İnsan hayatında bazı insanlar vardır; gelir ve geçer. Bazıları bir döneme eşlik eder. Bazıları bir hatırada kalır.
Fakat bazıları vardır ki insan onların varlığını hayatının anlam haritasına işler. Onlar artık yalnızca “tanıdığım insanlar” değildir. “İyi ki tanımışım.” dediğiniz insanlardır. “İyi ki dostum olmuş.” dediğiniz insanlardır. Ben seni böyle bir yere koyuyorum. Sen benim için yalnızca Eskişehir’de yaşayan bir dost değilsin.
Sen; yıllarca ağır sorularımı sabırla dinleyen, ilminden istifade ettiğim, karakterine ve ahlakına hürmet ettiğim, temizliğe verdiğin önemden sadakatine, yakınlığından sıcakkanlılığına kadar birçok güzel vasfına şahit olduğum; yeniden karşılaştığımızda bizi bağrına basan, oğlumun başarısına bizimle birlikte sevinen, bizi Eskişehir’e davet eden, şehri bize gezdiren, bizi ağırlayan ve hasretimizi gideren can dostumsun. Biricik abimsin.
Dostluk bazen kelimelerin bittiği yerde başlar. Çünkü bazı insanlara ne söylerseniz söyleyin, gönlünüzdeki borcu tam olarak ifade edemezsiniz. Ben de sana duyduğum dostluğu birkaç cümleye sığdıramam. Ama yine de gönlümden şu duayı geçirmek isterim: Rabbim benim ömrümden alacaksa alsın, senin ömrüne katsın. Benim sıhhatimden sana verecekse versin. Benim gücümden sana kuvvet, benim huzurumdan sana huzur, benim sevincimden sana sevinç nasip etsin. Senin derdin varsa bana düşsün. Senin yükün ağırsa bir ucundan ben tutayım. Senin yolun uzunsa yanında yürüyeyim. Sen yorulursan omuz vereyim. Sen düşersen kaldırayım. Ben düşersem de sen elimden tut. Çünkü dostluk, yalnızca aynı yolda yürümek değildir. Dostluk, biri yorulduğunda diğerinin onun yerine bir müddet yürüyebilmesidir. Biri sustuğunda diğerinin sessizliği anlayabilmesidir. Biri düştüğünde diğerinin elini uzatmasıdır. Biri sevindiğinde diğerinin kıskanmadan, eksiltmeden, bütün gönlüyle sevinmesidir. Biri dara düştüğünde diğerinin “Ben buradayım.” diyebilmesidir. Ve belki dostluğun en güzel tarafı şudur: İnsan dostunun yanında kendisi olmak zorunda değildir; çünkü dostunun yanında zaten kendisidir. Maskeye ihtiyaç yoktur. İzah etmeye ihtiyaç yoktur. Savunmaya ihtiyaç yoktur. Çünkü dost seni bilir. Bilmekle kalmaz; seni bilerek sever. Eksiklerini görür ama seni eksiklerinle tanımlamaz. Yanlışını görür ama seni yanlışından ibaret saymaz. Gücünü bilir ama zayıflığını da küçümsemez. İşte gerçek dostluk budur.
İki beden... Tek yürek. İki ruh... Tek gönül. İki hayat... Ortak hatıralar. İki insan... Birbirinin iyiliğini kendi iyiliği bilen iki insan.
Bugün geriye dönüp baktığımda Eskişehir’de geçirdiğimiz o günü yalnızca bir gezi olarak görmüyorum. O gün, dostluğumuzun yeni bir hatırasını yazdık. Sen bize bir şehri gezdirdin; fakat aslında bize dostluğun başka bir yüzünü gösterdin. Bizi ağırladın; fakat aslında gönlünde ağırladın. Oğlumuzun başarısına sevindin; bizim sevincimize ortak oldun. Bizimle hasret giderdin; fakat aslında araya giren zamanın mesafesini ortadan kaldırdın.
Ben de şimdi bütün bunları kelimelere döküyorum. Belki kelimeler kifayetsiz kalacak. Ama bazı şeyler zaten kelimelerin gücüyle değil, kalbin şahitliğiyle anlaşılır. Sen benim hayatımda o şahitliği taşıyan insanlardan birisin.
Dostum... Can dostum... Biricik azizim...
Yollarımız nerede kesişirse kesişsin, hangi şehir bizi ağırlarsa ağırlasın, araya kaç yıl girerse girsin, dostluğumuzun özü değişmesin. Çünkü bazı yollar insanı bir şehre götürür. Bazı yollar ise insanı bir dosta götürür. Bizim Eskişehir yolculuğumuz ikisini birden yaptı. Bizi Eskişehir’e götürdü. Ve yeniden birbirimize...
İyi ki varsın dostum.
İyi ki yollarımız kesişmiş.
İyi ki ağır sorularımı sana sormuşum.
İyi ki sen onları sabırla dinlemişsin.
İyi ki bugün yeniden buluşmuşuz.
İyi ki oğlumun yolu Eskişehir’e düşmüş.