"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Beslemek ve beslenmek

Havva KÜÇÜK KONUR
22 Ekim 2026, Perşembe
Yıllar sonra gelen bir nefhâ... Zengin vahalardan çıkıp gönlümü ferahlandıran kırkikindi... Aşkın en saf izdüşümünün tek bir cümleye sığmış hâli... Renklerin en canlısı, heyecanın zirvesi, güllerin kaneviçesi...

İnsanın ruhu beslediği kadar beslenmeyi de istiyor. Başkalarına pansuman yaptığı kadar kendi yaraları da görülsün istiyor. Hatıralar, anılar, yaşanan pek çok şey gözünün önünden gitmediği gibi, onunla ilgili anılar da hatırlansın istiyor. Aslında kalıcılık istiyor, bekâ istiyor, likâ istiyor. Duvarlara yazılmış resimler ve yazıtları biz şu anda çözmeye çalışıyoruz. Neden? İnsanların duygu aktarımına her dönemde ihtiyacı olmuş çünkü. Kâh resimle anlatmış meramını, kâh yazıyla, işaretlerle... Bir şekilde aktarmak istemiş kendini. Peki hep dinleyen taraf olunsaydı ne olurdu? Hep yara iyileştiren, pansuman yapan, şifa sunan, ilgilenen, şefkat gösteren, anaçlığıyla sarıp sarmalayan tek bir taraf... 

Çok zor bir ânınızı düşünün. Acile gitmişsiniz inliyorsunuz. Doktor hemen müdahale yapıyor, röntgen, tetkik, tahlil vs. Teşhisinizi koyuyor, ilaç veya serum veriyor, yatıyorsunuz, serumunuz bitince kapıdan çıkıp gidiyorsunuz. Hiç kimsenin aklına gelir mi, doktora gidip teşekkür ederim sayenizde kurtuldum, Allah razı olsun demek? Ya da daha sonra gidip bir çiçek götürmek... Ben hiç yapmadım, bilmem sizi. Hayatımızda da vardır böyle insanlar. Her sıkıştığınızda ona koştuğunuz... Ne söylerseniz söyleyin, hiçbir zaman yargılanmadan dinleneceğinizi bildiğiniz... Sesiyle, hâliyle sizi sarıp sarmalayan... İyi gelen nefesiyle dua eden... O acil doktoru gibi ruhunuzun röntgenini çekip sizi iyileştiren... Ve sizin ardınıza bakmadan gittiğiniz... Kıymetini bilmediğiniz, takdir etmediğiniz, bir güzel sözü esirgediğiniz insanların başında gelir onlar. Neden? Bilen var mı?

İnsan bir nevi beka addettiği kişileri hep oradalar diye kodlar ve bunun için fazladan emek vermek istemez. Belki de zihin, kendi konforunu bu düşünceden sağlar. Hangi insanların üzerine titreriz düşünsenize. Her an gitmeye hazır, bize dönüp bakmayan, aramayan, sormayan ve bizim ‘bu hep benimle olur/kalır’ diye anlamlandıramadığımız insanların üzerine titreriz. Çünkü beyin sürekli tetiktedir ve emek harcayarak onu kendine bağlamayı hedefler. Fakat başaramazsa, başarana kadar o tetikte kalma ve emek verme hali devam eder.

Lakin işin gerçeği çok da öyle değil. Çünkü hiç kimse yerinde kalıcı değil. Üzerinde beka damgası yok. O hep orda dediğiniz kişi bakıyorsunuz kazadan, hastalıktan vefat etmiş. Hiç gitmez dediğiniz insan, bakmışsınız bütün gemileri yakıp ortadan kaybolmuş. Hiç kimse ilelebet kalmaya gelmemiş dünyaya. Ve asıl hep orda dediğimiz o insanların kıymetini bilmeliyiz ki, ben bu kadar emek veriyorum ama karşılığı kocaman bir hiç oluyor deyip iyilik yapmaktan vazgeçmesinler. Başka insanlara dokunmaktan ve onlarla ilgilenmekten yüz çevirmesinler. İnsanın ürkmüşü hiçbir şeye benzemiyor çünkü. İnsanın yorulmuşu da... Daha çok, size karşılıksız emek verenlere sarılın, onları sıkıca sarmalayın ki iyiliğe inançlarını yitirmesinler. Benden söylemesi...

Okunma Sayısı: 166
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı