Bu yazımızla nihâyete erecek “Şapka Deyip Geçmeyin” serisine başlamaktaki amacımız, Risâle metinlerinde bazı kelimelerin doğru yazım ve okunuşlarına katkı sağlamak, ve yazı âilemiz için “hizmet içi eğitim” kabilinden bir çalışma yapmaktı.
Okuduğumuzda “Anlatım şu sebeple bozuk.” diyemiyorsak, hem benzer hatâları kendimiz yaparız, hem de hatâlı cümleleri okuyup geçeriz. “Teşhis doğru ise tedavisi kolaydır. Hastalık teşhis edilmemiş veya yanlış tanı konmuşsa tedavi gerçekleşmez.”
“Anlatım Bozuklukları” serisindeki 44 yazımızda A’dan Z’ye bütün anlatım bozukluklarını değil, bilhassa câmia dahilinde gözümüze çarpan sehivleri ele almıştık.
Gazetemizdeki yazıların sehivlerini vakit buldukça düzeltir, e-postasını yayımlamış ise husûsî olarak yazarın tensibine arz ederiz. E-postası belirtilmemiş ise yazı işlerine düzelterek yolladığımız olmuştur. Bir kısmı tashih oldu, bazısı ise aynı şekilde kaldı.
Yazı yayıMlandığında [yayıNlandığında değil] bakarım ki yazarımız, bazı düzeltme tekliflerimizi “münasip” bulup tashih ettirmiş. Bunlar genellikle imlâ ile ilgili olanlardır. İmlâ ile ilgili tekliflerimizin tamamına iştirak etmeyen yazarlarımız da oluyor. Mânâya dahli olmadığı takdirde imlâ tercihi kendilerinindir. Mânâya tesir eden imlâ yanlışları ise “Anlatım Bozuklukları” serisinde sırası geldikçe sizlere arz edilmişti.
Gerekçe belirtmeden düzeltme teklifi yaptığımız bazı cümleler, gazetede pürüzlü hâliyle boy gösteriyordu. Yazarla bir hukukum varsa, WhatsApp’tan veya e-postasından, “Şu ifâdede tamlama yanlışı olduğuna iştirak etmiyor musunuz?” diye göz ardı ettiği pürüzü, gerekçesiyle belirttiğimizde “Düzeltilmesi için yazıyorum.” denilerek internet sayfasında olsun tashih cihetine gidiliyordu. Tabiî bu gecikmiş düzeltmeler sadece internet sayfasında yapılıyor; matbu ve e-gazete sayfalarında (neşrinden önceki ikazımız dikkate alınmadığından) hatâlı şekliyle duruyorlar maalesef.
En çok karşılaştığımız anlatım bozukluğu türü “uygun kelime kullanmamak” idi. Bunların başında da “karıştırılan kelimeler” gelmekte. Şapkaya dayalı olanları zaten her fırsatta işledik: “adet–âdet, alem-âlem, adem-âdem, dahi–dâhi, hala-hâlâ, hak–hâk, kar–kâr, yar–yâr...”
İmlâya değil lügat bilgisine dayalı “mütevazi-mütevazı, muhabere-muharebe, nüfus–nüfuz, sevap-savap, takdir-taktir, yayım-yayın...” gibi kelimeleri doğru kullanabilmek için lügat mânâlarını bilmek şarttır.
Şükür ki ana hatlarıyla “Anlatım Bozuklukları” mevzûu hitâma erdi. Fakat yazılardaki anlatım pürüzleri sona ermiş değil tabiî!
Aşağıdaki cümleye kaç imlâ ve anlatım pürüzü sığdırılmıştır?
“Bu beş dönemde ve vasıtalarda dini bilgiler, haller, tavırlar, şekli bilgiler, doğruluk, iyi ve güzel faydalı hareketler, aileye bağlılık, hürmet ve sadakat çocuğa verilmelidir…”
Şapka cimriliğinin yol açtığı bir hatâ ile hitam:
“...Bireylerin DİNİ kurumlara olan güvenini sarsabilir ve...”
Yukarıdaki şekliyle cümle, anlatım kusuruyla mâlûl:
Sarsabilir : yüklem
-Sarsabilen ne?
-Bireylerin dini. Özne. Kastedilen değilse de söylenen bu.
- Bireylerin dini NEYİ sarsabilir?
- kurumlara olan güvenini. Nesne
(...Bireylerin dini, kişinin her türlü kuruma olan güvenini sarsabilir...)
Şimdi ise, kelimeye şapkasını koyup tahlil ediyoruz:
“...Bireylerin DİNÎ kurumlara olan güvenini sarsabilir …”
Sarsabilir: yüklem
-Sarsabilen ne?
-O (özne)
-O, NEYİ sarsabilir?
- Bireylerin DİNÎ kurumlara olan güvenini. Nesne.
Şimdi, devamını da ekleyip doğru imlâ ve noktalamayla cümleyi yazalım:
“...Bireylerin, DİNÎ kurumlara olan güvenini sarsabilir ve DİNÎ pratiklerden uzaklaşmalarına neden olabilir.”
Ne diyorduk? Şapkadan geçin; şapka deyip geçmeyin!