“Eski Said”den “Yeni Said”e geçişin eserlere yansıması nasıl olmuştur acaba?” sorusunun cevabına başlayalım.
Said Nursî’nin hayatındaki Eski Said’den Yeni Said’e geçiş, eserlerinin diline ve hedeflerine de yansımıştır. Bu değişim, hizmet anlayışında ve önceliklerinde kendini göstermiştir:
• Metot olarak; siyasî ve içtimaî faaliyetlerle toplumu düzeltme fikrinden ziyade, doğrudan ferdin kalbine ve imanına hitap eden bir hizmet anlayışını öne çıkarmıştır.
• Üslup olarak; Eski Said döneminde ilmî, mantıkî ve münazaracı anlatım daha belirginken, Yeni Said döneminde iman hakikatlerini aklî delillerle birlikte kalbe ve vicdana hitap ederek açıklayan bir üslup öne çıkmıştır. (İşârâtü’l-İ’caz gibi eserler, Eski Said döneminin ilmî ve tahlilî yönünü gösterirken Sözler ve Lem’alar, Yeni Said dönemindeki iman merkezli anlatımın örneklerindendir.)
• Eski Said döneminde İslâm birliği, hürriyet ve eğitim projeleri konusundaki faaliyetleri varken, Yeni Said döneminde iman hakikatleri, haşir (öldükten sonra dirilme) ve tevhid konuları öne çıkmıştır.
• Kullandığı kaynaklar ve yaklaşımı bakımından Yeni Said döneminde Kur’ân’ı esas alan, iman hakikatlerini aklî delillerle açıklayan ve insanın kalbine ve vicdanına hitap eden bir tefsir anlayışı öne çıkmıştır. Risale-i Nur, klasik anlamda baştan sona düzenlenmiş bir tefsirden ziyade, Kur’ân’ın iman hakikatlerini açıklayan manevî ve hakikî bir tefsiri olarak değerlendirilir.
İşte, Said Nursî, Van’da kendi hâlinde bir hayat kurmayı planlarken 1925 yılındaki Şeyh Said hareketi patlak verdi. Bediüzzaman, kendisini harekete destek vermeye çağıranları isyandan vazgeçirmeye çalıştı. Ancak dönemin siyasî şartları içinde başlayan sürgün sürecinde Batı Anadolu’ya gönderildi.
Bu sürgün hayatı onu, dünya tarihinin en ilginç telif süreçlerinden birine itti. Ulaşım imkânlarının sınırlı olduğu ve gözetim altında bulunduğu Barla gibi ücra bir yerde, Risale-i Nur Külliyatı’nın büyük bir bölümü telif edilmeye başlandı. Eserler, talebelerinin de katkısıyla el yazısıyla çoğaltılarak farklı bölgelere ulaştırıldı.
Ankara’da kendisine teklif edilen resmî görevleri ve mebusluğu kabul etmeyen Bediüzzaman, siyasî hayattan uzaklaşarak iman ve Kur’ân hizmetine ağırlık verdi. Bu hizmet, Barla’da telif edilen eserler ve Nur talebelerinin el yazısıyla yaptığı çoğaltmalar aracılığıyla geniş bir çevreye yayıldı.
Bu sürgün hayatı Eskişehir, Denizli ve Afyon hapishaneleriyle devam etti. Ancak o, bu zorunlu durakları birer “Medrese-i Yusufiye” olarak değerlendirerek mahkûmlara ve çevresindeki insanlara iman ve ahlâk dersleri verdi.