"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hazırsanız başlayalım!

Havva KÜÇÜK KONUR
30 Ağustos 2026, Pazar
Yarışma programlarında, sınavlarda, prova ve çalışmalarda çok duyduğumuz bir klişedir bu söz.

Benim de geçen aklıma takıldı. Her şeyin zamansız, ansızın geliverdiği, bizi buluverdiği bir hayatta, insan gerçekten neye ne zaman gerçekten hazır olur ki? Hayatın gidişatı, durup düşünüp kendini yoklayıp, tamam hazırım diyebileceğin bir yapıda değil ki. Format böyle değil yani. Bunu da nereden anlıyoruz? İnsanın önüne çıkan bütün hazırlıksız hallerine uyum sağlama becerisinden. Eğer hazır olmamızla gelen şeyler yaşasaydık, böyle bir beceri fıtratımıza konmazdı.

Ölümler aniden gelir. Ve bakarsın, ne kadar beklenmedik olursa olsun, aile bu durumu benimser ve uyum sağlar. Doğumlar, -normal olanlar- aniden gelir. Panik durumunda öyle bir soğukkanlı oluverirsiniz ki, siz bile kendinize şaşarsınız. Bir sürü plan program yaparsınız ve aniden gelişen bir kaza, hastalık, gelen misafir planlarınızdan vazgeçirir. Ve siz bu yeni ve ani gelişen duruma da çok çabuk adapte olursunuz. Hayat öyle uzun uzun zaman planlaması yaptırmıyor işte. Aylar öncesinden yapılan tatil rezervasyonları, haftalar öncesinden alınan tren, uçak biletlerinin iptal/iadelerle sonuçlanması,  çok da imkânsız şeyler değil. Pek çok kez de yaşamışızdır. En az iki hafta öncesinden almak zorunda olduğum tren biletlerini her aldığımda tuhaf oluyorum. Acaba o zamana ne ola diye. En son aldığım Ankara-Pamukova tren biletimi, bir gün önceden iptal ettirdim mesela. Ankara’dan Geyve’ye bir aile dostumuz dönecekmiş, onun arabasıyla döneceğimiz için iptal etmiştik. 

Hayat böyle işte. Her ne kadar ‘güvenlikli’ alanlar inşa etmek istesek de, her başımıza gelecek olanı planlayıp ona göre yaşayarak aslında kendimizi garanti altına almak istesek de hayatın gidişatı buna pek izin vermiyor. O yüzden birisi bir yerde “hazır mısın?” dediğinde afallıyorum. Hazırsan başlayalım dediğinde, aylar öncesinden hazırlık yaptığında, mutlaka gel bekliyorum dediğinde, gelecek sene de şuraya gidelim dediğinde... Ya da en basitinden telefonu kapatırken görüşürüz diye bitirdiğinde. Gerçekten görüşür müyüz?

Tûl-i emel diye bir kavramımız var. Sanıyorum tasavvuf ve İslâm ahlâkı disiplinleri içinde işleniyor olmalı. Hatta Hazret-i Peygamberin (asm) hadislerinde de sıkça ele alınır. Üstad hazretleri 21. Lem’ada “...ihlası zedeleyen ve riyaya ve dünyaya sevkeden tûl-i emel olduğu gibi...” der. Ve yine  “...tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler.” diyerek ehl-i tarikat ve ehl-i hakikatin uzun emellerini rabıta-i mevt ile izale ettiklerinden bahseder.

Aslında işin özü, ebediyet ve sonsuzluğun bu dünyaya aitmiş gibi, dünya sonsuza kadar devam edecekmiş gibi dünyaya bakmanın anlamsızlığıdır. Zihin ve idrak, bu anlamsızlığı düşünmeyi, tefekkürü ne kadar çok sık yapar ve şuuruna ererse, kalbi de telkinleriyle çeker, dünyaya saplanmaktan alıkoyar. 

Vesselam!

Okunma Sayısı: 161
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı