakların ASKİ’ye devredildiği kararlaştırıldı. Belediye Meclisi, Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesinden etkilenen, hak sahibi olmayan ancak gecekondusu bulunanlara da kira yardımı yapılmasını onayladı. Onaylanan kararla, gecekondu sahipleri gecekondularını tahliye etmeleri şartıyla Karacaören mevkiindeki yapılan konutlar kendilerine devredilene kadar aylık brüt 220 YTL kira yardımı alacak.

/ ANKARA

18.02.2007


 

Akdağ: Hekim sayısı bakımından sondan ikinciyiz

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye’nin, Avrupa bölgesinde 53 ülke içinde hekim sayısı bakımından sondan ikinci sırada olduğunu söyledi.

Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde, sağlık hizmetlerini değerlendirmek amacıyla Nevşehir’e gelen Akdağ, Vali Asım Hacımustafaoğlu’nu ziyaretinde, gazetecilerin sorularını cevapladı. Bakan Akdağ, bir gazetecinin, “yabancı ülke doktorlarının Türkiye’de görev yapmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine, yabancı doktorlar meselesinin, “birileri tarafından sloganlarla konuşulur hale getirildiğini” ifade etti. Türkiye’de hekim sayısının çok yetersiz olduğunu belirten Akdağ, Türkiye’nin, Avrupa bölgesinde 53 ülke içinde hekim sayısı bakımından sondan ikinci sırada olduğunu söyledi. Avrupa ortalamasına bakıldığında her 100 bin kişiye 300’ün üstünde doktor düştüğünü, Türkiye’de ise bu sayının 150’den daha az olduğunu ifade eden Akdağ, doktorların üstünde çok büyük bir yük bulunduğunu dile getirdi. Türkiye’de sağlık turizminin her geçen gün arttığına işaret eden Akdağ, şöyle konuştu:

“Türkiye’de sağlık turizmi gelişmeye başladı. Türkiye’ye dışarıdan hastalar gelip, tedavi olmaya başladı. Zaten bize yetmeyen hekimler, bir de sağlık turizmi için istihdam edildiğinde biz ne yapacağız? Dışarıdan gelecek doktorlar bu hususta önemli bir eksikliği tamamlayabilirler. Biz, Türkiye’de hekim eksikliğinin tamamlanması için de sadece yabancı doktorların çalışmasını ön görmüyoruz. Mutlaka tıp fakültelerindeki öğrenci sayısı artırılmalı. Yabancı doktor gelmesin diyenler, bu işe muhalefet edenler, maalesef Türkiye’deki doktorların sayısının da azalmasını istiyorlar. Artmasını kabul etmiyorlar. Çok yaman bir çelişkidir. Acaba, Avrupa’da hatta dünyada (başka ülkelerin doktorları gelip, bizde çalışmasın) diyen başka bir ülke kalmış mı? Hangi asırda yaşıyoruz?”

/ NEVŞEHİR

18.02.2007


 

Bakan Çelik’ten 5 T formülü

Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “Çalışmalarımızı 5 T formülüyle formülleştirdik. Bu da tesbit, teşhis, tedavi, takip, sonra yükümlülüğü veren millete tekmil vermektir” dedi.

Samsun’da incelemelerde bulunan Bakan Hüseyin Çelik, düzenlediği basın toplantısında, okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılmaya çalışıldığını belirterek yeni müfredatın da sağlıklı şekilde devam ettiğini kaydetti. Bakan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hizmet kervanı devam ediyor. Yapılan hizmetleri, iyililikleri ve güzellikleri haber yaparsanız, buralardan daha güzel şeyler çıkartırsınız. Biz söz verdik mi yaparız. Yerine getiremeyeceğimiz sözü vermeyiz. Biz arazi adamıyız. Ankara’daki koltuklarımıza oturarak, rahat koltuklarımıza yaslanarak afra tafralarla, genelgelerle, talimatlarla Türkiye’yi yönetme iddiasında olan bir ekip değiliz. İlkokul kitaplarında öğretilen sözlerden biri de ‘o köy bizim köyümüzdür.’ Kusura bakmayın gitmediğimiz yer, gidemediğimiz yer bizim değildir. Halkımızla iç içe olmak, derdiyle dertleşmek bizim işimizdir. Bu çalışmalarımızı 5 T formülüyle formülleştirdik. Bu da Tesbit, teşhis, tedavi, takip, sonra yükümlülüğü veren millete tekmil vermektir. Biz bu şuurla devam ediyoruz.”

/ SAMSUN

18.02.2007


 

Eğitim Bir-Sen Başkanı: YÖK yok edilmeli

Memur-Sen’e bağlı Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim Bir-Sen) Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, “Rektörler, öğretim görevlileri ‘Ordu Göreve’ pankartı altına saklanıp yürüyorlarsa, bu YÖK yok edilmelidir” dedi.

Eğitim Bir-Sen Denizli Şubesi tarafından düzenlenen İl Divan Toplantısı’na katılan Ahmet Gündoğdu, gündemdeki konularla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Gündoğdu, cumhurbaşkanını mevcut meclisin seçmesi gerektiğini, meclisin seçtiği cumhurbaşkanının legal olacağını söyledi.

YÖK’ün kaldırılması gerektiğine inandıklarını kaydeden Ahmet Gündoğdu, “Siyasetin kendilerine müdahale etme endişesi yaşadıklarında bilimin evrenselliğine vurgu yaparken, bizim rektörler, öğretim görevlileri ‘Ordu Göreve’ pankartı altına saklanıp yürüyorlarsa, bu YÖK yok edilmelidir. Fazla bir şeye gerek yok. Sadece Ö’nün noktaları kaldırılırsa, millet de, meclis de, Türkiye de kurtuluyor” dedi.

/ DENİZLİ

18.02.2007


 

El Kaide dâvâsında 7 kişiye müebbet

Terör örgütü El Kaide’nin Türkiye yapılanması içinde faaliyet gösterdikleri ve İstanbul’da 15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerindeki bombalı saldırılara karıştıkları gerekçesiyle yargılanan sanıklardan 7’si ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Bu sanıklardan 2’sinin cezaları müebbet hapis cezasına çevrildi. 41 sanık çeşitli hapis cezalarına çarptırılırken, 26 sanık hakkında beraat kararı verildi.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmadan sonra geniş güvenlik tedbirleri altında adliyeden çıkarılan tutuklulardan ‘’ağırlaştırılmış müebbet hapis’’ cezasına çarptırılan Louaı Sakka’nın, duruşmanın geç saatte bitmesi nedeniyle güvenlik açısından Bayrampaşa Cezaevine götürüldüğü öğrenildi. Sakka, 7 arkadaşıyla birlikte dün buradan alınarak Kocaeli’ne getirilerek Kandıra F Tipi Cezaevi’ne konuldu.

/ İSTANBUL

18.02.2007


 

Basın Konseyi Çiçek ve Baykal’a 301 teklifini sunacak

Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi’nin, konseyin TCK’nın 301. maddesiyle ilgili önerisini sunmak amacıyla, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile görüşeceği bildirildi.

Basın Konseyinden yapılan yazılı açıklamada, Ekşi’nin Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyesi Turgut Kazan ile yarın Bakan Çiçek ve CHP Lideri Baykal ile Ankara’da görüşeceği belirtildi. Görüşmelerde, yeni Türk Ceza Kanunu’nun “iletişim özgürlüğünü gereksiz şekilde kısıtlayan hükümlerinden’’ 301. madde ile ilgili Basın Konseyinin teklifinin iletileceği kaydedildi.

/ İSTANBUL

18.02.2007


 

Ormanlara güneş enerjisi kalkanı

evre ve Orman Bakanlığının, Konya’dan başlattığı orman köylüsünü, uygun şartlarda kredilerle güneş enerjisiyle su ısıtma cihazına kavuşturma projesi, büyük ilgi görüyor.

Çevre ve Orman İl Müdürü Nuri Kunt, yaptığı açıklamada, tüm il müdürlükleri gibi ormanların korunmasına büyük önem verdiklerini, yeşil miktarını artırmak için mevcutlar dışında, neler yapılabileceği konusunda çalışmalar yürüttükleri belirtti. Özellikle orman köylülerinin günlük ihtiyaçları için de olsa ormandan odun toplamasının da ormanların gördüğü zararlardan biri olduğunu belirten Kunt, orman köylüsünün, zaman zaman ormanların tahribatına varabilen odun ihtiyacını, güneş enerjisi sistemini yaygınlaştırıp en aza indirecek bir projeyi, 3 yıl önce Konya’da hazırlayıp Bakanlığa sundukların söyledi.

Kunt, bu tekliflerinin Bakanlıkça kabul gördüğünü ve bir süre sonra Bakanlık bünyesindeki Or-Köy Genel Müdürlüğü çalışmaları kapsamında bu projenin yurt genelinde uygulamaya konulduğunu söyledi. Kunt, ‘’Köylü, çay suyunu bile bu sistemle ısınan sudan demliyor.” diye konuştu. Kunt, bu sistemi taktıran köylülerin odun ihtiyacının önemli oranda azaldığını anlattı.

/ KONYA

18.02.2007


 

Evlilik yaşı yükseliyor

Türkiye’de, kadınların artık daha geç evlenme eğiliminde oldukları belirlendi. Son araştırmalara göre, erkeklerin evlenme yaşının 25’e, kızların ise 26’ya doğru yükseldiği ortaya çıktı.

Sağlık Bakanlığı, Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü’nce yapılan araştırmaya göre, yetkililer, evlenme çağında olan genç kız ve erkeklerin evlenme yaş ortalarının bu gidişle 27’yi bulacağını belirtti. Yetkililer Güneydoğu Anadolu'da evliliklerin geç yapılmasını ise, başlık parasına bağladı. Yetkililer, "Başlık parası yüzünden evlenemeyen gençler, GAP bölgesindeki evlenme yaş oranını artırdı” şeklinde konuştular.

/ ŞANLIURFA

18.02.2007


 

Gribe yakalanan hastahaneye gelsin

Kuş gribi hastalığının önlenmesine yönelik olarak halk eğitimi ve hastahane denetimleri çalışmalarını sürdüren İzmir İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, vatandaşların mevsimsel gribe yakalansalar bile sağlık kurumlarına başvuruda bulunması gerektiğini bildirdi.

İzmir Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Şube Müdürü Ahmet Murat Oral, yaptığı açıklamada, kuş gribinin, ancak laboratuvar testleriyle belirlenebileceğini ifade etti.

Vatandaşların bu nedenle mevsimsel gribe yakalansalar bile sağlık kurumlarına başvurması gerektiğini belirten Oral, “Hastalığın ilk belirtileri 38 dereceyi aşan ateş, halsizlik ve baş ağrısıdır. İlerleyen dönemlerinde ağır solunum güçlüğüyle karşılaşılıyor ve yoğun bakıma ihtiyaç duyuluyor. Bağışıklık sistemi güçlü olmayan kişilerde hastalık öldürücü olabiliyor’’ dedi.

Oral, kuş gribinden korunmak için vatandaşların öncelikle kanatlı hayvan etleri ve yumurtaları iyice pişirdikten sonra tüketmeleri gerektiğini bildirdi.

/ İZMİR

18.02.2007


 

Üniversiteler boş işlerle uğraşmasın

Sütçü İmam Üniversitesi Rektörü Nafi Baytorun’un “üniversitenin adının değiştirilmesi” teklifine Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu'dan tepki geldi.

Başoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, Sütçü İmam’ın işgale karşı yürekli mücadele vermiş, canını feda etmiş bir kahraman olduğunu belirterek, "üniversitelerimiz bu işlerle uğraşıncaya kadar, ülkenin ilmî, sosyal ve ekonomik kalkınmasına destek vermeli, sorunlarımızın çözümüne dünya ölçeğinde çareler geliştirmelidirler” diye konuştu.

Recep GÖREN / ANKARA

18.02.2007


 

Şiddet içermeyen oyunları tercih edin

Bilgisayar oyunları, çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesi için yaş ve muhtevasına göre sınıflandırılacak ve akıllı işaretlerle satılacak.

Alınan bilgiye göre, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğünün işbirliğiyle yürütülen çalışma kapsamında bilgisayar oyunları denetlenecek.

Oyunların yaş ve muhtevasına göre sınıflandırılmasında, alkol, tütün ve uyuşturucuya özendirme, kan veya yaralı organların tasviri, çıplaklık, cinsellik, kumar ve şiddet ihtiva eden ögelerle küfürlü, argo konuşmalara yer vermesi gibi unsurlar dikkate alınacak.

Oyunları denetleyerek, bandrol veren alt kurulda bilgisayar sektörünü temsilen teknik bilgi ve donanıma sahip bir kişinin yer alması sağlanacak. Oyunların sınıflandırılması için uluslar arası kuruluşlardan, tarafsız bir sivil toplum örgütünden ya da Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünden sınıflandırma yazısı istenebilecek.

Zararlı ve şiddet muhtevalı bilgisayar oyunları, kurulacak web sitesi aracılıyla ebeveynlere duyurulacak. Sitede ayrıca diğer ülkelerde yasaklanan oyunlar hakkında bilgiler yer alacak.

AKILLI İŞARETLER SİSTEMİ

Bilgisayar oyunları, muhtemel zararlı muhtevalı ve hangi yaş grubuna uygun olduğu konusunda bilgi verecek işaretlerle satışa sunulacak. Oyunlarda, ‘’kötü muhteva’’, ‘’ırkçılık’’, ‘’uyuşturucu’’, ‘’korku’’, ‘’kumar’’, ‘’cinsellik’’, ‘’şiddet’’ gibi zararlı ögelere ilişkin logolar bulunacak. Ayrıca oyunların hangi yaş grubuna hitap ettiği ‘’3+, 7+, 12+, 16+, 18+’’ gibi işaretlerle belirtilecek.

Bu işaretler, anne babalara yol gösterecek ve çocuğun oynadığı oyunun güvenliliği hakkında bilgi edinmesini sağlayacak.

OYUNLAR 6 GRUBA AYRILDI

Bilgisayar oyunlarının, ‘’sportif amaçlı’’, ‘’strateji muhtevalı’’, ‘’görev muhtevalı aktivitesi yüksek’’, ‘’eğlence türü’’, ‘’belirli ölçüde şiddet unsuru içeren’’, ‘’kumar ve pornografik muhtevalı’’ olmak üzere 6 gruba ayrılması öngörülüyor.

Buna göre, sportif amaçlı oyunlar arasında her yaştaki kişiye hitap eden, spor ruhunun, takım ve görev bilincinin gelişmesini sağlayan, kurallara uymanın gerekliliğini öğreten oyunlar yer alıyor. ‘’FIFA serisi’’, ‘’Crazy Taksi’’, ‘’Motorbike’’, ‘’Need for Speed Underground’’, “Championship Manager’’ bu grupta bulunuyor.

Sanal kavrama yeteneğini geliştiren, çabuk ve doğru karar verme özelliği kazandıran, ülkeler ve gelişim dönemleri hakkında bilgi veren ve 7 yaşından sonra oynanması tavsiye edilen oyunlar ise strateji muhtevalı oyunlar olarak sınıflandırılıyor. ‘’Age of Empires’’, ‘’Age of Mitology’’, ‘’Simcity’’, ‘’Word of Warcraft’’ ile ‘’Satranç’’ bu sınıflandırmada yer alıyor.

ŞİDDET ÖGESİ İÇEREN OYUNLAR

Bazı şiddet unsurları ihtiva eden ve 13 yaş üzerine hitap eden oyunlar arasında ise ‘’Counter Strike’’, ‘’Delta Force’’, ‘’Baterfield 1942’’ ve ‘’Quake’’ bulunuyor. Görev muhtevalı aktivitesi yüksek oyunlar grubunda sayılan bu oyunlar, kendini koruma güdüsünü geliştiriyor. Belirli ölçüde şiddet unsuru içeren oyunlar sınıflandırmasında ise 18 yaşından büyüklere yönelik ‘’GTA 3’’, ‘’Soldier of Fortune’’, ‘’Max Payne’’ gibi oyunlar yer alıyor.

/ ANKARA

18.02.2007


 

Zayıf olmak, sağlıklı olmak değil

İngiltere’de geçtiğimiz günlerde sonuçları açıklanan araştırma, zinde ve formda dış görünüme sahip kişilerin iç organlarındaki yağlanma oranının, kimi zaman tombullara oranla daha tehlikeli boyutlara ulaşabildiğini ortaya koydu.

İngiltere’de yapılan araştırma, zayıf görüntüye sahip her 10 kişiden 4’ünün hayatî organlarında tehlikeli şekilde yağlanma olduğunu ortaya koydu. İngiltere’de yayınlanan Daily Telegraph gazetesinin internet sitesinde yer alan habere göre, bu ülkedeki Tıbbi Araştırmalar Konseyinin Klinik Bilimler Merkezinden bir ekip, Londra’daki Hammersmith Hastahanesindeki görüntüleme merkezinde, çeşitli boy ve kilolardaki 600 gönüllünün “yağ dağılım haritasını” çıkardı. Araştırma, 10 katılımcıdan 4’ünün “dışarıdan formda, ancak içeriden şişman” olduğunu ortaya koydu. Araştırma ekibinin başında bulunan Prof. Dr. Jimmy Bell, “aldığı birkaç kiloyu hemen belli edenlerle, kilo almasına karşı görüntüsünü koruyanlar” arasındaki farkın, çok tehlikeli bir yerde, hayatî iç organlarda olabileceğine dikkati çekti.

Prof. Dr. Bell, şişmanlığa bakışlarını bir ölçüde değiştiren araştırmanın sonuçlarını, “Dışarıdan formda görünen kişi, kilolu birine oranla daha yüksek oranda tehlikeli ve gizli yağ bulundurabilir, bu yağlar da genellikle hayatî iç organların çevresinde toplanmaktadır” şeklinde özetledi.

Prof. Dr. Bell, karaciğer, kalp ve pankreasında yağlanma olan kişinin, dış yağları fazla oran birine oranla tip 2 diyabete yakalanma ya da kalp krizi geçirme ihtimalinin daha yüksek olduğuna dikkati çekti.

/ İZMİR

18.02.2007


 

Kendi muayenizi kendiniz yapın

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Patoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tülay Canda, Avrupa’da kadınların yüzde 40’ının, Türkiye’de ise sadece yüzde 6’sının memedeki kitleyi kendisinin teşhis ettiğini belirtti.

Canda, Antakya Belediyesi toplantı salonunda düzenlenen ‘’Kendi Kendine Meme Muayenesi’’ konferansında, kadınlarda sık görülen meme kanserinin ölüm sebebi olarak ilk sırada yer aldığını bildirdi. Meme kanserinde erken teşhisin çok önemli olduğunu ifade eden Canda, kadınların bu konuda bilinçli olması gerektiğine dikkati çekti. Her kadının 20 yaşından itibaren kendi kendine aylık muayene yapmasının önemine değinen Canda, ‘’Meme kanseri erken teşhis sonucu tedavi edildiğinde, sağlıklı yapıya kavuşmak mümkün. Her kadının kendi kendine muayene uygulaması bu açıdan çok önemlidir.’’

/ HATAY

18.02.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004