Çağları aşarak günümüze ulaşan “Adalet mülkün temelidir” kelâm-ı kibarı, en bilinen yönüyle Hz. Ömer’e (rh) nispet edilen ve mülk ile adalet arasındaki sarsılmaz bağı ortaya koyan hakikatli bir düsturdur.
Buradaki “mülk”, yalnızca dünyevî yönetimleri değil; Yaratıcı’nın var ettiği, bildiğimiz ve bilmediğimiz her şeyi kapsar. Mülkün yegâne sahibi Mâlikü’l-Mülk olan Allah’tır; adalet ise her varlığın hakkını gözetmek ve o hakkı eksiksiz teslim etmektir.
Gözümüzün gördüğü yahut göremediği her zerrede muazzam bir adalet tecellisi hâkimdir. Çeşit çeşit bitkilerden mahlukatın envai türüne kadar kâinatın her köşesinde bu İlâhî nizamı müşahede ederiz. İnsan da bu tam adalet üzere halk edilmiştir. Bütün organlarımız mükemmel bir intizamla yerleştirilmiştir. Yürümek için ayaklar zeminde, idrak için kafa en üstte, kollar yanlarda; kalp ve iç organlar ise dış tesirlerden korunmak adına kaburga kafesinin emniyetindedir. Baştaki gözün konumu dahi adalet ve insicamın ne derece hassas olduğunu açıkça gösterir. İnsan eliyle yapılan araçlarda da bu fıtrî nizam taklit edilir; bir arabanın motoru, ışıkları ve direksiyonu tam bir intizam içindedir.
Her cihazın adaleti, kendi fıtratına uygun iş görmesidir. Gözün adaleti görmek, kulağınki duymak, ayaklarınki yürümektir. Dilin adaleti leziz nimetleri tartıp tatmanın yanında hakikati konuşmak; aklın adaleti ise tefekkür etmektir. Zulüm ise bütün bunların zıddıdır; bir organın yahut varlığın vazifesini engellemek, onu yaratılış amacının dışında kullanmak Yaratıcı’nın iradesine ve Fâtır ismine karşı bir isyandır. Fâtır-ı Zülcelâl’in muradı adalet üzeredir. Zulüm en başta o varlığın kendi kodlarına aykırıdır ve er ya da geç bir cezayı gerektirir. Burası hikmet yurdu olduğundan Hakîm isminin tecellisiyle karşılığı bazen gecikse de adalet eninde sonunda hükmünü icra eder.
Bu İlâhî denge sadece insanda değil, kâinattaki tüm mevcudatta yürürlüktedir. Marangozun yaptığı bir masanın ayağının eksik olması halinde dengesini kaybedip devrilmesi gibi, kâinat binasından da tek bir tuğlanın çekilmesi bütün yapıyı sarsar. Yılan ile fare arasındaki denge buna güzel bir misaldir. Doğadaki bir unsuru bütünden koparıp aldığınızda sistem bozulur. Nitekim son dönemde sokak köpeklerinin toptancı bir yaklaşımla toplatılmasının, yaban domuzlarının tarlaları ve yerleşim yerlerini istila etmesine yol açması; adaletsiz ve bütüncül olmayan müdahalelerin ekolojik dengeyi nasıl altüst ettiğini açıkça göstermiştir. Adalet, fıtrata uygun dengedir.
Nihayetinde adalet; bir kuşun özgürce kanat çırpması, bir arının çiçekler arasında bal için süzülmesi, ağaçların baharda çiçeklenip leziz meyvelere durmasıdır. Bir ceylanın ovalarda zıplaması kadar, yırtıcı bir aslanın pençesi ve keskin dişleri de kâinattaki o muntazam adaletin birer parçasıdır. Kâinat, baştan başa bu muazzam adalet hakikati üzerine dönmektedir.