Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 10 Mart 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Süleyman KÖSMENE

Kısa kısa



Abdullah Bey:

*“Yüz yirmi dört milyon evliya” tabirinin hikmeti nedir? Gerçekten evliya sayısı 124 milyon mudur?”

İnsanlık tarihi boyunca her kavme bir Peygamber gönderilmiş ve yeryüzünden insanlarla iç içe sayısız evliya ve Allah dostu gelip geçmiş; güzel ahlâk ve insaniyet-i kübrâ, yani ruh, kalp ve sair manevî duyguların azamî hüşyâr olduğu ve nefsin öldürüldüğü “yüksek insanlık” milyonlar tarafından yaşanmıştır. Cennet-i Bakiye bağlarına yolculuk hiç durmamıştır!

Allah dostlarının gerçek sayısını elbette Allah bilir. Bunu belli bir rakamla ifade etme imkânımız yoktur. Sabit rakamlara dökmek yerine; teksir ifade eden “milyonlar” tabirini kullanmak, daha gerçekçi bir ifade şeklidir. “Yüz yirmi dört bin enbiya ve yüz yirmi dört milyon evliya” tabiri İslâm geleneğinde teksir, yani çokluk ifade etmektedir. Enbiya ve evliyanın nefer sayısının en az bu rakamların üstünde olduğuna kinayedir. Nitekim Bedîüzzaman Hazretleri, “yüz yirmi dört milyondan ziyade evliya”1 ifadesini tercih ederek bu rakamın daha da “ziyade” olduğunu beyan etmiştir.

***

Ayşe Hanım:

*“Beyanat ve Tenvirler’de adı geçen Hindenburg kimdir?”

Bedîüzzaman Hazretleri, 1335 yılının (Milâdî 1919) Eylül’ünde girdiği bir rüya-yı sâdıkada, manevî bir meclisin İslâmın mukadderatıyla ilgili sorularını cevaplar. Manevî meclis tarafından, Birinci Dünya Harbinde neden mağlup olduğumuz, galip olmamızın kaderce neden önlendiği, şeriatın bu medeniyeti neden reddettiği, şeriatın nasıl bir medeniyet getirdiği, savaşa katılma ve mağlup düşme musibetinin dindeki hangi ihmalimizin neticesi olduğu çerçevesinde sorulan sorulara uzun ve ikna edici bir üslûpla cevaplar verir.

Daha sonra heyecanla uyanarak, terli ve el pençe yatakta doğrulan Bedîüzzaman, aynı gün ümitle dünyevî başka bir mecliste de sorulan sorulara cevaplar verir. Bu sorular ve cevaplar çerçevesinde neden siyasete karışmadığını, din ile siyaset ilişkilerini, din adına neden siyaset yapılmayacağını, İttihat ve Terakki’nin adamlarının neden Antranik ve Venizelos gibi dış düşmanlarla bir tutulamayacağını verdiği cevaplarla açıklığa kavuşturur.

Burada sorulan sorulardan birisi de, baştan mağlup olacağımızı bile bile İttihat ve Terakki’nin bizi neden bu savaşa soktuğu ile ilgilidir. Bediüzzaman bu soruya verdiği cevapta, Hindenburg gibi dehşetli insanlara göre bile tam anlaşılamamış ve anlatılamamış olan Birinci Dünya Harbinin umumî gayesinin, safi halkımız gibi savaş oyunlarında acemi sayılan kesimlerce anlaşılmasına da imkân bulunmadığını, bu bağlamda fikir zannedilen şeyin, arzudan başka bir şey olmadığını, kişilerin zalimane şahsî intikamlarının, arzuya fikir sureti giydirdiğini kaydeder.2

Hindenburg’un kim olduğuna gelince:

1847’de Poznan’da doğan Alman mareşal ve devlet adamı Hindenburg, Harp Okulunu bitirdikten sonra Prusya Muhafız alayında 1866–1871 savaşlarına katılır. Sonra Harp akademisine girer ve Moltke ve Schlieffen’in bakanlığı sırasında Harbiye Bakanlığında hizmet eder. 1900 Yılında tümgeneral olur. 1903’te Magdeburg’ta 4. Kolordu kumandanlığına getirilir. 1911’de Hannover’de emekliye ayrılır.

Fakat 1914 Ağustos’unda 8. Orduya kumanda eden Von Prittwitz Rus istilâsını durduramayınca, Hindenburg tekrar göreve çağrılır. Hindenburg, Ağustos ayında Tannenberg’te, Eylül ayında Masurenland bataklıklarında Rusları bozguna uğratır. Kasım ayında doğu cephesi başkumandanlığına getirilir. Kış mevsiminde Rusları bir kere daha Masurenland bataklıklarında yener. 1917’de doğu cephesinde Galiçya’da, Piave’de Avusturyalıların yardımına koşar. Kasım’da Romanya ve Rusya ile anlaşma imzalar. 1917–1918 Kışı boyunca tümenlerinin büyük bir kısmını batıya gönderir ve Müttefik cephesine dört ayrı korkunç saldırı gerçekleştirir. Fakat cepheyi yaramaz. 1919’da tekrar Hannover’e çekilir.

Hindenburg 1925’te Almanya’da Cumhurbaşkanı seçilir. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra bütün gücüyle Birinci Dünya Savaşına Almanya’nın sebep olmadığını ispat etmeye çalışır. 1930–1933 yıllarında Almanya’da iç karışıklıkların artması üzerine muhafazakâr bir hükümetin kurulmasına yardım eder. Hitler’i başbakanlığa getirir.

Hindenburg, 1934 yılında Doğu Prusya’da ölür. Ölümünden sonra yerine artık başka birisi seçilmez. Çünkü Hitler’le birlikte Cumhurbaşkanlığı ile başbakanlık birleştirilmiştir.3

Dipnotlar:

1- Asâ-yı Mûsâ, s. 15; Şuâlar, s. 179

2- Sünûhât, s. 64-70; Beyanat ve Tenvirler, s. 85

10.03.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (09.03.2008) - İncir ağacı ve incire yemin

  (08.03.2008) - Kısa kısa

  (07.03.2008) - Çeşitli sorular

  (06.03.2008) - Azapta tecellî eden adalet

  (05.03.2008) - Zerreler âleminde baş döndürücü itaat

  (04.03.2008) - Mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır

  (02.03.2008) - Bid'at üzerine

  (01.03.2008) - Zahmette rahmet vardır

  (29.02.2008) - Gayr-i müslimle selâmlaşma

  (28.02.2008) - Anne ve babaya iyilik

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri