Herkesin sadece kendi mahallesinde yaşamaya, kimseyle teşrik-i mesai etmemeye alıştırıldığı günümüzde, bizi bekleyen en büyük tehlike nedir?
Ne kadar güvenlidir bu aslında. Bildiğin insanlar, bildiğin çevre, hep aşina olduğun esnaf, ezberlediğin kaldırım taşları... Dışarıdan giren hiçbir tehlike yok. Vergisini veren ve bağlılığını ilan eden kapitülasyon ülkesi gibi, kafan rahat. Tehlike düşünecek değilsin, dışarıdan yabancı biri mi geldi, kimdir nedir araştıracak durumda değilsin. Nesi kötü o zaman?
Eskiden akvaryum kavanozları olurdu. Karnı geniş, ağzı dar ve çoğunlukla bir ya da iki balığın yaşayabileceği kadar bir genişliği vardı. En fazla bir haftada suyunu komple değiştirirdik. Yoksa pislenen suda yaşayamaz, ölürlerdi. Aynı su aynı yerde dura dura bile canlılığını, tazeliğini yitirir, kokuşur. Küçük bir balık kavanozu bile aynı suda dura dura kokuşuyorsa, aynı şeyin misillercesi, teşrik-i mesaiye muhtaç yaratılan insanda geçerli değil midir?
Ben mahalle diyeyim, siz cemaatler anlayın, etnik gruplar, dernekler, vakıflar, topluluklar ve sivil toplum kuruluşları... Artık herkes kendi odasında, kendi hücresinde, kendi mahallesinde, kendine çizilen sınırlar içerisinde yapıyor faaliyetlerini. Gelen insanı belli, mekânı belli, günleri belli. Ve bu durum kimseyi rahatsız etmiyor. Sosyal medyada bile biri birine bir şey diyecek olsa hemen altına yorumlar geliyor: “Sen de onlardan mısın?” İşte bu toplumun katmanlarının ne kadar gerildiğinin göstergesidir. İnsanların veya cemaatlerin, uhuvvet ve insaf gözlüğünü atıp tamamen kendi mahallelerine dönüp muhafızlığına soyunmaları demek, kendilerine çizilen dar hücreye razı olmaları demek. Bu da tam olarak herkesin teker teker çeşitli bahanelerle yendiği yerde, sıra birgün size de gelecek ve afiyetle yeneceksiniz, sesinizi çıkaramayacaksınız demek.
Sivil toplum kuruluşları, bu ülkenin emniyet sibobudur. Bir ülkenin geleceğine bakmak istiyorsanız, ekonomiden, eğitimden, sağlıktan, adaletten önce onlara reva görülen muameleye bakın. Toplum nasıl bir sisteme zorlanıyor ona bakın. Eğer herkes olduğu yerde kalmaya zorlanıyorsa -ki öyle veya böyle her görüşmeye bir kulp takılıyorsa bu yerinde kalmaya zorlanıyor demektir- o zaman kimse olduğu yerde güvende değildir. En popüler, en bilindik cemaat veya tarikattan tutun da, kanarya sevenler derneği türünden en küçük derneklere kadar.
Cemaatler kendilerine biçilen yere razı olmamalı ve her daim toplumun nabzını tutmalıdır. Toplumun bu kadar gerilmesine, ötekileştirilmesine müsaade etmemeli ve bunu fiiliyle göstermelidir. Başka türlü çalkantılı işler, küçük olaylar, cinnet örnekleriyle her gün sarsılır dururuz.
Ne dersiniz?