Soru-5: “Meşveret yapılırken çok kırıcı sözler sarf etmek meşverete zarar verir mi, neticesini etkiler mi?”
Meşveret esnasında kırıcı, incitici ve tahkir edici sözler söylemek doğru değildir ve meşveretin ruhuna zarar verir; ihlâsı, uhuvveti ve tesânüdü zedeler. Böyle bir üslup, doğru bir fikrin bile tesirini azaltabilir ve meşveretin ruhunu ve bereketini menfî yönde etkileyebilir.
Meşverette teenniyle hareket etmek gerekir
Bediüzzaman, Risale-i Nur’da meşveretin temel gayesinin hakkı bulmak olduğunu ifade eder. Meşverete katılan herkes, kendi fikirlerini kabul ettirmek için değil, hak hangi tarafta ise ona tâbi olmak için konuşmalıdır.
Bu sebeple meşverette; sesin yükselmesi, sert ithamlar, küçümseyici ifadeler, kırıcı tenkitler, niyet okumalar ve ithamlar meşveretin maksadını gölgeler. Çünkü bu vaziyette hakikat ikinci plânda kalır, nefisler ön plana çıkar. Her ne pahasına olursa olsun “hakikati incitmemek”1 lâzımdır. Çünkü “El-hakku Ya’lû Velâ-yûle aleyhi”2 Yani “Hakkın hatırı yücedir, hiçbir şey ondan yüce ve üstün olamaz”
Üslup, meşveretin ayrılmaz bir parçasıdır
Risale-i Nur’da ihlâs, uhuvvet ve şefkat yalnızca neticeye ait değil, kullanılan usule de aittir. Haklı bir fikir bile kaba ve kırıcı bir üslupla ifade edilirse, kalblerde kırgınlık meydana getirebilir.
Bediüzzaman’ın hususan Uhuvvet ve İhlâs Risaleleri’nde üzerinde durduğu esaslardan biri, mümin kardeşini incitmekten sakınmaktır. Kardeşlerinin kalbini kırmak, şahs-ı manevînin kuvvetini zayıflatır. Şahs-ı manevînin hukuku ise her şeyden kıymetlidir.
Bu sebeple meşverette; delil konuşmalı, şahıslar değil. Fikirler tenkit edilebilir; kişiler tahkir edilemez. Sertlik yerine vakar ve nezaket hâkim olmalıdır. “Risale-i Nur’un mesleği, nezihâne ve nazikâne ve kavl-i leyyindir.”3 Hem “Hizmet-i Kur’âniyede bulunanlar; “Envâr-ı Kur’âniyenin sühûlet-i intişarları için irşâd ve nasihâtinde”Ona yumuşak söz söyleyin.”4 ayetindeki lûtf-u irşâdıkendine rehber etsin.”5 ifadeleri bizi bağlamaktadır.
Kırıcı sözler meşveretin neticesini etkiler mi?
Usûlüne muvafık olarak alınmış bir meşveret kararı, sırf görüşmeler sırasında sert ifadeler kullanıldı diye geçersiz hâle gelmez. Ancak kırıcı üslup, kararın manevî bereketini ve tatbikatını menfî etkileyebilir.
Çünkü, kalpler kırılırsa tesânüd zayıflar, uhuvvet ve muhabbet zarar görür. İtimat azalırsa meşverete iştirak ruhu noksanlaşır. İnsanlar fikirlerini rahat söyleyemez hâle gelebilir. Bu vaziyette enâniyet kuvvet bulur, ihlâs zedelenebilir. Böyle bir zeminde alınan karar doğru olsa bile, onu hayata tatbik etmek zorlaşabilir.
Risale-i Nur’un tavsiye ettiği meşveret ahlâkı nasıldır?
Risale-i Nur’un ölçülerine göre herkes fikirlerini edep ve sükûnet içinde söylemelidir. Muhalif fikirler dikkatle dinlenmelidir. Kimsenin şahsiyeti hedef alınmamalıdır. Kızgınlıkla değil, ihlâsla konuşulmalıdır. Karar çıktıktan sonra şahsî kırgınlıklar sürdürülmemelidir. Bediüzzaman’ın tekrâren üzerinde durduğu “Biz muhabbet fedâileriyiz, husumete vaktimiz yoktur!”6 anlayışı, meşveretlerde de geçerli olmalıdır. Maksat bir müzâkereyi kazanmak değil, kardeşliği muhafaza ederek hakikate ulaşmaktır. Meşveretin bereketi, sadece doğru karar almaktan değil; o kararın edep, şefkat, karşılıklı hürmet ve ihlâs içinde müzâkeresinden tezâhür eder.
Bu sebeple Risale-i Nur hizmetinde meşveretin muvaffak olması, sadece neyin konuşulduğuna değil, nasıl konuşulduğuna da bağlıdır. Hakikati ifade ederken kalpleri kırmamak, Risale-i Nur’un meşveret anlayışının temel ahlâkî ölçülerinden biridir. Bu hassasiyete azamî ihtimam göstermek elzemdir.
Dipnotlar:
1- Muhakemat, s. 94.
2- ESDE, Divan-ı Harb-i Örfî, s. 136.
3- Lem’alar, s. 294.
4- Tâhâ Suresi,20:44
5- Barla Lâhikası, s.290.
6- ESDE, Makalat, s.45.