"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Laikliği yeniden düşünmek: Otoriter uygarlık epitomlarının ötesinde

Ahmet Said Aydil
11 Mayıs 2024, Cumartesi
Kökleri Auguste Comte tarafından temsil edilen pozitivist-rasyonalist geleneğe dayanan laiklik anlayışı; devleti, aklın ve tarafsızlığın kalesi olarak konumlandırırken dini inançları özel alana indirgeyerek kendisini ilerlemenin öncüsü olarak sunmaktadır.

Ancak, daha yakından incelendiğinde, laikliğin bu iddialı biçiminin yalnızca tartışmalı değil; aynı zamanda potansiyel olarak baskıcı olduğu ve ironik bir şekilde aşmaya çalıştığı sistemleri yansıttığı ortaya çıkmaktadır.

Özünde, Comte’cu laiklik anlayışı, dinin kamusal alandan kesin bir şekilde ayrılmasını benimser. Toplumsal ilerlemenin tek hakemi olarak akıl ve ampirik gözlemi savunur. Bu paradigma altında din kişisel inanç alanına indirgenirken, devlet rasyonel ve tarafsız bir varlık rolünü üstlenir. 

Ancak, kendisini medeniyetin öncüsü olarak kabul ettirme gayretindeki bu laiklik biçimi, modern toplumları oluşturan inanç ve değerlerin çeşitliliğini çoğu zaman göz ardı etmektedir.

Kendisini hakikatin ve ilerlemenin tek hakemi olarak konumlandıran katı laiklik, otoriterleşme, kendi dünya görüşünü farklı topluluklara dayatma ve bu süreçte çoğulculuğu boğma riski taşımaktadır. Diyalog ve uzlaşmayı teşvik etmek yerine, istemeden de olsa, muhalif seslerin marjinalleştirildiği ve kamusal söylemden dışlandığı bir tür ideolojik hegemonyayı sürdürür.

Dahası, bu çerçevede “uygarlık” ve “modernlik” kavramlarını neyin oluşturduğu da oldukça tartışmalıdır. 

Kimin ilerleme tanımını benimsiyoruz? Kimin değerlerine öncelik veriyoruz? Belirli epistemolojik çerçevelere, diğerleri karşısında ayrıcalık tanıyan katı laiklik, rasyonalist düşüncenin sınırlarının ötesinde var olan insan deneyimi ve anlayışının zengin dokusunu göz ardı ederek kültürel emperyalizm tehlikesini taşımaktadır.

Pasif Laiklik

Buna karşılık, daha pasif bir laiklik biçimi, devleti tüm dinler ve inançlar arasında tarafsız bir hakem olarak konumlandıran daha makul bir alternatif sunmaktadır. 

Tekil bir dünya görüşü dayatmak yerine, pasif laiklik çeşitliliği ve çoğulculuğu benimser ve devletin rolünün hakikati dikte etmek değil, dini veya felsefi bağlılıkları ne olursa olsun tüm vatandaşların hak ve özgürlüklerini korumak olduğunu kabul eder.

Laikliği, saldırgan rasyonalizmin sınırlarının ötesinde yeniden tasavvur ederek daha kapsayıcı ve adil bir toplumu teşvik etme fırsatına sahibiz. 

Ülkemizde laiklik üzerine yapıcı tartışmalar, katı ve otoriter laiklik anlayışının Türk toplumunda yarattığı travma nedeniyle neredeyse imkânsız hale geldi. 

Bugün pek çok insan anlaşılır bir şekilde bu terime karşı temkinli yaklaşırken, şaşırtıcı bir şekilde bazıları hala Comte’cu laiklik geleneğine geri dönülmesini savunuyor. Bu iki uç arasında sıkışıp kaldığımızda, medeni bir müzakere yürütme şansımız zayıflıyor. 

Kısacası, baskıcı olmayan yeni bir laiklik anlayışında (ismi laiklik olmak zorunda da değil) devlet dini inançlara karşı tarafsız kalacaktır. Bireylerin inançlarını özgürce yaşamalarını sağlamayı amaçlayacaktır. 

Bu anlayış sadece azınlık din mensuplarını korumakla kalmayacaktır. Örneğin Türkiye’de İslam içindeki farklı mezhep veya gelenekler arasında da adaleti sağlayacaktır. Devletin dinin arkasına sığınmasını imkansız kılacaktır ve herhangi bir İslam algısını bir diğerinin üzerine koymayacaktır.

Okunma Sayısı: 1288
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali Yılmazcan

    12.5.2024 16:25:51

    Sevgili Aydil. Bu tür ağır yabancı dil kullandığınız yazıları Köprü dergisinde yayınlamanız daha uygun olur. Akademik dil okuyucuların tenkidini alıyor. Selamlar

  • Hüseyin Şahin

    11.5.2024 15:59:08

    Laiklik. Öyle değil. Böyle olsun.. Gibi ifade ve yazılar Yeni Asya gazetesinin maksadı ile uyumlu olmadığı kanaatindeyim. Bu gibi yazılar faydadan çok zarar vereceğini ve verdiğini düşünüyorum..

  • HÇeşitcioğlu

    11.5.2024 15:51:25

    2- Madalyonun öbür yüzünde ise; 22 senelik dinisiyasi iktidarın öğrettikleri. Bu iktidar beklendiği gibi; dini önceleyen, siyaseti dine uyarlayan bir proje uyguluyamadı.Liyakat maharet, hakça üretim adil bölüşüm, muktesit ekonomi, şeffaf denetimli harcama vb genel anlamda gerçekleşmedi. Bu vaziyet; İslam' ı kamu/ devlet alanında heyelana uğrattı ve dinin özel olmasını dayattı. Cemaat cami tarikatlardan kaçış bunun tezahürü. TC.devleti; inançlara karşısında hakem fakat eşitler arasında birinciliği İslam ve Sünniliğe verir vermeli. Çünkü ülkenin çoğunluğu bu inanç ve ibadette. Devletler din ve mezhebe hami olursa; onları emrine alır ve dinin devleti ve mezhebi olur. Din özünü ve özgünlüğünü iyice yitirir. İslam; kendi içinde özerk, dışta özgür ve uzlaşmacı olmalı. İslam devletsiz ayakta kalır fakat devletin hamiliği kadar problemli yaşar. Tataristan müslümanlığ ile Türkiye müslümanlığını kıyaslamalı. Filistin/ Gazze faciasındaki tavrımız devlet müslümanlığının karikatürüdür..

  • HÇeşitcioğlu

    11.5.2024 15:30:55

    İslam ülkelerinde din gitgide kişinin özeline doğru kaymakta. Çünkü İslam kamuda uygulanmadıkça; gelişim ve etkinliğini yitirmekte. Faiz zekat kısas zina mektep medya gibi sosyal/ kamu alanları en az 300 yıldır; İslami değil veya İslam' dan bağımsız hatta karşıt gibi.Kısaca Medine uygulaması olmadığından pratikte dumura uğramıştır. Müftünün dini/ kamu nikahını kıymasındaki sorunlar gibi.

  • Zeynep Taştekin

    11.5.2024 06:15:01

    Devletler dinlerin ve mezheplerin hamileridir. Yoksa ayakta kalamazlar. İslam dini özelinde baktığımız zaman da durum devletin dinin hizmetinde kullanılması şeklinde uygulanagelmiştir. Çünkü islamın toplumdan istediği bir takım şeyler vardır. Bunlar ancak bir devlet otoritesi ve yaptırımı ile uygulanabilir şeylerdir. Bireysel olarak uygulanamayacak uygulamalar vardır. Bu anlamda bir devletin mutlak anlamda her dine ve mezhebe eşit olması mümkün değildir. Dopru da değildir.

  • Zeynep Taştekin

    11.5.2024 06:08:04

    8- Laikliğin dinsizliğe alet edilmesine karşı çıkan üstadımız devletten sünni islamı desteklemesini de talep etmiştir. - Adnan Menderes'e ezanı aslı ile okutturma kararı almasından ötürü "islam kahramanı" diye seslenmiştir. -Diyanetin Nur risalelerini sahiplenip istifade etmesini ve yaymasını talep etmiştir. -Öğretmenlere özel bir önem vermiş ve talebelerine iman hakikatlerini anlatmaları için onları teşvik etmiştir.

  • Zeynep Taştekin

    11.5.2024 06:03:06

    7- Üstadımız laikliğin dinsizliğin aparatı olarak kullanılmasına karşı çıkmıştır. Bu çok doğru bir tespittir zira laiklik bahanesi ile dine karşı çıkanların aslında amaçları eşitlik değil din karşıtlığıdır. Üstadımız bunu çok iyi tespit etmiştir.

  • Zeynep Taştekin

    11.5.2024 05:53:16

    5- Katı laiklik anlayışı ile hareket eden Fransayı ve Türkiyenin kurulduğu dönemi düşünün. Fransa her şeye rağmen hristiyan bir devlettir. Türkiye sünni bir devlettir. Öyle olmasaydı üzerinde laik bir devletin yükseleceği bir toplum oluşması mümkün olmazdı. Tabiki bu bir paradoksal durumu ortaya çıkarıyor. 6- Devlet birey olarak kimseye inancından dolayı zorluk çıkarmamalı. Ama bir dini ve mezhebi de pozitif olarak desteklemelidir. Bu zaten toplumun da isteğidir. Yabancı bir din ve mezhebin de toplumun içinde, insanların arasında kolayca yayılabileceği şekilde de önünü açmamalıdır. Teşekkür ederim.

  • Zeynep Taştekin

    11.5.2024 05:53:12

    3- Diyelim ki devlet her dine ve her mezhebe sonuna kadar eşitlik sağladı. Hem ezan okunuyor, hem çan çalınıyor. Devlet ne kuran kursu açıyor ne de açılan kurslarda ne eğitim veriliyor hiç dönüp bakmıyor. Sünnilik de şiilik vehhabilik de istediği gibi gençlere insanlara ulaşıyor. Böyle bir devletin geleceği kesinlikle çok kısa süre içerisinde yok olmak olacaktır. 4- Devletler mensup oldukları din ve mezhepleri bıraktıkları anda toplumları dağılır.

  • Zeynep Taştekin

    11.5.2024 05:52:38

    Merhaba. Pasif laiklik kavramı ile önerdiğiniz şeyin tatbiki nasıl mümkün olabilir peki? 1- Bir devlet bütün dinlere karşı eşit bir yaklaşım da bulunamaz. Devletlerin de bir dini vardır. Ait olduğu dini destekler. Toplumu o dinin esaslarına göre yetiştirmeye çalışır. 2- Bir devlet bir dinin bütün mezheplerine karşı da eşit olamaz. Almanya protestan mezhebinin, İngiltere katoliklik mezhebinin etkisi altındadır. Türkiye Sünni, İran şii mezhebinin etkisi altındadır. Bu devletlerde hakim olan mezhep hangisi ise devlet yönetimi ona uygun olmak zorundadır. Yapılan icraatlar temelde bu mezhepleri güçlendirmek zorundadır. Bu mezheplerin aleyhine olacak bir şekilde toplumsal düzenlemelerin yapılması mümkün değildir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı