Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 25 Ocak 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Abdil YILDIRIM

Hicret süreci



Hicreti hocalarımız bize “Peygamber Efendimizin (asm) Mekke’den Medine’ye göç etmesi” şeklinde tarif ettiler. Bu göç sırasında mağarada yaşanan olaylar, delikten yılan çıkması, güvercin ve örümcek mu’cizelerinden ve Süreka’nın atının kuma saplanmasından uzun uzun bahsettiler. Ama Hicretin evvelini, sonunu, asıl mânâ ve mahiyetini tam olarak anlatmadılar. Belki onlara da, hocaları öyle anlatmıştı. Onun için hocalarımıza da diyecek bir şey bulamıyoruz.

Bir yerden bir yere göç etmek kolay bir şey değildir. Bugün bir mahalleden bir başka mahalleye taşınmak bile insana bir hüzün veriyor. Geride bıraktığı dostlarını, çevresini, mahallesini aklından çıkartamıyor. Halbu ki eşyamızı da, yeni evimize taşıyoruz, belki daha güzel bir mahallede, daha güzel bir evde ve daha iyi imkânlar içinde oluyoruz ama buna rağmen taşınmanın zorluklarını yaşıyoruz. Bir başka şehre, bir başka ülkeye ve daha zor şartlar altında yaşamaya doğru yapılan bir göç ise, hayatımızı alt üst ediyor. Alışmak için uzun yıllara ihtiyaç duyuyoruz. Belki de bir ömür boyu asıl memleketin hasreti ile yanıp tutuşuyoruz.

Tarihte çok büyük göç olayları yaşanmıştır. Kavimler göçü ile bir millet anayurdundan ayrılmış, binlerce insan kıtalar arası bir yolculuğa çıkmıştır. Bu göçler sonucunda devletler yıkılmış, devletler kurulmuş, ülkelerin haritaları değişmiştir. Ama hiçbir göç, iki insanın Mekke’den Medine’ye göç etmesi kadar dünya tarihinde derin ve kalıcı izler bırakmamıştır. Onun için “Hicret”in insanlık tarihinde ayrı bir önemi vardır.

İnsanlar genellikle iş aramak, para kazanmak, tahsil yapmak veya daha iyi imkânlarda yaşamak için memleketlerini terk ederler. Yaşanan sıkıntıların, çekilen hasretliğin sonunda bir rahatlık ve bolluk ümit edilerek gurbete çıkılır. Ama hicret, varlıktan yokluğa, bolluktan darlığa, rahattan zahmete doğru çıkılan bir yolculuktur. Hicret edenler, evini barkını, malını mülkünü, eşini dostunu memleketinde bırakmış, fakirliğe, açlığa, zahmete, çileye talip olarak yollara düşmüşlerdir. Gittikleri yerde onları yeni bir ev, yeni eşyalar, hazır bir iş, bağ bahçe, mal mülk beklemiyordu. Onları bekleyen açlık, yokluk, çile ve gözyaşıydı. Hatta yollarına pusu kuran düşmanları vardı. Yani muhacirleri aynı zamanda ölüm bekliyordu. Ama onlar, zahmeti rahata tercih ederek yollara düştüler. Uzun yollarda aç kalmayı, kızgın çöllerde susuz kalmayı, düşmanları tarafından takip edilip taciz edilmeyi, ölmeyi göze alarak hicret ettiler.

Peki neydi onlara bu kadar fedakârlığı göze aldıran sebep? Neden evlerinden, bağ ve bahçelerinden eş ve dostları ile yaşamaktan vazgeçerek acıya, sıkıntıya ve ölüme talip olmuşlardı?

Onları böyle çileli bir yolculuğa çıkartan sebep, Allah ve Resûlüne olan sevgi ve bağlılıkları idi. Yeni filizlenen İslâmiyet fidanının daha münbit bir zeminde, daha ihtimamlı bir bakımla neşv-ü nema bulması gerekiyordu. Mekke’de bu filize düşman olanlar, onun yetişip meyve vermesine fırsat vermek istemiyorlardı. Körpe fidana zulüm baltaları ile saldırıyorlardı.

Onun yetişip çiçek açarak tatlı meyveler vermesini istemiyorlardı. Fakat bu fidanın yetişmesini ve insanlığa iki cihanda da gıda olacak olan ebedî saadet meyvesini yetiştirmeyi murad eden fidanın sahibi, eli baltalı zalimlere fırsat vermeyecekti. Onun için muhacir ve ensar el ele, gönül gönüle vererek gözyaşlarını yağmur, canlarını kalkan ettiler.

Hicret bundan 1427 yıl önce gerçekleşip sona eren bir olay değildir. Eyüp El Ensârî Hazretlerini doksan yaşından sonra yollara düşürüp İstanbul önlerine kadar getiren de bu hicret ve hizmet aşkıydı.

Hicret bir süreçtir. Hani bazıları “Bu süreç bin yıl bile sürer” demişlerdi ya, hicret süreci ise kıyamete kadar sürecektir. Bu takvim, takdir edilen zamana kadar işleyecektir.

Ne mutlu her devirde hicrete iştirak edip, muhacirlere yol arkadaşı olanlara.

25.01.2007

E-Posta: abdilyildirim@hotmail.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (06.01.2007) - Mankurtluk üzerine

  (02.01.2007) - Herkesin bir kurbanlığı vardır

  (30.12.2006) - Doğduğun yere de bak

  (20.12.2006) - Sevgiye dâvet

  (17.12.2006) - Kâinata meydan okumak

  (10.12.2006) - Taşları bağlarsanız

  (25.11.2006) - Din hayatın hayatı

  (12.11.2006) - İnsanları değiştirmek

  (10.11.2006) - Ecevit deyince

  (28.10.2006) - Cumhuriyetin dört ayağı

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004