"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir seyahatin ardından Bediüzzaman Külliyesi

Emin Fırat
30 Eylül 2018, Pazar
Konya Ereğli’ye bir iş dolayısıyla gitmek mecburiyetinde kalmıştım. Ereğli‘de bir gece kalarak tekrar Konya üzerinden İstanbul’a döndüm. Burada anlatmak istediğim husus, elbette benim Ereğli’ye gidip gelmem değil, seyahat esnasında gördüklerim yaşadıklarım ve hissettiklerimdir.

Konya Ereğli’ye giderken arkadaşlarımdan, sohbet edip görüşebileceğim arkadaşlar varsa bana telefon numaralarını vermelerini istedim. Onlar da bana Ereğli’de dönerci ustası Osman Ağabeyin telefon numarasını verdiler. Osman Ağabeyi telefonla aradım ve kendimi tanıttım. Burada bir işim olduğunu ve öğretmenevinde bir gece kalacağımı, kendisiyle oturup sohbet etmek istediğimi söyledim. Fakat Osman Ağabey bana “Tamam ben geliyorum görüşelim” dedi. Fakat Öğretmenevinde kalmama, “Bizim burada müsait yerimiz var, sizi burada misafir edelim” diyerek razı olmadı.

Gittiğim yerlerde hiç kimseyi rahatsız etmek istemediğimden, Osman Ağabeyin misafir etme isteğini kabul etmedim. Ancak ısrarlı ve samimî teklifi karşısında kayıtsız kalamadım ve öğretmenevindeki rezervasyonumu iptal ettim. Beni önce evine yemeğe götürdü. Ablamızın hazırlamış olduğu yemekleri yedikten sonra, gece kalacağım dershaneye gittik. Doğrusu sadece bir telefonla tanıştığım ve hiç tanımadığım bir kişinin bana karşı göstermiş olduğu bu içten ve samimî davranışı karşısında çok mahcup oldum. Osman Ağabeyde, hayatını Risale-i Nurlar’a vakfetmiş ağabeylerimizin o sıcacık, içten ve samimî, hallerini gördüm.

Gece dershanede misafir olarak kaldım. Dershanede talebeler yoktu. Hiç kimse kalmadığı için içeride derin bir sessizlik vardı. Geceyi yalnız geçirdim. Risale-i Nur Külliyatları masanın üzerinde duruyordu. İçeride, sanki ders yeni bitmiş, yeni dağılmışlar havası vardı. Dershane hâlâ buram buram ders kokuyordu. Belli ki haftanın birkaç günü burada ders yapılıyor. Fakat her zaman derslerin yapıldığı, talebelerin ve Risale-i Nur müdavimlerinin canlandırdığı bu dershanenin, öğrencilerin olmaması dolayısıyla sessizliğe bürünmesi, beni çok müteessir etti.

Dönüşte İstanbul’a gitmek için tekrar Konya’ya geldim. Uçağım gece kalkacağı için Konya’da “Bediüzzaman Külliyesine“ uğradım. Harikulâde bir yer. Konya’ya yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. İnsanın içini ısıtan, içeri girdiğinizde çıkmak istemeyeceğiniz harikulâde bir yer. Bir çok kullanım alanları ile birlikte, içerisinde Yeni Asya yayınları teşhir salonunun da bulunduğu fevkalâde bir mekân.

Yeni Asya yayınları teşhir salonunda, Recep Ağabeyle görüşürken yanımıza Cafer Hocam geldi. Ders yaptıklarını söyleyerek bizi derse dâvet etti. Tam da ders zamanına denk gelmiştim. İçeride yaş itibariyle benden yaşça oldukça büyük, ancak gönülleri genç olan ağabeyler oturmuşlar Risale-i Nur okuyorlardı. Her birisi çok mübarek insanlar. Yüzlerine adeta Risale-i Nurlar’ın ışığı aksetmiş. Sohbet sonrası kısa bir tanışma oldu. Bu yaşta birçok insan, hayatından bezmiş, yaşama heyecanını kaybetmiş, evden dışarı çıkmazken, bu ağabeylerin bir araya gelip, ilk günkü gibi heyecanla ders yapmaları doğrusu beni çok etkilemişti.

Ders sonunda karşılıklı sohbet esnasında, “gençlerin büyüklere karşı hiçbir saygısı kalmadı” gibi serzenişte bulunanlar varken seksenin üzerinde yaşı olan Ramazan Ağabey, bütün ezberleri bozarak “Esas benim gibi ihtiyarlar o gençlerin önünde saygıyla ayağa kalkmalı” diyerek hepimizi şaşırtan bir cevap verdi. Doğrusu önce şaka yapıyor zannettim. Ancak devamında “O gençlerin taşıdıkları nefis karşısında, göstermiş oldukları sabır ve irade, onların bu saygıyı fazlasıyla hak ettiklerini gösteriyor. Zira benim bu yaşta bile nefsim her şeyi istiyor, lâkin artık yaşın verdiği çaresizlik engel teşkil ediyor. Bunlar genç, bu yaşta taşıdıkları nefisleri onları hiç yalnız bırakmıyor. Ama bu gençler, nefislerinin sonu gelmeyen istek ve arzuları karşısında büyük bir mücadele örneği göstererek, günahlardan uzak duruyorlar. Dolayısıyla bu gençler saygıyı fazlasıyla hak ediyorlar.“ diyerek meseleye farklı bir bakış açısı getirdi.

Doğrusu bu zaviyeden bakmak hiç aklıma gelmemişti. Bende “Ağabey bu dediğiniz bütün gençler için geçerli mi? “diye sorduğumda bana “Elbette ki bütün gençleri kastetmiyorum. Burada mevzu bahis olan, bilhassa Risale-i Nurlar’la yetişmiş gençlerdir” dedi. Evet yaşı bizden büyük olsa da, gönlü ve yüreği bizden genç olan Ramazan Ağabey, Risale-i Nurlar’la yetişmiş gençler hakkında bize farklı bir bakış açısı kazandırmıştı.

İstanbul’dan Ereğli’ye yapmış olduğum seyahat, bana Ereğli’de Osman Ağabeyi, Konya da Recep Ağabeyi, Cafer Hocam ve yaşça büyük ve fakat gönülleri genç olan Risale-i Nur sevdalısı ağabeyleri tanımama vesile oldu. En önemlisi de her zaman ve her yerde alamayacağım derslerin alınmasını sağladı.

Benden söylemesi, Konya’ya yolunuz düşerse “Bediüzzaman Külliyesi“ne mutlaka uğrayın, size ikram edilecek ve hiçbir yerde bulamayacağınız, sıcacık bir bardak çayı kaçırmayın. Burada katıldığım sohbetten ben çok istifade ettim ve payıma düşeni ziyadesiyle aldım. Sizde burada bir sohbete katılın. Göreceksiniz sizin de muhakkak alacağınız bir ders olacaktır.

Etiketler: Bediüzzaman
Okunma Sayısı: 1551
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı