"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Rüzgârın kanadı

Havva KÜÇÜK KONUR
06 Eylül 2026, Pazar
Ruhumun derinliklerine hapsedilmiş gözyaşları gibi yaşananlar.

Hasretin, özlemin, firâkın yakıcılığında sıkıştırılmış mengenedeyim. Ayrılık hep böyle yakıcı mıydı? Vuslat, hep böyle uzakta mı? Rüzgâr, hep bir yerlerden gül kokusu taşıdıkça, buhurdan gibi tütecek mi gönlüm? Derin derin uzaklara daldıkça istemsiz dökülecek mi kalemimden cümleler? Ya içimdeki burukluk? Ona söz geçecek mi?

Bir zamanlar kapalı kapılarda tutsaktı düşünceler. Gri duvarların mat ışığında yazılırdı mektuplar. Takvim yaprakları birer birer düştükçe duvardan, hep vuslat hecelenirdi. Umut yenir, umut içilir, umut söylenir, umudun voltası atılırdı. Ve dikenli tellerden izlenirdi umut. Bir güvercinin kanadında, güneşin hüzmesinde, bir rüzgârın sesinde...

‘Ölür ise ten ölür / Canlar ölesi değil’ dediği gibi Yunus’un. Ben de ‘mahkum olan bedendir; ruhlar, düşünceler mahkum olası değil’ desem, çok mu? Ah sığ düşünceler, ah kör olup göremeyen ruhsuzluk... 

Gözyaşlarının sıcaklığı, bazen en kötü zindan duvarlarını açar, en sağlam kilitleri çözer, en katı kalpleri yumuşatır ve hükm-ü İlâhîye musahhar eder. Emir, demiri keser demiş atalar. Hele ki emir ind-i İlâhîden çıkarsa... ‘Ol der oluverir’ hükmünün sahibinden. Karanlıklar aydınlanmaz mı?

Bir sabah... Namazın edâsı bitmiş, niyâzına geçilmiş olduğu an, zaman-mekân perdeleri kalkmış ve incecik bir perde kalmıştı sadece. Saymıştım istemsizce içimden geçenleri, seri bir şekilde, gözyaşlarıyla, o hâli iliklerime kadar yaşayarak ve ömrümde ilk defa. Neydi, nasıldı, nice bir hâldi bilmeden... Firakın ilmek ilmek gergefe işlenir gibi işlendiği zamanlardı onlar. Bitmez sanılan, geçmez zannedilen zamanlardı. Nice ruh-u meçhulün gökyüzüne asılı bakışlarıyla geçmesini beklediği zamanlar... Hasret buğu olup gönül hâlesine düştükçe, bir bir hârelenirdi halkalar. Ve o hâl, o hârelerin her birine takılan bir lütuftu belki de. Çok istenip de kavuşulamayan vuslatın, muaccel bir mükâfatıydı. Dedim ya, hâlâ bilmiyorum.

Yaşanmayanın yazılması zordur diye bilirdim. Ama yaşananın da yazılması zor olabiliyormuş bazen. Ne diyelim... Zor zamanların kalbinde korkusuzca yolculuk yapan kaptanlara selam gönderelim buradan. Ve vuslatın umudunu her dâim içimizde taze tutarak istikbâle bakalım. Ruhumuz kafesinden sıyrılana dek...

Okunma Sayısı: 200
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı