Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 15 Nisan 2007
Mehmet Fırıncı ve Mehmet Kutlular ; Mehmet Emin Birinci'yi anlattı...indirmek ve dinlemek için tıklayınız

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Süleyman KÖSMENE

Ümmet Kur'ân'dan uzak kalmadı



İstanbul’dan okuyucumuz:

*“Hazret-i Muhammed (asm) zamanında herkes anlayarak Kur’ân okudu. Peygamberimiz; Kur’ân’ın okunmasına mani olur diye hadislerin yazılmasına izin vermedi. Tabiî ki dört halife de izin vermedi. Zaten 600 sayfalık Kur’ân elbette dîni anlatmaya yeterliydi. Ama olanlar oldu. Sonradan herkes hadis patentli kitaplar yazdı. Ve bu kitaplar dînin kaynakları oldular. Şimdi o kaynaklara göre, namaz, oruç, zekât ve hac farz. Diğer ibadetlerin değeri ise denizin yanında bir damla gibidir. Şimdi düşünüyoruz: İbadetleri yapması kolay. Namazı da kıldın mı, artık kurtuldun demektir. Fakat ben en az yüz kere Türkçe Kur’ân okudum, böyle bir şey görmedim. Şimdi de kimileri, Kur’ân tercümesini okumaya gerek yok diyorlar. Oysa Kur’ân tercümesini elinden bıraktığın anda namazı kılmak da çok zorla oluyor. Ben Türkçe Kur’ân okumanın Allah’ın en büyük emri olduğunu anladım. Bu konuları değerlendirir misiniz?”

Yüce dînimiz ifrat ve tefritlerden uzak bir dîndir. Aşırı uçlarda bulunmakla, Allah’ın istediği istikamette bulunmuş olmayız. Aklımızın bir orta mertebesi vardır. İstikamet oradadır. Ne geçmişimizi inkâr edeceğiz, ne de dikkatsiz-duyarsız biri olacağız. Ne Kur’ân’ı okumaktan vazgeçeceğiz, ne de ibadetleri yapmayı rafa kaldıracağız.

Peygamber Efendimiz’in (asm), önceleri, hadislerinin yazılmasını yasakladığı doğrudur. Ancak sonraları izin verdiğini de unutmamalıdır. Ashab-ı Kiramdan Abdullah ibn-i Abbas’ın (ra), Abdullah bin Amr’ın (ra), Enes bin Mâlik’in (ra), Hazret-i Ali’nin (ra) ve daha bir çok sahabenin hadisleri yazdıkları bilinmektedir.

Hadis üstadları, hadis aldıkları bütün râviler için: 1- Müslüman olmak, 2- Günahlara karşı Allah korkusu taşımak, 3-İbâdet, ihlâs ve takvâda istikâmet üzere olmak, 4- Dînin emirlerini yapmaya ve yasaklarından kaçınmaya karşı duyarlı olmak, 5- Güvenilir olmak, 6- Doğruluğunda şüphe olmamak, 7- Hadîsi bizzat kulağıyla işitmiş olmak, 8- İşittiği hadîsi değiştirmeyecek derecede güçlü hâfızaya sahip olmak, 9- Akıllı ve ezber kuvveti güçlü olmak, 10- Rüşt çağına ermiş olmak gibi önemli ve ağır şartlar aramışlar; bu şartları taşıyan kimselerin dışında hiç kimseden hadis almamışlar ve bu şartlarla aldıkları hadislere “sahih” demişlerdir. Bununla berâber İbn-i Cevzî gibi çok hadis eleştirmenleri toplanan hadisleri ayrı ayrı eleştiriye tabi tutmuşlar ve hemen her birisini yeniden ayıklamışlardır. Hedef, tektir: Allah Resulünün (asm) yaşadığı İslâmiyet’e dosdoğru yollarla ulaşabilmek.

Sahih hadislerin hemen her biri aynı sıhhat ve güvenilirlik ölçülerine sahip çeşitli râvilerce rivayet edilmişlerdir. Tabiîn dediğimiz sahabelerden sonra gelen şerefli nesilden çıkan hakikat âşığı âlimler, hadisleri “ilim” unvanıyla öğrenmeye ve öğretmeye önem vermişlerdir. Bunlardan dört müçtehid mezhep imamı kurdukları fıkıh okullarında doğrudan Kur’ân âyetlerini ve çok sıkı sıhhat ölçüleriyle bir araya getirdikleri sahih hadisleri esas almışlardır. Buhârî, Müslim, İbn-i Hibban, Tirmizî ve sair Kütüb-ü Sitte imamları çok hassas ölçülerle kuşaktan kuşağa kürsülerde öğretilmekte olan sahih hadisleri kitaplarına almışlardır. Yani Buhârî ile Müslim’in kitaplarına aldıkları hadisler, hadis üstadlarınca hadis okullarında öğrencilere öğretilen ve ezberletilen hadislerden başkası değildir. Öyle ki bu hadislerin, tabiînden Sahabelere ve Peygamber Efendimiz’e (asm) kadar sağlam bir zincirle kimler aracılığıyla alındıkları ve nakledildikleri net biçimde bilinmektedir.

Sahih hadislerin başka ölçüleri de vardır: Kur’ân ile çelişmezler, diğer sahih hadislerle çelişmezler, tek kişi tarafından rivayet edilmezler. Bunların içinden yalan söylemesi mümkün olmayan bir topluluk tarafından rivayet edilen hadislere de “mütevâtir hadis” denmektedir ki, bunlar doğruluğuna asla şüphe götürmeyen hadislerdir.

İşte İslâm fıkıh esasları, ya böyle sahih ölçülerdeki hadislere, ya da doğrudan Kur’ân âyetlerine dayanmaktadır. Binaenaleyh, ne İslâmiyet’in ilk iki yüz yılı içindeki sahih hadis derleme çalışmalarını hafife almamız, ne de o yıllarda yapılan fıkıh faaliyetlerini küçümsememiz mümkündür. Aksi takdirde kendimizi küçümsemiş ve bir yüce dini bize aktaran sağlam köprüleri yıkmış oluruz ki, Kur’ân’daki İslâm’a işte o zaman ihanet etmiş oluruz. Sonra biz de nefsimizle, hevâmızla ve şeytanımızla baş başa kalırız.

Muhakkik âlimlerce bir araya getirilen ve kitaplaştırılan hadislerin hemen hiç birisi bu ümmeti dalâlete götürmüş değildir. Buna bir örnek veremiyorsunuz. Bir takım hurafelerin ve isrâiliyâtın zaman zaman sağdan soldan halk içine sıçramış olmasının suçunu ve günahını âlimlere atmak kadar uyduruk bir çamur da olamaz.

Dînimizi hurâfelerden, batıl inançlardan, yanlış telâkkilerden temizleyelim şüphesiz, ama bunun için ümmeti neden karalayalım? Bu yol yanlıştır, tutarsızdır, çelişkilidir, iftira ve bühtan yoludur, günahtır. Bu yolu Kur’ân kabul etmez.

Kur’ân’da namazı, orucu, zekâtı ve haccı bulamadığınızı yazmışsınız. Öyleyse, Kur’ân’ı bir kez de bu ibadetleri görmek için okumanızı öneririz. Allah için okursanız, inşallah göreceksiniz.

Kur’ân okumaya devam etmenizi tebrik ediyorum. Fakat ümmet düşmanlığı aşılayan, âlimleri küçümseyen, hadisleri ve sünneti hafife alan, hadis ve fıkıh ilimlerine karşı haddini aşan hezeyanlara karşı daha dikkatli olmanızı dileriz.

Son söz olarak şunu söyleyebiliriz ki: Kur’ân toplumu, o bahsettiğiniz ilk ikiyüzlü yıllar içinde Kur’ân’dan uzak kalmamıştır. Bilâkis, Kur’ân’ın şanına uygun çalışmalarla, kıyamete kadar yaşanacak sağlam bir dînin önemli kurumları o yıllarda kurulmuştur.

15.04.2007

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (14.04.2007) - Bediüzzaman Hilton'da

  (13.04.2007) - Muhtelif sorular

  (12.04.2007) - Tilâvet secdesi ve zamm-ı sûrede tertip

  (20.02.2007) - Bedduâ etmek faziletli bir iş değildir

  (18.02.2007) - Dünya bizi sıkıyor

  (17.02.2007) - Hızır Aleyhisselâm-2

  (16.02.2007) - Hızır Aleyhisselâm-1

  (15.02.2007) - Kısa kısa

  (14.02.2007) - Onuncu Söz üzerine

  (13.02.2007) - İmanın makbul olması an meselesidir

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004