Topuzun olduğu yerde zulüm ve zorbalık hâkimdir. Bu durum insana ümitsizlik getirir; ümitsizlik ise gönüllere sonbaharın, hatta dondurucu bir kışın gelmesi demektir. Topuzcuların hükmü devam ettikçe insanî duygular donar ve ölür. Oysa ümitsizlik, her türlü kemalata ve gelişmeye engeldir.
Topuz şirkin en büyük aracıdır. Onu tutan el, bir süre sonra onunla vahdet eder ve kaba zalim bir adama dönüşür. Topuzun temas ettiği yerde ne nur kalır ne de başka bir güzellik. Nur uçar, karanlık çöker.
Peki, nur topuzda hapis olur mu? Nur esir alınamaz; ancak öyle görünüyorsa bir istismar ve tahakküm hali var demektir. Kâinattaki tüm iyilikler, güzellikler ve hayırlar nurdandır. Esaret altındaymış gibi gösterilen bir nurdan zahiren bazı faydalar gelse bile, hakikî bir dönüşüm ve özlenen fetih asla gerçekleşmez. Geriye yalnızca “topuz kafalı akıllar” ve “topuzlu kalpler” kalır.
Hz. Peygamber’in (asm) Kâbe’deki putları devirmesi, sadece fizikî bir müdahale değildi. O, insanların kalplerindeki ve ruhlarındaki putları yıkıyordu. Her bir putun yıkılışı, topuzun yere düşmesi ve nurun zaferiydi. Yedinci Reşha’da beyan edildiği üzere, O Zât-ı Nuranî kısa bir zamanda vahşi kavimlerin ahlak-ı seyyielerini ahlak-ı haseneye tebdil ettirdi. Onun devleti ve saltanatı kaba kuvvete ve dafiaya değil, kalpleri ve akılları kendine çeken derin bir bâtınî saltanata, yani nurun cazibesine dayanıyordu. Kalplere mahbub, akıllara muallim ve ruhlara sultan olan bu nur, o bedevî insanları medeniyet dünyasına üstad eyledi.
Günümüzün amansız savaşı
Peygamberlerin açtığı yol “nurlu” bir yoldu. Akıbet daima takva sahiplerinindir; ancak bunun gereklerini yerine getirebilenler için...
Tarih boyunca bazen nur galip geldi, bazen topuz. Günümüzde de bu iki anlayış arasında amansız bir savaş devam etmektedir. Ne yazık ki çağımızın en büyük trajedisi, hakikat ve gönül yolunda yürüme iddiasında olanların kahir ekseriyetinin zamanla güce ram olarak birer “topuzcu” zihniyetine bürünmesidir.
Oysa nur ile topuz asla bir arada barınamaz. Nur, ışığıyla insanı okşayıp ihya ederken; topuz, insanın ruhunu, duygularını ve organlarını darmadağın eder. Hele ki akla ve başa isabet ederse, insanı manen öldürür. Bu zamanda topuz sadece bedenleri değil, kalpleri ve duyguları da felç etmektedir.
Gerçek bir manevî dönüşüm, topuzun temsil ettiği güç, tahakküm ve siyasal zorlamaya dayanarak değil; nurun temsil ettiği hak, hukuk, sivil özgürlük ve samimî iman hakikatleriyle mümkündür. Topuzun gölgesinden çıkıp Nur’un hürriyetine kavuşmak, çağımızın en acil ruhanî ihtiyacıdır.