"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Modern Haniflik veya Bir Panik Odası Olarak Deizm

Mustafa Eren BOZOKLU
05 Temmuz 2022, Salı
Pandemi döneminin hayatımızı evde geçirdiğimiz kapanma zamanlarında, bir akşam kızımın “Lisedeki arkadaşlarımın hemen hepsinin örtülerinden sıyrıldığını görmek beni çok üzüyor babacığım” demesi beni derinden yaralamıştı.

Benden bir cevap isteyen, hem de anlamlı ve ümitvâr bir cevap bekleyen kızıma o gün o cevabı verememiştim. Sonraki konuşmalarımızda, sosyal medyada ve basında yer alan “deizm” tartışmaları ve haberleri sıklıkla yer bulmaya başladı. Gençlerin arasında bir taûn gibi yayılmaya başlayan deizm insanları telâşlandırmaktaydı. Bu telâşın bende uyandırdığı geçmişe dair birtakım tedailer de vardı.

1980’li yılların başına kadar bu ülkede Müslümanlığını hisseden ve yaşamaya çalışan toplum kesiminde neredeyse klişeleşmiş bir tedirginlik göstergelerinden birisiydi “filanca genç dinsiz, ateist olmuş” üzgünlüğü. Mazlum ve mazruf, gadre uğramış, kendi vatanında sürgün olarak yaşamaya hapsolmuş bu topluluk fazlasıyla geleneksel sayılabilecek hayatlarında, içine kapanık kültler halinde yaşamaktaydı. Kısa aralıklarla gerçekleştirilen darbeler arasında sıkışmış olan bu kesim, bir türlü tam anlamıyla ayartılamadı, diri ve farkında olarak kaldı. Bu topluluğun içinde yatayda din ve iman hizmeti ile uğraşanlar olduğu gibi dikeyde siyasal anlamda mücadele verenler de vardı. 

1980 İhtilali hem cemaatlerin bölünmesine hem de pek çok alanda olduğu gibi din eksenli radikalizmin yer bulmasına yol açtı. Muhafazakâr kesim, iktidarı elde etmek düşüncesine yöneldi; zira 12 Eylül Yönetiminin tutumu Özal yordamıyla mazlum ve mazruf olan bu kesimin siyasal alana girmesini kolaylaştırmıştı. Bu durum 10 yıl sonra meyvelerini vermeye başladı ve %25 oy alan Refah Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını ele geçirdi. Bu seçim “mazlum ve mazruf” olan muhafazakâr kesimin bir kısmının siyasî başarısı olarak Türkiye’nin temel yönelimlerini değiştirmeye adaydı. Bu seçimle beraber cemaatlerin sıkça siyasî alana katılması, aktif olarak siyaset yapması ve yönetimin çeşitli kademelerine talip olması gibi durumlara da yol açtı. 

90’lı yılların ekonomik krizleri ve 28 Şubat süreci siyaset topuzunun muhafazakâr kesimin eline altın tepside sundu. Taraftar olsun olmasın bütün İslamî cemaatlerin faaliyetleri yükselen muhafazakârlığın hanesine yazılır oldu ve 2000’li yılların başında ülke yönetimi mazlum ve mazruf kesimin bir kısmının eline geçti.

Bu süreçte, muhafazakâr topluluklar içerisinde iki farklı kesim iki farklı şekilde siyaset topuzuna iyice yapışmaya başlamıştı. Birinci kesim seçim yoluyla politik iktidara yönelmiş; ikinci kesim ise özellikle bürokrasiyi ve sivil toplumu kullanarak siyasî emellerine ulaşmak yolunu seçmişti. Bu bağlamda tarih boyunca Müslüman kitlelerin konjonktüre göre kullandıkları argümanlardan ikisi “Dar’ul Harp-Dar’ul İslam” ile “Takiyye” yaklaşımlarının iyice belirginleşmeye başladı. İnsana ulaşmak, dinî ve imanî hizmet, tebliğ gibi temel İslamî ve imanî süreçler asıl bağlamlarını kaybetti ve siyasî emeller için kullanılan araçlar haline geldi.

Gelinen noktada odağından bir hayli uzağa düşen bir muhafazakârlık ortaya çıktığını söylemek mümkündür.  Tablo hiç de iç açıcı değildir. İktidar odaklı hizmet yaklaşımlarının Özal’la başladığını düşündüğümüz bir “büyülenmişlik” haliyle kitleleri şuursuzca peşinden sürüklemesinin çok can yakıcı sonuçları ortaya çıktı, çıkmaya devam ediyor. Bu sonuçlardan birisi de özellikle gençler arasında yaygınlaşan “deizm” ve türevleri inançların yaygınlaşmaya başlamasıdır.

Şüphesiz deizm gibi yoldan çıkmış inançların laik eğitim, seküler hayatın ve pozitivist bilim yaklaşımının sürekli dayatılması gibi başkaca sebepleri de vardır ve bunlar esasında temel sebeplerin başında gelmektedir.

Mazlum ve mazruf zamanlarda Müslüman kesimde ortaya çıkan ateizm büyük yankı uyandırıyordu; şimdilerde gençlerin, özellikle muhafazakâr ailelerin gençlerinin ateizme değil deizme kaçışının gözlemlenmesi önemli bir ayrıntıyı gösteriyor.

Bu zamanda gençler itaatkârane kabulü reddediyor ve geleneksel bir Müslüman ve mümin olmaktan kaçıyorlar. Ülkede Müslümanlık adına konuşan popüler kimliklerin ve kurumların Müslümanlıkla bağdaşmayan davranışları, fetvaları; özellikle peygamberliği gereksiz gören ve dolayısıyla sünnete karşı çıkan bir takım ilahiyatçı unsurların da katkısı ile özellikle muhafazakâr topluluklar arasında deizmin sıkça görülür olmasına katkıda bulunmaktadır.

Aslında bilgiye ve yekdiğerine ulaşmanın çok kolaylaştığı günümüzde taklidî inanca sahip olmanın artık mümkünü kalmamıştır. Bilgiye veya yanılsatan bilgiye erişmenin kolay olduğu bir hengamda boyun eğmeci tüm yaklaşımlar gibi geleneksel dindarlığın da tutunması hayli zorlaşmıştır.

Sürekli Allah’ın Uluhiyyetini, varlığını ve birliğini nazara veren Müslümanların O’nun Rububiyeti’nin ifade eden Esma-i Hüsnasının muhtevalarına neredeyse hiç tahşidat yapmamaları; bunun yanında kötü, ilkesiz, taklitçi davranışları ve çağın gereklerini karşılamayan beceriksizce hareketleri deizmin Türkiye’de, özellikle Müslüman kesimin arasında, boy göstermesinin bir nedenidir.

Namazsız Müslümanların, neredeyse örtünmenin maksatlarının tam tersine hizmet eder şekilde örtünen kadınların; faize, yalana, siyasî sebeplerle iftira ve dolana cevaz veren insanların sergiledikleri görüntüyle Cenab-ı Hakkın Rububiyeti Müslümanlarda görünmez bir hale gelmiştir. Sürekli dünya işlerine odaklanmış Müslüman bir babanın çocuklarının ahirete çağıran dindarlığı elde etmeleri neredeyse imkânsızdır. Bu müşevveş, flulaşmış ortamda dinsizliği tercih edemeyenlerin önemli bir kısmının sığınağı deizm olmaktadır. 

Deizmin yapısı da buna müsaittir; bir yaratıcıya inanmayı mümkün kılmakla beraber yaratıcının işleyişe müdahalesi olmadığı fikrini savunmakta, böylece imanî yükümlülükler ortadan kalkmakta ve insana sadece işlevsiz bir inancı sunmaktadır. Özellikle gençler, aslında dinsiz ya da imansız olmak istediklerinden ve bunu bilerek ve isteyerek tercih ettiklerinden değil; İslam’ın temel mesajına ulaşamadıklarından, sadece Müslümanların mevcut iç karartıcı durumları üzerinden İslamla karşılaşmak durumunda kalmalarından dolayı adeta bir panik odası olarak deizme sığınıyorlar.

Ben ekseriyet itibarıyla felsefî olarak veya tepkisel olarak deizme yönelen gençlerin, muhafazakâr kesimin siyaset topuzunun olumsuzluklarını fark etmeleri ve daha demokratik bir düzlem oluşmasıyla tekrar hakiki bir mümin ve Müslüman olabileceklerine ve olacaklarına inanmaktayım. Onlar şimdilerin deyim yerindeyse modern—ve küstürülmüş—hanifleri olarak gelecekte sağlam, makul ve barışçıl müminleri olmaya adaydırlar.

Okunma Sayısı: 2672
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mustafa Gönüllü

    5.7.2022 23:44:26

    Kapanıştaki ümitvar bakış çok güzel olmuş. Ümitvarız... Allah razı olsun.

  • Mustafa Eren Bozoklu

    5.7.2022 16:18:18

    Muhterem "Mehmet" Ağabeyim. Birincisi Deizm ve Haniflik hakkındaki açıklamalarınız malumun ilamı. İkincisi Haniflik durumunu Modern vurgusu ile yaptım ki içerik olarak değil bir tutum olarak bir duruştan bahsediyorum. Benzetme yani. Size göre küfrün dereceleri var. Mesela Hristiyanlar ile Museviler ehl-i Kitaptır, onlar arasında Hristiyanları daha yakın bulursun diyor Ayet. Bunun gibi Ateizm ile Deizm arasında fark yokmuş gibi davranmak doğru değil. Üçüncüsü her haniflik ehl-i tevhidtir demek doğru değil. Bütün hanifler Allah'a inanıyor demek doğru değil. Mesela Antik çağda Ksenofes gibi tek ve yüce bir Tanrı vardır diyen filozoflar da vardı. Bunun gibi ibadetsiz, sadece tek Allah'ın varlığına inanan ancak başka da bir şeyi olmayan bir çok hanif insan gelip geçmiştir. 10-15 yaşındaki bir gençten ehl-i tahkik gibi davranasını beklemek doğru değil. Vesselam.

  • Abdurrahman

    5.7.2022 13:41:56

    Allah razı olsun. Hizmet ehlinin görevinin ne önemli olduğunu gösteriyor

  • S.topuz

    5.7.2022 13:21:50

    " Evet evvelâ: Başta لَٓا اِكْرَاهَ فِى الدّ۪ينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ cümlesi, makam-ı cifrî ve ebcedî ile bin üçyüz elli (1350) tarihine parmak basar ve mana-yı işarî ile der: Gerçi o tarihte, dini dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücahede-i diniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükûmetlerde bir kanun-u esasî, bir düstur-u siyasî oluyor ve hükûmet lâik cumhuriyete döner. Fakat ona mukabil manevî bir cihad-ı dinî, iman-ı tahkikî kılıncıyla olacak. Çünki dindeki rüşd ü irşad ve hak ve hakikatı gözlere gösterecek derecede kuvvetli bürhanları izhar edip tebyin ve tebeyyün eden bir nur Kur'an'dan çıkacak diye haber verip, bir lem'a-i i'caz gösterir. Asa-yı Musa - 90 Bir tıklama ile İMAN ve KUR'AN TEFSİRLERİ RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI Cebimizde...kafamıza zorla,sopayla yerleşmez. Allah c.c İLMİ veİMANI isteyene mutlaka verir ve ihsan eder. Deistler de ne zaman ihtiyaç duyarlarsa peşinden koşmalılar vesselam.

  • Mehmet

    5.7.2022 13:20:30

    7) Hanifliğin tevhide dayanan bir fikrî kökeni de vardır. Ama deistliğe köken olan ilk fikir "bunlara bakıp dinden soğudum"dur. Ona da fikir denebilirse. Bu arada bu kısımda deist olan gençler için "İslamın temel mesajına ulaşamadıkları" bahsedilmiş. Halbuki bir peygamber tesirinin olmadığı bir fetret devrinde veya İslamın tebliğinin bize ulaşamayacağı bir devirde yaşamıyoruz. Bir insan açıp interneti bütün İslâm tarihini, medeniyetini okuyabilir. Hiçbir şey yapamasa Risale-i Nurları okur, gene de "İslâm'ın temel mesajına ulaşamadı" olmaz. Risale-i Nurlarda da mı İslâmın temel mesajı yok? Sanki deist olanlar hakka ulaşmaya uğraşmada her yolu denemişler de imkânları olmamış gibi bir mana çıkıyor, lütfen yanlış anlamayın ağabeyim.

  • Mehmet

    5.7.2022 13:19:54

    4) Haniflikte ahiret inancı vardır, deistlikte yoktur. Dinlerde ahiret inancı olduğuna göre deistlik din değildir, dinsizliktir. Tartışılmaya kapalı bir hakikat değil midir bu? Yazıda geçen "dinsizliği tercih edemeyenlerin önemli bir sığınağı deizm olmaktadır." sözü, sanki deizmi dinsizlikten ayrı bir şey gibi gösteriyor. 5) Haniflik bir "dava"yı da ifade eder. İnandığı uğurda yaşamak... Ama deizmde bu yok. Bir şeriatı bile olmadığından, inandığı bir uğur dahi yok... Deistlik haricinden gelen uğurları bahsimiz haricindedir. 6) Haniflik biraz da mecburiyetten olur. Cenab-ı Allah'ın takdir edip "Fetret devri"nde bu dünyaya gönderdiği insanlar hak yolda olacaklarsa Hanif olmaktan başka çareleri yoktu. O insanlar hakka da taliptiler. Nitekim Rasulullah aleyhissalâtü vesselam Efendimizin dünyaya teşriflerinden sonra Hanifler de ona tâbi oldular. Deistliği bu cihetten de Haniflikle mukayese edemeyiz. +++

  • Mehmet

    5.7.2022 13:19:21

    Ağabey deistliği Hanifliğe benzetmişsiniz; fakat Haniflikle deistliğin zıt yönleri benzer yönlerinden daha fazla 1) Haniflik Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm Efendimiz gibi ulü'l-azm bir peygamberden gelir, direkt Cenab-ı Allahtan gelen bir kökeni vardır. Deistliğin ise hiçbir kökeni yoktur. 2) Haniflikte ibadet vardır, kişi yaratıcısını bilir; bildiği kadar onun emrettiğine inandığı ilkeler doğrultusunda yaşar. Deistlikte hiçbir ibadet, sorumluluk yoktur. 3) Haniflikteki Yaratıcı, insanların zihnine Esma-i Hüsna'sıyla tezahür eden Vacibü'l-Vücud'dur. Deistlikteki yaratıcı; aciz, kainatı bir defa yaratıp onun programını koymaktan başka hiçbir işe yaramayan, adeta bir miskindir. +++

  • Abdullah

    5.7.2022 11:32:06

    Allah razı olsun. Düşünülüp tefekkür edilmiş isabetli bir yazı.

  • Nahit Topaloğlu

    5.7.2022 11:25:49

    S.A. Bozoklu hocam, mevzuyu dağıtmadan güzel toparlamış olduğunuz yazınız istifadeye Medar oldu. Allah razı olsun. Sonuç paragrafı olduğundan daha bir dikkat çeken şu ifade, iki şekilden biri ile daha pürüzsüz olur düşüncesindeyim. "Onlar şimdilerin deyim yerindeyse modern—ve küstürülmüş—hanifleri olarak gelecekte sağlam, makul ve barışçıl müminleri olmaya adaydırlar." 1) Onlar şimdilerin deyim yerindeyse modern—ve küstürülmüş—hanifleri olarak gelecekte sağlam, makul ve barışçıl MÜMİNLER olmaya adaydırlar." 2) Onlar şimdilerin deyim yerindeyse modern—ve küstürülmüş—hanifleri olarak İSTİKBALİN sağlam, makul ve barışçıl müminleri olmaya adaydırlar. Bâki selam ve muhabbetlerimle. Fî emânillah.

  • Yılmaz

    5.7.2022 10:45:53

    Bu durumda iman hizmetinin önemi daha çok anlaşılıyor..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı