Beşikten mezara ilim tahsil etmek Efendimizin emridir; hepimiz aynı mektebin talebeleriyiz.
Yazan da beşerdir, okuyan da. Nisyan ile malûl beşer, hatâ ve kusurdan hâlî değildir. Marifet hatasız olmakta değil, hatası gösterildiğinde onu kabullenebilmektedir. Yazılarda rastladığım ifade pürüzlerini tasnif edip dosyalayarak “Anlatım Bozuklukları” serisinde neşretmek ve de her gün bir/birkaç yazarımıza WhatsApp, e-posta ve sâir hesaplarından ulaşıp yazıları için tashih teklifleri ulaştırmak yorucuydu. Bu yorgunluğa kimi muhataplarımın kulak çekmeleri de eklenmiyor değildi:
-Siz, edebiyat fakültesinde, edebiyat öğrenmeye çalıştığınız senelerde biz edebî makaleler yazıyorduk. Siz bizleri bırakın, GENÇlere bakın...
Branşı edebiyat olmasa da edebî yazı yazmak edebiyatçıların inhisarında değil elbet.
“Siz bizleri bırakın. GENÇlere bakın.” tavsiyesinin ilkine uymaya karar verdim. İkinci kısma gelince...
Eyvah, bir de yazarların genç olup olmadıklarını tetkik ile mi uğraşacaktık! Kulak çeken yazarımız yıl farkıyla küçüğümdü ama beni GENÇ saydığı anlaşılıyordu. El hak, nefsim ihtiyarlamıyor.
Sehiv hatırlatmalarıma memnuniyetle teşekkür eden bir-iki kalem istisna, “Tövbe Yâ Rabbî...” çekip sehivleri için kimseye “Cümlenizde akrep var.” dememeye karar verdim.
Allah’tan numaralı seri yazılarımız (Şapka Deyip Geçmeyin/Anlatım Bozuklukları) bir sonraki yazıyla sona erecek. Yoksa yazısı çıkan kalemlerin GENÇ olup olmadıklarını öğrenmek için de ayrı bir mesai sarf etmek gerekecekti.
***
Bir kusurun gösterilmesi incitici bir saldırı değil; bir ihsan ve bir tashih vesilesi sayılmalıdır. Fakat nefs devreye girdiğinde, hakikat ikinci plana düşüyor, hissiyat konuşuyor. Üstad: “Bazen de niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati damara dokundurur, aksülâmel yapar.” dediğine göre demek “niyetimi hâlis sanmam” pek işe yaramamış.
***
Anlatım Bozukluğu
Taze sayılacak bir anlatım bozukluğu misaliyle yazımızı bitirelim.
Hürmüz’den serbest enerji geçişinin sağlanması üzerine yazarımız şöyle demiş:
“Anlaşmaya varılması, elbette önemli. AMA bu anlaşmanın, ilerideki bir anlaşmaya zemin hazırlaması kuvvetle muhtemeldir.”
Daha önce “Edatların Yanlış Kullanımı” mevzûunu işlemiştik. (Aradaa Sırada. Yeni Asya. 27 Temmuz 2025). Bu misal, konuyu bir defa daha hatırlatmanın faydalı olacağını gösterdi.
“Peygamber Efendimiz: ‘Sirke ne güzel azıktır.’ buyurmuş.” dedikten sonra “Ama evinize asla sirke sokmayın.” diye devam edilirse bir anlatım pürüzü söz konusudur. Cümle, “Ama ne yazık ki yeterince sirke tüketmiyoruz.” şeklinde sürerse doğrudur.
“Ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak” gibi bağlama edatları, zıt ifadeler arasında kullanılır.
“+ ama - ; - ama + : Doğru”
“+ ama + ; - ama - : Yanlış”
“Güzel (+) ama terbiyeli (+)” ifadesi hatâlıdır. Güzel ve terbiyeli olmak müsbet vasıflardır. “Güzel (+) ama ahlâksız (-)” denirse doğrudur.
İktibas ettiğimiz cümledeki pürüzü gidermek için AMAyı kaldırmak kâfidir:
“Anlaşmaya varılması, elbette önemli. Bu anlaşmanın, ilerideki bir anlaşmaya zemin hazırlaması kuvvetle muhtemeldir.”