Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 01 Şubat 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Ali FERŞADOĞLU

Eski kelâm ilmi ve ispat



Kelâm, isbât-ı Vacibü’l-Vücûd, yâni Allah’ın varlığı ve birliğinin ispatı başta olmak üzere, imân esaslarını delillere dayandırarak izah eden bir ilim dalıdır. İslâm felsefesi de diyebiliriz. Gayet tabiî ki, eski zaman şartlarında iman ve iman esaslarıyla ilgili olarak, o zamanın ilmî birikim ve teknoloji seviyesi çerçevesinde tanımlar yapılmış; imanın mahiyeti, fonksiyonları, merhaleleri, çeşitleri, zihin ve kalpteki aşamaları genel ifadelerle anlatılmıştır. Son asırlarda ise, her müessesede olduğu gibi, imanın da ruhuna nüfuz edilerek inilememiştir.

İman hakikatlerine, diğer bir ifadeyle kâmil imana ulaşmak bir kısım evliyalara has ve halk için yüksek hülyaların arkasında saklı bir sır değildir ve öyle olmamalıdır da. Yediden yetmişe herkesin iman esaslarını ders alması gerekir.

Gayet tabiî ki, ilim ve teknik ilerledi. Yeni yeni meseleler ortaya çıktı. Teknoloji, baş döndürücü bir hızla ilerlemeye de devam ediyor. Eski vasıtalar, kağnı, at arabası vs., nasıl bu zamanın otomobil, tren, uçak ve füzelerine yetişemiyorsa; o zamanın ilim ve teknik imkânlarına göre yazılan kelâm ilmi de, bu zamanın ilim ve tekniğine, sorularına, problemlerine yetişip cevap veremiyor.

Bilhassa bugün ilim, fen ve felsefe yoluyla İslâmiyete, Kur’ân’a hücûm ediliyor; esasları çürütülmeye çalışılıyor. Kadim/eski kelâm, Deccalizmin etkisindeki fen ve felsefenin yıkıcı cereyanlarının hücumlarını durdurup def edecek güçte değil. Bir kere çağın şartlarına, gelişmelerine ayak uyduramamış; kendisini yenileyememiştir. İkincisi; ancak yüksek tabakaya hitap etmiş; halka inmemiş, her kesime yaygınlaşmamıştır.

Oysa inkâr ve dalâlet cereyanları, sanayi devrimiyle gelen haberleşme ve kitle ileşitişim vasıtalarının teknolojik gücüyle her tarafı zehirliyor, tahribâtlarını çok kısa zamanda en ücra köşelere kadar ulaştırıyor; Müslümanların iç dünyasını tahrip ettikten sonra maddî güç ve güzelliklerini de yok ediyordu...

Öte yandan eski kelâm; geçmiş devirlerin üslûp ve metodunu kullanıyor. Elbette, denizde kayık, karada at arabası kullanıldığı devrin teknolojik malzemeleri, bakış açısı, zekâ yapısıyla daha sonraki devirlerin ve günümüzünkilerin çok çok farklıdır. Dolayısıyla, eski devirlerin kelâm anlayışı, bu asrın insanını doyuramadığı gibi; yıkıcı cereyanlar ve din düşmalarından gelen sorulara da cevap veremez; onların hücumlarını durduramaz.

Tarihi boyunca önemli hizmetler verilen bu kelâm ilmi dalında, son 200-300 sene boyuncu gerileme yaşanmış, bir varlık gösterilememiştir. Henüz 20 yaşlarındayken, eski kelâm ilminin çağın problemlerinin çözümüne,1 şüphe ve vesveselerinin dağıtılmasına, hücumlarının def edilmesine, fen ve felsefenin (pozitivizmin) iddialarının çürütülmesine kâfi gelmediğini gören;2 yeni gelişmeler karşısında kifâyetsiz kaldığını, İslâm dîni hakkındaki şüphelerin reddine kâfi olmadığını tesbit eden Bediüzzaman Said Nursî, 1894’te, Van Valisi Tahir Paşa’nın kitap dolu konağında matematik, mantık, felsefe, coğrafya, fizik, kimya gibi bütün fen ilimlerini uzmanlarıyla tartışacak ve kitap yazacak kadar tahsil eder. Sonra kelâm ilmini modern ilimlerle yoğurarak, kendine has bir metodla, çağın şartlarına uygun ve ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde geliştirerek ona yeni bir çehre, yeni bir boyut kazandırır.

Bediüzzaman; bütün bâtıl mezhepleri, yıkıcı cereyanları, felsefik akımları tahlil ederek onların dayandıkları noktayı, düğümü ortaya koyar; iddialarının çürüklüğünü ispat eder. Diğer taraftan; mücerred/soyut, yalnız kelâm ilmiyle elde edilecek marifet-i İlâhiyenin de tam huzur vermeyeceğini3 ifâde ederek, marifetullah yolunda Kur’ân tarzında gidilmesi gerektiğini belirtir. “Mârifet-i kâmile ve huzur-u tam”mın elde edilmesinin, yalnızca “akıl ve ilim” ile değil, kalb, vicdan ve diğer duyguların da gıdasını almasıyla mümkün olacağını söyler.

Bediüzzaman, akıl-kalb bütünlüğünü gerçekleştirerek, yâni fen, felsefe, ahlâk, edebiyat, tasavvuf ve kelâmı birleştirerek, bir arada yoğurup harmanlar ve Allah’ı bulmanın en kısa, en kestirme, en uygun Kur’ânî yolunu gösterir.4

Risâle-i Nurlar, yalnız aklî, ilmî meseleler değil, belki kalbî, rûhî, halî/yaşanan îmân meselelerdir. Ve pek yüksek ve kıymettar İlâhî ilimler hükmündedirler.5

Risâle-i Nur’a bir cihette bakıldığında baştan ayağa yeni, orijinal ve modern kelâmî hakikatler manzûmesi olduğu görülür. Ancak, şunu da belirtmemiz gerekir: O sırf, akıl/felsefe ile değil, kalb, hads/sezgi gibi diğer duygu ve latifelerle de hareket eder. Yani, aynı zamanda hakikat ilmidir de.

Dipnotlar;

1- Abdülkadir Harmancı, İlm-i Kelâm ve Risâle-i Nur, s. Risâle-i Nur Enstitüsü Yayınları, s. 17.; 2- Mektûbât, s. 317.; 3- Mesnevî-i Nûriye, s. 10-11.; 4- Mektûbât, s. 340.; 5- Emirdağ Lâhikası-I, s. 90.

01.02.2007

E-Posta: [email protected] [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (31.01.2007) - İspat ve izah mı, tartışma mı?

  (30.01.2007) - İman esasları bütündür, tecezzî kabul etmez

  (27.01.2007) - Neden imanımızı tahkîkî yapmalıyız?

  (26.01.2007) - İmanı yenilemek

  (25.01.2007) - Yaratılışımızın asıl gayesine yoğunlaşmalıyız?

  (24.01.2007) - Yardım görmenin ve kurtuluşumuzun on dört formülü

  (23.01.2007) - Perişanlığımızın sebebi

  (18.01.2007) - Su görmeyen çamaşırlar temiz olur mu?

  (17.01.2007) - Kur'ân ispat eder ve ispatı emreder!

  (16.01.2007) - İlâhiyatçılar ispata nasıl karşı gelebilir?

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004