Anlatım Bozuklukları serisinin sondan bir önceki bu yazımızda sık kullanılan birkaç kelimenin imlâsına temas etmek faydalı olacaktır: Hak, Cenâb-ı Hak, Rab.
Bu kelimeler, sesliyle başlayan ek aldıklarında ünsüz ikizleşmesine uğrar ve çekim ekleri kesmeyle ayrılır: Cenâb-ı Hakk’tan, Hakk’a, Rabb’im. Eğer “hak” lafzı, Allah mânâsında kullanılmıyorsa ünsüz ikizleşmesi gene olur fakat küçük harfle başlar ve özel isim olmadığı için kesmeyle ayrılmaz:
Kul hakkına riâyet etmelidir.
Anlatım Bozuklukları
Bu mevzuyu 43 makaleyle ele almıştık. Asıl maksadımız “hizmet içi eğitim” olduğundan, anlatım bozukluğu misallerini kendi yazarlarımızdan iktibaslarla işlemiştik. Ele alınan başlıkla alâkalı bir misali câmiadan bulamamışsak, dışarıdan bir kalemin pürüzlü cümlesi yazımıza misafir olmuştu.
İhlâs zâfiyetim yanında muttali olamadığım sâir âmillerin de tesiriyle, anlatım bozukluğu yazılarım, verilen bazı misallerin kendi yazılarından alınmış olduğunu fark eden bazı kalemlerimizde rahatsızlık meydana getirmişti.
Yazılarıma “yorum” penceresinde açıkça tenkitler yapılabileceği hususunda teşvik ve çağrılarıma rağmen, “özel”den içlerini boşaltmayı tercih edenler oldu:
“...Bu gazetenin; editörü, musahhihi, yazı işleri müdürü, umumî neşriyat müdürü varken, bu işlere karışmak size mi kaldı? Bu vazifeyi size, kim tevdî etti?..”
***
İsim verilmeden zikredilen bir sehiv, bazı gönüllerde fevrî bir karşılık bulabiliyor. Hakikatin ölçüsü neydi? “Hakkın hatırı âlîdir...”
Kâğıt üzerinde kolay gibi görülen bu ölçünün, tatbikata gelince pek de suhûletle hayata geçirilemiyor oluşu, bir vâkıadır. Zira nefs, tenkidi çoğu zaman bir tashih değil, bir taarruz gibi algılıyor. Halbuki hakikat adına yapılan bir ikaz, şahsı hedef almak için değil; sözü ve fikri daha sahih bir zemine çekmek içindir. Bu noktada ölçüyü kaybetmemek, hem yazanın hem okuyanının imtihanıdır.
İnsan, hakikate ne kadar yakınsa tenkide de o kadar açık olur. Zira hakikatin yanında duran bir kalp, nefsin değil hakkın sesine kulak verir. Hakkın hatırını üstün tutmak, bu kulak verişin en sahih mîyarıdır.
Söz Bediüzzaman’ın:
“Biliniz, kardeşlerim ve ders arkadaşlarım, benim hatâmı gördüğünüz vakit serbestçe bana söyleseniz mesrur olacağım. Hatta başıma vursanız, Allah râzı olsun diyeceğim. Hakkın hatırını muhafaza için başka hatırlara bakılmaz. Nefs-i emmârenin enâniyeti hesabına hakkın hatırı olan bilmediğim bir hakikati müdâfaa değil, ale’r-re’si ve’l-ayn kabul ederim.” (Barla Lâhikası)
Tenkide tahammül, hakikate sadakatin en açık göstergesidir.
Ve...
Üstadın ortaya koyduğu bu teslimiyet, yalnız okunmak için değil, yaşanmak içindir.
Şapka ihmali ile hitam:
“Yarım küsur asırdır, CEMAATİ, bütün faaliyetlere iştirak etmeye gayret ettik.”
Cümleyi tahlil edelim:
Gayret ettik: Yüklem
-Gayret eden kim?
-Biz (özne)
-Biz neye gayret ettik?
- Yarım küsur asırdır bütün faaliyetlere iştirak etmeye. (dolaylı tümleç/yer tamlayıcısı)
“Cemaati” sözü fuzûlî bir kelime olarak boşta kaldı.
Şimdi başına şapka geçirerek doğru noktalamayla yazalım; açıkta kalmasın.
“Yarım küsur asırdır, CEMAATÎ bütün faaliyetlere iştirak etmeye gayret ettik.”
Tekrar soralım:
-Biz neye gayret ettik?
- Yarım küsur asırdır, CEMAATÎ bütün faaliyetlere iştirak etmeye.
Ne diyorduk? “Şapkadan geçin, şapka deyip geçmeyin!”