İnsan Bozulursa Sistem Ne Yapar?
Günümüzde en mükemmel kanunlar dahi tanzim edilse, onu uygulayan ve kendisine uygulanan "insan" unsuru bozulmuşsa, en ideal sistemler dahi ehliyetsiz ellerde birer zulüm aracına dönüşebilir.
Nitekim bugün adına güya "İslâmî" denilen bazı rejimlerdeki hazin durum ortadadır. İnsanlara fakirliğin erdemini anlatıp kendileri şatafat içinde yaşayan din adamları, hukukun tarafsızlığından bahsedip uygulamada adaletsizlik saçan yetkililer ve tüm bunlara göz yuman geniş kitleler; ne yazık ki insanları hem dinden soğutmuş hem de adalete olan güveni kökünden sarsmıştır. Sözler dillerde kalmış, kalplere ve amellere inememiştir.
Oysa Mescid-i Nebevî’ye girip "Muhammed hanginizdir?" diye soran bir bedevinin, Allah Resûlü’nü (asm) kıyafeti, oturuşu veya şatafatı ile arkadaşından ayıramayacak kadar sade bir meclisle karşılaşması; hakikî liderliğin gösterişten, israftan ve imtiyazdan ne kadar uzak olması gerektiğini net bir şekilde kanıtlamaktadır. Kendisi halkından farklı ve üstün yaşamayan, söylediği hakikatleri evvela kendi hayatında bizzat tatbik eden bir rahmet peygamberinin izinden gitmek, içi boş söylemlerle değil, bu sadelik ve adalet zihniyetini benimsemekle mümkündür.
Sonuç: Bize Lazım Olan Zihniyet Dönüşümü
İçinde bulunduğumuz kısır döngüden kurtulabilmenin tek yolu, köklü bir zihniyet dönüşümüdür. Bu dönüşüm ferden ferda gerçekleşmediği sürece; dünün mağdurları bugünün zalimi, yarının ise yeniden mağduru olmaya devam edecektir.
Sistemler ne kadar değişirse değişsin, insan unsuru adalet, sadelik ve şefkat ekseninde imar edilmediği müddetçe toplumsal belimizin doğrulması mümkün değildir. Bize düşen; mevki, menfaat veya kabilecilik gözetmeksizin doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilme erdemini göstermek ve adalet terazisini her şartta dosdoğru tutabilmektir.