Şeyh Edebali; Osmanlı Devletinin kurucusu ve damadı olan Osman Gazi’ye “Ey Oğul! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Nasihatinde bulunur.
Bir bakıma insanı yaşatmanın, devleti yaşatmanın ön şartı olduğunu ifade eder. Ben de adaleti yaşatmanın, devleti yaşatmanın ön şartı olduğunu ifade etmek isterim. Bu bağlamda Hz. Ömer’in “Adalet mülkün temelidir” hükmü; adalet olmadan hiçbir şeyin güvencesinin olamayacağı anlamı çıkmaz mı?
Devleti bir organizma kabul edecek olursak; adalet bu organizmanın beynidir, kuralıdır, uyulması vazgeçilmez kanunudur. Kâinatta her makro ve mikro sistem belli kanun dairesinde hareket eder. Sistem kanun dairesinden çıktığında; atom bomba olur kâinatı tarumar eder, hücre isyan eder organizmayı yok eder, yıldızlar çarpışır kıyamet kopar.
Dünya büyük bir buhran geçiriyor. Bu buhranla haklının güçlülüğü gidiyor, güçlünün haksızlığı egemen oluyor. Güçlü olan hiçbir kural, ahlâk, kanun tanımadan yakıp yıkar. Vicdanlar kararır, hayatta varoluşun anlamı kaybolur. Adeta dünya güçsüzler, masumlar ve mazlumlar için Cehenneme dönüşür. Dünya güçlüler, zalimler ve zorbalar için “Ali kıran baş kesen” keyfiyetine dönüşür. Hayat yaşanmaz bir işkenceye döner.
Hayatta her daim unutulmaması gereken gerçeklik sevgidir. Hayatın en değerli armağan olduğu, bu armağanla sonsuz mutluluğu bulmada bir fırsat olduğu göz önünde bulundurularak anlamlı yaşamak kendini akıllı zannedenler için bir mecburiyettir. Bir diğer gerçeklik; bu dünyanın her yaratılan için ne kadar kalınacağı belli olmayan bir “devre mülk” niteliği taşımasıdır. Burada Yunus Emre’nin özdeyişi akla gelmektedir. “Elif okuduk ötürü/ Nazar eyledik götürü/ Yaratılmışı hoş gördük/ Yaratandan ötürü” sözü her zaman hatırlanmalıdır.
Şeyh Edebali nasihatinin tamamında; “Ey oğul! Beysin. Bundan sonra öfke bize, uysallık sana! Güceniklik bize; gönül almak sana! Suçlamak bize; katlanmak sana! Acizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlama sana! Ey oğul! Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana! Üşengeçlik bize, uyarmak gayretlendirmek sana! Ey oğul! Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz! Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Ey oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıl’a bağlı, Allahü Teala yardımcın olsun.
Bu nasihatle yola çıkan Osmanlı devleti 623 yıl yaşayabilmiştir.
Şüphesiz bu nasihate her zaman ihtiyaç vardır. Egemenliği ve halkın yetkisini kullananlar, bu nasihate zorundadırlar. Aksi halde toplumsal barışı sağlamak imkansız hale gelir.
Unutulmamalıdır ki sosyal devletin en önemli görevi; her yurttaşa eşit yaklaşmak, temel ihtiyaçları karşılamada gerekli tedbirleri almak ve yeterli yardımı sağlamaktır.
Bir toplumun en önemli sermayesi genç ve dinamik beyin gücüdür. Bu bağlamda yaşanabilir istihdam sağlamak, sevgiyi toplumun her katmanına yaymak, can güvenliği, mal güvenliğini sağlamak, geleceğe yönelik umutları diri tutmaktır. Her insana kayıtsız şartsız saygı değer olduğunu hissettirmek ve katma değer sağlamada heveslendirmektir.
Bir insan, kendi ilgi ve yeteneklerini maksimum düzeyde kullandığında en üst düzeye ulaşmış olur. Abraham Maslow bunu ihtiyaçlar hiyerarşisinde konumlandırmıştır.