Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 09 Şubat 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Ali FERŞADOĞLU

Yaratılış, sebep- sonuç ve hudûs delili



Başta aklımız olmak üzere kalbimiz ve vicdanımız; şu muhteşem san'at eseri olan kâinatın Yaratıcısının varlık ve birliğini tasdik eder. Aklın işi delil üzere hareket etmek iken, vicdan herhangi bir delile ihtiyaç duymaksızın gerçeği bulur, kabul eder.

Varlığın sonradan yaratılması esasına dayanan hudûs delilini geliştiren kelâm âlimleri şöyle demişlerdir: Bu âlem, şekli, sûreti ve maddesiyle hâdistir/sonradan varolmuştur. Her hâdis (sonradan varolan), mutlaka bir muhdise (mucide, var ediciye) muhtaçtır. O halde bu âlem de bir muhdise muhtaçtır. O da yüce Allah’tır.

Bu delili, ilmî gelişmeler perspektifinden değerlendirirsek: Hâdis-hudûs sonradan olan, değişen, yeni oluşan şey demektir. Varlığın san'atlı olduğunu da görüyoruz. Zâten ilim adamları; kâinatın “big-bang” denilen, bir özün, çekirdeğin (nasıl anlayacak isek) patlaması ile vücûd bulmaya başladığını, dolayısıyla son bulacağını ilmen de tesbit etmiş bulunmaktadırlar.

Madde, dolayısıyla âlem değişkendir. Değişen her şey sonradan olmuştur. Bu bakımdan madde ezelî olamaz. Evet, maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kâinatın durmadan genişlemesi, güneşin sür'atle tükenişe doğru yol alması gibi olaylar, varlığın bir başlangıcı olduğunu gösteriyor.

Diğer taraftan sebep-sonuç prensibince, sebepsiz bir netice, san'atkârsız bir san'at olmadığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Sebepler, mantiken zincirleme devam edip sonsuza kadar gidemez. Öyleyse durmadan değişen, ezelî olmayıp sonradan oluşan ve bir ilk sebebe muhtaç olan şu madde dünyasının da bir yaratıcısı olması gerekir, o da Allah’tır.

Özetlersek; fizik gibi ilimlerin tasdikiyle de kâinat yoktu, sonradan var edildi. Şu halde ezelî olan, yani, başlangıcı olmayan bir var ediciye; yani, varlığı ve yokluğu kendinden olmayan, kâinatın varlığını yokluğuna tercih eden bir mucide ihtiyaç zaruridir. O mucidin de, varlığının kendinden olması, başkasına muhtaç olmaması, yani Vâcibu’l-vücud olması gerekir.

09.02.2007

E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (08.02.2007) - Tevhidin aklî delili: İmkân

  (07.02.2007) - Yokluğu ispat zor, hatta imkânsız

  (06.02.2007) - Tevhid ne demektir?

  (05.02.2007) - İnkârcı filozofların iddiası delil olamaz

  (03.02.2007) - Alimlerin diliyle Yaratıcı

  (02.02.2007) - İnsanın önemi, duâya verdiği önem nisbetindedir

  (01.02.2007) - Eski kelâm ilmi ve ispat

  (31.01.2007) - İspat ve izah mı, tartışma mı?

  (30.01.2007) - İman esasları bütündür, tecezzî kabul etmez

  (27.01.2007) - Neden imanımızı tahkîkî yapmalıyız?

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004