"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yoksulluğun mimarı dinsizliktir, zulümdür

Ömer Faruk ÖZAYDIN
25 Kasım 2020, Çarşamba
28 sene devam eden dinsizlik ve açlıktan sonra, Nurlar’ın tamamlanması, neşrine izin ve onun duâsı olan Demokratların iktidara gelmesiyle derin bir nefes almış, Nurlar’ın bereketiyle ekmek yemeye başlamıştı millet.

Darbelere rağmen Demokratlar; sanayileşme hamleleriyle memleketi baştan sona barajlar, fabrikalarla donatıp milletin yüzünü güldürmüştü.

Her sıçrayışta önü kesilmiş, gâvurun yapmadığı ihanetlerle memleket darbeden darbeye sürüklenmişti. Her darbede biraz daha geriye gitmemize rağmen, Nurlar’ın inkişafı farklı İlâhî ikazlar olsa da yoksulluğa izin vermemişti.

27 Mayıs darbesi, Menderes ve arkadaşlarının idam edilmesiyle tekrar bir daralma görülse de 1965/71 arası kalkınma yüzde 8, enflasyon yüzde 5’le büyük bir sıçrama yaşanmış, sanayi, demir çelik ve fabrikalarla memleket şantiyeye dönmüş, geleceğin sermayesi de çıkmıştı.

Eyvah ki 12 Mart muhtırası bıçak gibi memleketin önünü kesmiş, enflasyon, kuyruklar, 40’lardaki karne günlerine nazire yaparcasına yağ, şeker, ekmek sırasına girmiştik.

Demokratlarla yine toparlanmaya girilmiş, 24 Ocak kararlarıyla acı ilâç içilse de,12 Eylül ve 28 Şubat tahribatına ve baskılarına rağmen daralma ve açılma med-cezir’leriyle yolumuza devam etmiştik. Yapılan zulümler fitneler sebebiyle açlık çekmesek de terör, sel, deprem felâketleriyle musîbetten musîbete sürüklenip, savrulmuştuk.

DİN(İ)DARLARIN İSRAFI, ZULMÜ

Memleket, milenyuma kadar böylece düşe kalka gelmiş, dindar iktidar hasretini AKP ile dindirmişti.

Demokrat ve dindar kadrolarla başlayan yatırımlar, ekonomik istikrar, demokratik açılımlar AB ile müzakere noktasına gelinme gibi icraatlar, milleti memnun ederken piyasalar da hareketlenmişti.

Yeni Asya (temkinle) hariç, hemen bütün cemaatlerin desteği ve kadrolaşması ile dini hayat özlemi toplumu rahatlatmış, enflasyon, faiz, döviz üçgeni de dengenlemişti.

Vakta ki memleketin semasına karabulutlar kâbus gibi çöküp, 1. Cumhuriyet benzeri plânlar devreye girince, 28 Şubat’çılarla anlaşma gün yüzüne çıkmış, seçimlerde Kur’ân ve Risale sallamalar, dindarları konsolide etme ve gelecek icraatlar için koltuk değneği tehdit aletine dönünce, memleket çalkalanıp sağa sola savrulmaya başladı. Tabiî her şey yoğurt gibiyken, bu sallanma ile yağı ayranından ayrıldı.

Şimdi denebilir ki; yollar köprüler, plâzalar yapıldı, bazı evlerde iki araba, yediğimiz önümüzde yemediğimiz ardımızda, nerde yokluk, nerde fakirlik? Doların 8, Euronun 10 TL’ye dayandığı bir devirde fakirlik ıztırarîdir. Aslında ekonomik göstergeler 15 TL olması gerektiğini söylese de hazinede para bırakmayıp doları baskıyla aşağıda tutmaları, büyük bir patlamanın da habercisidir.

Elbette ki 1940’ların kıtlık ve yokluğu ile kıyaslanmamalı. O zaman dünya genelinde bir kıtlık vardı ki, insanlık eski çağların vahşiliğini bir anda kusunca yüz milyon insanın ölümü ve yıkımıyla neticelenen 1. Ve 2. Dünya Harbi’nin hem maddî hemde manevî bedellerini ödüyordu.

Bir memleketin fakirliği gayr-i safi millî hâsılayla ölçülür, üç beş müteahhid ve rantçının geliriyle değil. Dünya 50/60 bin dolarlarla geçinirken 7/8 bin dolara inmiş bir millî hâsıla ki, içinde 100 doları bulamayan insanım fakir değil de nedir?

Şimdi müstafî bakanın istihza konusu olan “dolarla mı maaş alıyorsunuz?” sorusu akla gelse de, sanayinin bitirildiği bir memlekette buğdayı bile ithal etmek için dövize olan ihtiyacı, fırıncı çırağı bile biliyor.

Aslında işin mâna cephesi başka;

Katiller sokakta, mazlumlar zindandaysa..

İşkenceler namusa el atmışsa.

Bebekler volta atıyorsa..

Cevşen’li, Kur’ân’lı başörtülülere terörist deniyor ise...

5816 sayılı kanun gibi en ufak bir eleştiri tutuklatıyorsa...

Vatandaşa terörist denilip helikopterden atılıyorsa...

Mafya, devleti idare edip siyasîlere ayar veriyorsa...

Dolar, 10 TL’de olur 15’te...

Millet açken onca debdebe; saray israfı, altın çeşme, varakalar, 50 bin dolara çanta, Erdoğan ve Bahçeli 7 uçak dolusu aile, koruma ordusuyla Kıbrıs’ta piknik yapıyorsa yokluk da gelir, fakirlik de...

Süfyan’ın damına düşmüşüz, Türkiye zulümle, israfla 30’lara dönerken, zavallı milletim de halife rüyasında.

Bunca şatafat zamanın şartlarına göre Savanora yatı ile gemicikler, beraber bir düşünülse mi..?

Okunma Sayısı: 2006
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdulkadir

    25.11.2020 15:57:17

    Şu andaki mevcut durumu,çok güzel özetlemişsiniz Ömer ağabeyim.Menderes dönemindeki Türkiye ile,şimdiki Türkiye arasında;doğu-batı arasındaki kadar fark var.Kuru ekmeğe muhtaç hale geldi insanlık.Askıda ekmek polemikleri;ülkenin nerelere getirildiğini,bariz şekilde gözler önüne seriyor.Enflasyon çift hanelerde olmasına rağmen,tek haneli verilerle;halk aldatılıyor.Dolar-Euro,almış başını gidiyor.İşsizlik had safhada.Herşey ateş pahası.İsraf batağına saplanmış bir yönetim görüyoruz.Peki nasıl çözülecek bunca sıkıntı.Nereye gidiyor ülke.Sen hayır eyle sonumuzu,Ya Rabbi...

  • Oğuz Yiğiter

    25.11.2020 09:59:09

    Son paragraf, israf eden onun dam'ına düşer sözünü hatırlattı bana. Başlangıcı, her emrine mûtî dindar bir komutan ile başlayan süreç, finali de kendine mûtî dindarlarla tamamlanacak galiba...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı