Güzel bir sancısı var hayatın. İçinde nağmesi, farklı insan silüetleri, tatları, kokuları, acıları, sevinçleriyle... Bir damla gelse gökten. Bir damla gitse göğe. Asuman yıldızlanıp taşsa. Bir sicim inse bize. Ve hep birlikte tutuşsak el ele..
Bazen soğuk esiyor her şey. İliklerimize kadar üşütüyor. Boran, poyraz, fırtına, kar... Hepsi birden, hepsi bir anda, hepsi alabildiğine... Can kafesinden uçup deryaya kaçmak istiyor böyle zamanlarda. Bir hikâyesi varsa zamanın, tek bir lahzada anlamak istiyor. Böylesi zamanlara ne gerek diyorsun. Şiir mi? Şairler ne zaman yazar? Ne zaman dökülür o dizeler? Kuyumcunun nadide bir özenle incileri gerdanlığa dizdiği gibi, şair de mısraları dizer dizelere. Engin bir sabırla... Dikkatli bir nazarla... Estetik bir zevkle... Karşısına geçer izler, olmuş mu diye. Şair de istiridye gibi sancısını çıkarır her bir harfle. Her inilti, bir harf olur çıkar. Her çaresizlik, bir haykırış... Nazzâmın nazmını nasıl dizdiğini, kâh gecenin sükûtî sessizliği, kâh nehârın çıldırtıcı sedası söyler. Bazen bir dize, bunların hepsidir. Bazen de hiçbiri...
İnsanın içi iplik iplik dökülürken, çaresizlikle başını taştan taşa vururken destur var mıdır diye girmez her yere. Öyle teklifsizce, öyle aniden karşısına çıkar ki insanın. Şaşarsınız. Tam dersin, tam da şu an içinde bulunduğum durumu yazmış. Tam da sökülemeyen sızımın, kaybolmayan acımın, dinmeyen ıstırabımın hâlini yazmış. Asırlar önce gelmiş, beni bana yazmış dersin, irkilirsin. Böylesi bir şey belki.
Bazen kelimeleri üşür insanın, bazen yüreği. Sözler hiç çıkamaz bir yerlere. Bir yumru gibi oturur kalır. Ya da cam kırıkları... Yutarsın gitmez, çıkarırsın çıkmaz. Bir emanet gibi taşırsın yüreğinde. Binbir ızdırabın acısı siner de simana, mahzunlaşırsın. Görenler seni sararan benzinle fark ederler. Acıyan hücrelerini görmez kimse. Ağladığın gecelerinin sayısını bilmezler. Geceler boyu tavana dikili bakışların, hep bir hayalin peşini kovalamıştır oysa. Hep bir sancının izini takip etmiştir. Bir âh’ın kaç bahar getireceğini, zamanın o saatleri fısıldar oysa. Bir ümidin ardına kaç nefes düşeceğini o geceler bilir. Epi topu bir buluttur yaşananlar. Gelir ve gider. Yolda gördüğümüz bir duraktır. Girilir ve çıkılır. Her nefes kaybolur, her gece aydınlanır, her gelen gider, her akış yerine döner. Er ya da geç...
Neyin nereye gideceğini kim bilebilir ki..!