Geçen gün bir yakınım olan Beyazgül Kuyumculuğa uğradım.
Mekânda dayıoğlu yoktu, ortağı Abbas Bey vardı. Selam hoşbeşten sonra birer kahve söyledi. Durup dururken “Neden insanlar mutsuz?” diye bir soru sordu. Bu “Mutlu Hayat Yönetimi” kitabını yazan bendeniz için tam 12’den isabet ettirilmiş bir soruydu. Kendisinin dahi daha önceleri daha mutlu olduğunu ancak neşesinin kalmadığını ifade etti. Ben de bu sorusuna bir makale ile cevap vereceğimi ifade ederek oradan ayrıldım.
Sevgili okurlarım; mutluluk bireyin hayatından tatmin olduğu, huzurlu ve genel olarak kendini iyi hissettiği ruh halidir. Mutluluk aslında her insanın elde etmek istediği varlık sebebidir. Tarih sayfalarında düşünürler farklı biçimde tanımlamışlardır.
Mutluluğu; Aristo bilgiyi, Epikür azla yetinmeyi, Nietzsche ideal tembelliği, İbni Rüşd yolda olmayı, G. Orwell özgürlüğü, Marquez eksik parçayı bulmayı, Farabî inanmayı, V. Hugo aileyi, J. Barrie sevdiği işi yapmak olduğunu, Bediüzzaman ise hayatı iman ile hayatlandırma, farzlarla süslendirme ve günahlardan çekinme ile muhafaza etmek olduğunu belirtmektedir.
Yakın günümüzde, Psikolog Özcan Köknel’e göre ruh sağlığını “Bireyin kendisiyle, çevresindeki bireylerle ve içinde bulunduğu toplumla barış içinde olması, hayatında bir düzen ve denge oluşturabilmesi ve hayata uyum sağlayabilmesi için gerekli çabayı göstermesi” olarak tanımlamaktadır.
Burada bedenî, zihnî ve ruhî sağlığın olması mutluluk için ön şart teşkil ettiği söylenebilir.
Yukarıda yapılan mutluluk tanımlamalarına göre her birinin bir gerçeklik payı bulunmaktadır. Bana göre mutluluk; hayatı anlamlı yaşamak, kendi gizil güçlerini ortaya çıkarmak, hayatını optimum düzeyde verimli kullanmak, daha da ötesi değerlerle donanıp duyguları yönetmektir.
Bir başka açıdan istek ve ihtiyaçlarımız sınırsızdır. Oysa imkânlar sınırlı, hayat süresi mahduttur. Adeta bir balinanın küçük bir gölde bir gün yaşamaya mahkum edilmesi gibi bir şey!
Bazen oluyor ruhumuz daralıyor içimiz içimize sığmıyor. Zulümler yaşanıyor. Zalimler zulmünde mazlumlar zilletinde ölüyor. Yaşanan haksız ve adaletsiz olaylar ruhumuzu daraltıyor. Unutulmaması gereken kendi hayat gemimizin kaptanı olduğumuz, yaşadığımız sürece kendi hayatımızdan sorumlu olduğumuz ve emaneti kazasız belasız sahile selamete ulaştırmaktır.
Sevgili okurlar; unutmayalım hayat bize bedelsiz verilen bir armağan ve emanettir. Yaratıcının bizleri kendisine muhatap olarak seçmesi mutluluk için yeterli bir sebeptir. O halde mutluluk hayatı anlamlı yaşamak, zorlukları bir ders konusu olarak algılamak ve aşma çabasında bulunmak, zenginliği paylaşmak, hata ve kusurlardan elden geldiğince arınmak, hayatın Yaratıcısının sonsuzluk başkentine bir yolculuk olduğunun farkındalığında olmaktır. Bir saniyesine hükmedemediğimiz hayatın kısmet ile takdir edildiğini, ömrün ne bir dakika fazla, ne bir dakika eksik olduğunun farkındalığında insanı kamil olarak yaşamaktır.
“Mâdem Allah var sana bakar, Sana herşey var” (23. Sözden / Devâ’dan)