İnsanlık tarihinin geçmişi; bulunan fosillere göre göre 300 bin, dinî literatürlere göre 7 bin yıla dayandırılmaktadır. Öyle veya böyle olsun, asıl olan her gelenin gitmesi ve her doğanın ölmesidir.
Nice kavimler geldi gitti, nice devletler kuruldu yıkıldı. Halen Birleşmiş Milletler verilerine göre 195 ülke bulunmaktadır. 183 BM üyesi ülke, 2 gözlemci devlet, bunların dışında BM’ye üye olmayan 11 ülke bulunmaktadır.
Ülkemiz, 2026 Dünya Mutluluk Raporu verilerine göre 147 ülke arasında 94. sırada yer alır. Dünya mutluluk endeksine göre esas alınan ölçütler; kişi başına düşen millî gelir, sosyal destek, sağlıklı yaşam beklentisi, hayat seçimlerini yapma özgürlüğü, cömertlik ve yolsuzluk algısıdır.
Bu kriterlere göre mutluluk sıralamasında 94. sırada bulunmamız bize neyi anlatır? Şöyle bir durup esaslı bir muhasebe yapmamız gerekmez mi?
Kahir ekseriyetle “iki günü eşit olan ziyandadır”, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” ,“Veren el alan elden hayırlıdır” inanç referansına sahip bir ülkenin mutluluk sıralamasındaki yeri bu mu olmalıydı?
Nasreddin Hoca’nın canı et yemeği istemiş. Pişirilmesi için eve iki kilo et getirmiş. Akşam eve dönüp sofrada et yemeği göremeyince hanımına sormuş. Hanımı da eti kedinin kaptığını söylemiş. Buna sinirlenen hoca kediyi yakalmış ve tartmış. Kedi iki kilo gelince; hoca “Hanım, kedi iki kilo eti yediyse kedi nerde? Bu kediyse et nerde?” Bu fıkradan şuraya varmak istiyorum: İnanç varsa neden 94. sıradayız. Buradaysak neden inandığımızı yaşamıyoruz?
Dostlar Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Ekonominin en basit kuralı sınırlı imkânlarla sınırsız ihtiyaçları önem sırasına göre karşılamaktır. Ne kadar ekmek o kadar köfte, fazla ihtiyaçları karşılamak için çok üretmek gerek, çok çalışmak gerek.
Özde zengin bir ülkeye sahibiz. Bu ülkede zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarımız var. Genç, dinamik insan gücümüz var. Bu insan gücün istihdamı için yeterli yatırımın yapılması elzemdir. Un var, yağ var, şeker var, neden helva yapamıyoruz?