Soru-6: “Meşverette bir kişinin fikirlerinin kabul edilmesi, diğerlerinin çekimser kalması, fikrini söylemekten çekinmesi meşveret hukukuna aykırı mıdır?”
Meşveretin en mühim şartlarından biri, her ferdin kanâatini hür bir şekilde ifade edebilmesidir. Eğer meşverette bir kişinin fikirleri sürekli kabul ediliyor, diğerleri ise çekimser kalıyor veya fikrini söylemekten çekiniyorsa, bu vaziyet meşveretin ruhu açısından ciddi şekilde muhasebe edilmesi gereken bir hâldir. Çünkü meşveretin maksadı, bir kişinin fikirlerini tasdik etmek değil; şahs-ı manevînin ortak kanâatini ortaya çıkarmaktır. Bu ise meşveret zeminlerinin hür bir şekilde her meşveret azasının fikirlerine açık olmasını zarurî kılar.
Meşveret, tek kişinin hâkimiyeti değildir
Bediüzzaman, istibdadın her çeşidine karşı çıkmış; onun yerine meşveret, şûrâ ve reylerin serbestçe ortaya konulmasını esas almıştır. Bunun için meşveret, “bir kişinin konuştuğu, diğerlerinin tasdik ettiği bir toplantı” değildir. İsim ve resimden ibaret bir vaziyet hiç değildir.
Meşveretin ruhu şudur; herkes fikrini ihlâsla söyler. Deliller serbestçe ortaya konur. Hiç kimse makámı, yaşı, hizmeti veya nüfuzu sebebiyle diğerlerinin üzerinde baskı oluşturamaz. Karar, ortak aklın neticesi şahs-ı manevinin kararı olarak ortaya çıkar. Eğer fiilen tek kişinin fikri belirleyici hâle gelmişse, meşveretin şekli korunmuş olsa bile ruhu zedelenmiş olur. Bu vaziyet ise beraberinde birçok problemi birlikte getirir.
Çekinerek susmak meşveretin bereketini azaltır
Risale-i Nur hizmetlerinde meşveretin hikmeti, bazılarının göremediğini başkasının görebilmesidir.
Bir kişi; “Yanlış anlaşılırım. Bana kızarlar. Nasıl olsa karar değişmez. Falanca ne derse o olur.” fikriyle düşüncesini söyleyemiyorsa, meşveretin en mühim faydalarından biri kaybolmuş olur. Çünkü şahs-ı manevî, farklı bakış açılarıyla zenginleşir. “Hem tesâdüm-ü efkârdan ve tehâlüf-ü ukûlden hakikat tamamıyla tezâhür eder.”1 Bediüzzamanda “Şimdi siz, mâbeyninizde münâkaşasız bir meşveret ediniz. Kararınızı kabul ederim.”2 diyerek meşverette çok mühim bir usulü göstermiştir.
Sürekli aynı kişinin fikirleri kabul ediliyorsa muhasebe gerekir
Bazen bir kişinin tecrübesi, bilgisi veya isabetli değerlendirmeleri sebebiyle fikirleri sıkça kabul görülebilir. Bu tek başına yanlış değildir. Fakat şu soruların samimiyetle sorulması gerekir: Diğerleri gerçekten hür iradeyle mi katılıyor? Yoksa itiraz etmekten mi çekiniyorlar? Farklı fikirler rahatça dile getirilebiliyor mu? Muhalif fikir söyleyen kişi kendini emniyette hissediyor mu? Karar delille mi veriliyor, şahısların baskısı ve ağırlığıyla mı? Bu soruların cevabı meşveretin sıhhatini gösterir.
Bir noktaya daha açıklık getirmek gerekir. Meşverette bir kişinin fikirlerinin kabul edilmesi tek başına meşverete aykırı değildir. Ancak diğerlerinin çekinmesi, fikirlerini açıklayamaması veya psikolojik baskı sebebiyle susması, meşveretin hukukuna ve ruhuna uygun değildir. Çünkü Nur mesleğinde esas olan şahsın hâkimiyeti değil, şahs-ı manevînin hâkimiyetidir. Şahs-ı manevî ise ancak her ferdin kanâatini hür, samimî ve korkusuz bir şekilde ortaya koyabildiği bir meşveret ortamında tam anlamıyla tecelli eder. Bu sebeple Risale-i Nur’un meşveret anlayışında en sağlıklı zemin; herkesin konuşabildiği, kimsenin baskı hissetmediği, fikirlerin delille değerlendirildiği ve karar çıktıktan sonra da herkesin ihlâsla o karara sahip çıktığı meşverettir. Böyle bir meşveret, hem uhuvveti, hem ihlâsı, hem de tesânüdü kuvvetlendirir; şahs-ı manevînin isabetine vesile olur.
Dipnotlar:
1- Mektubat, s. 315.
2- Şualar, s. 358.