"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dostluk birbirinde fânî olmaktır - Eskişehir Esmâ-yı Hüsnâ okumaları-4

Remzi ASILSOY
27 Ekim 2026, Salı
Belki de bazı yolların görünürdeki sebebi başka, hakikatteki hediyesi başkadır. Biz Eskişehir’e oğlumuzun eğitimi için gittik.

Ama o yolculuktan bize bir şehirden daha büyük bir şey kaldı: Yenilenmiş bir dostluk hatırası. Ve insanın ömründe bundan daha kıymetli hatıralardan bazıları gerçekten de dostlukla yazılır. Çünkü insanın sahip olduğu mallar azalabilir. Makamlar değişebilir. Şehirler değişebilir. Yıllar geçebilir. Fakat hakikî dostluk, gönülde yer etmişse zamanın eskitemediği nadir hazinelerden biri olarak kalır.

Dostluk birbirinde fânî olmak... Birbirinin iyiliğini kendi iyiliği bilmek... Birbirinin yükünü paylaşmak... Birbirinin sevincine ortak olmak... Ve gerektiğinde bütün kalbinle: “Senin için ne gerekiyorsa, gücüm yettiğince ben de varım.” diyebilmektir. İşte ben bizim dostluğumuzu böyle görüyorum.

İki ayrı bedenin, tek bir yürekte buluşması... İki ayrı hayatın, aynı gönülde birbirine yer açması... Ve yıllar geçse de eksilmeyen, mesafeler girse de uzaklaşmayan, şehirler değişse de kaybolmayan bir dostluğun hatırası...

Dostluk dediğimiz şey belki de insanın bu dünyada tattığı en güzel hâlet-i ruhiyelerden biridir. Ve bazı dostluklar vardır ki insan onlara sahip olduğu için yalnızca bir dosta değil, adeta ikinci bir hayata sahip olur.

Eskişehir, insanın şehre değil de sanki kendi içine doğru yürüdüğü şehirlerden biridir. Bir yanında Odunpazarı’nın yokuşlarına tutunmuş, ahşabın, kiremidin, cumbanın ve dar sokakların birbirine yaslanarak ayakta tuttuğu eski zamanlar; öte yanında Tepebaşı’nın daha geniş, daha ferah, daha yeşil ve çiçekli yüzü vardır. Şehir, bu iki hâli arasında Porsuk Çayı’nı geçirerek kendi ruhuna bir damar açmıştır. Porsuk, acele etmeden akar; sanki Eskişehir’in bütün telaşını alıp suyun üzerinde ağır ağır uzaklaştırır. 

Odunpazarı’na çıktığınızda şehir birden daralır. Sokaklar daralır, evler birbirine yaklaşır, gökyüzü bile biraz küçülür. Fakat insanın içi garip bir biçimde genişler. Çünkü o darlık sıkıştıran bir darlık değildir; aksine geçmişi birbirine yaklaştıran, insanı tarihle yan yana getiren bir darlıktır. Ahşap evlerin çıkmaları sokağın üzerine doğru eğilir; cumbalar, sanki yıllardır gelip geçenleri seyreden yaşlı insanların yüzleri gibi sessizce dışarı bakar. Kimi ev beyaz duvarıyla, kahverengi ahşabıyla; kimi çivit mavisiyle, kimi kiremit kırmızısıyla eski bir masalın sayfasından kopup gelmiş gibidir. Dar sokaklarda yürürken insan yalnızca bir yerden başka bir yere gitmez; Osmanlı şehir hayatının, Anadolu Türk evinin, komşuluğun, aile hayatının ve unutulmaya yüz tutmuş bir gündelik dünyanın içinden geçer. 

Bu yüzden Odunpazarı’nın sokakları insanın gözüne hitap etmekten daha fazlasını yapar. Göz, yalnızca renkleri görmez; zamanın kendisini görür. Bir pencerenin ahşap kanadında bir asrın yorgunluğunu, bir kapının tokmağında kaç neslin elini, bir cumbanın gölgesinde kaç insanın konuşmasını hayal eder. Taşın, toprağın, ahşabın ve kiremidin sessiz dili vardır burada. İnsan kulağıyla duymasa bile şehir konuşur. Eski evlerin duvarları, “Bir zamanlar burada insanlar yaşadı; sevdi, kavga etti, barıştı, çocuk büyüttü, hastalandı, öldü, dua etti” der gibidir.

Ve sonra aşağıya, Porsuk’a doğru inersiniz..

Okunma Sayısı: 156
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı