Evet, bir meşverette alınan bir karar daha sonraki meşveretlerde değiştirilebilir. Risale-i Nur hizmetlerinde meşveret, değişmez kararlar üretmek için değil, her zaman hizmetin maslahatını gözetmek için yapılır. “Fakat teenni ile, meşveret ile, ihtiyat ile bu kudsî mes’eleye çalışmak lâzımdır.”1
Şartlar değişmişse, yeni bilgiler ve gelişmeler ortaya çıkmışsa, evvelki kararın noksanlıkları görülmüşse, hizmetin menfaati farklı bir tatbikatı gerektiriyorsa, aynı usûlle yeniden meşveret yapılır ve evvel alınan karar değiştirilebilir. Bu, meşveretin zayıflığı değil; canlı ve hayattar olduğunun delilidir. Çünkü meşveretler tatbikat ve tercihat için yapılır. Tatbikatta şartlar değişmiş ise evvelki alınan kararlar tekrar aynı meşveret zeminlerinde meşru usullerle tekrar müzâkeresi yapılır ve değiştirilebilir.
Kararı değiştirecek olan fert değil, yine meşverettir
Burada mühim olan nokta şudur; eski kararı tek bir kişi ve grup değiştiremez. ”Ben artık bu kararı doğru bulmuyorum, benim fikirlerimi temsil etmiyor.” diyerek ferdî hareket etmek, meşveretin hukukuna ve meşruiyetine aykırıdır. Kararı değiştirme selâhiyeti de, evvelki kararı alan usûl gibi, yine meşverete aittir.
Yani; karar meşveretle alınır. Gerekirse yine meşveretle alınan o karar tekrar meşveretle değiştirilir. Böylece şahıslar değil, şahs-ı manevî hâkim olmuş olur. Meşveret ve şûrânın hâkimiyeti tahakkuk eder.
Kararın değişmesi meşveretin yanlış olduğu manasına gelmez
Bazı kimseler, “Bir karar değiştiğine göre evvelki meşveret kararı hatalıydı.” diye düşünebilir.
Hâlbuki Risale-i Nur hizmetlerinin ruh-u aslîsinde meşveret, mevcut şartlar içinde en isabetli kararı aramaktır. Şartlar değişince yeni bir değerlendirme yapılması tabiidir. Bu vaziyet meşveretin kıymetini azaltmaz; aksine onun istişâreye açık ve hakikati arayan bir sistem olduğunu gösterir. Bu da tatbikat ve tercihatta kolaylıktır. Zaten ”Dinde harec yoktur.” Çünkü “Din kolaylıktır.”2 Dinde zorluk yoktur şerî bir hükümdür.”3 Bu noktada dinimiz tâ asr-ı saadetten beri meşru yollarla tatbikatta kolaylıklar sağlamıştır.
Risale-i Nur hizmetlerinde de meşveret ile istibdat bir arada bulunamaz. Çünkü ikisi mana-i hakikisiyle birbirine zıttır. Ziya ve zulmet gibi... Meşverette herkesin kanâatini serbestçe ifade edebilmesi, delillerin hür şekilde konuşulması ve kararların şahısların nüfuzuyla değil, ortak akıl ve maslahatla alınması gerekir. Aksi hâlde meşveret şeklen var olsa bile ruhunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bu vaziyet ise meşverete inanç ve itimadı zedeler.
Bunun yanında, meşveretle alınan kararlar mutlak ve değişmez hükümler değildir. Hizmetin maslahatını alâkadar eden şartlar değiştiğinde veya yeni ihtiyaçlar ortaya çıktığında, aynı meşveret usûlü işletilerek eski kararlar gözden geçirilebilir ve değiştirilebilir. Burada sadâkat, eski karara değişmez bir hüküm gibi körü körüne bağlılıkta değil; şahs-ı manevînin her zemin ve zamanda meşveretle ortaya koyduğu ortak iradeye bağlılıkta aranır.
Bu anlayış, Risale-i Nur’un ihlâs, uhuvvet, tesânüd, meşveret ve müspet hareket esaslarının tabiî bir neticesidir. Böyle bir meşveret, hem istibdadı önler hem de hizmetin zamanın şartlarına muvafık şekilde istikamet üzere devam etmesine vesile olur. Böylece meşveret ve şahs-ı manevi kuvvet kazanır, istibdad ve riyaset-i şahsiye yol bulamaz.
Dipnotlar:
1- Emirdağ Lahikası-I, s. 113.
2- Buhari, Îmân: 29; Nesâî, Îmân: 28; Müsned, 5:69.
3- Sözler, s. 310.