"Gerçekten" haber verir 23 Ekim 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Mustafa ÖZCAN

Aşırılıkla suçlayana bakın



İRAN rejimi nedense laik karakterli Sünnî rejimleri İslâmî karakterli olanlardan daha çok seviyor. Çünkü işine geliyor; laikler hem işini kolaylaştırıyor ve propaganda malzemesi kazandırıyor, hem de onları rakip olarak görmüyor. Ziya ul Hak’tan Taliban’a kadar her tondaki Sünnî karakterli İslâmî rejimler İran’ın hedefi olmuş ve husûmetini çekmiştir. Taliban’ın Şiîlik noktasında hassasiyeti dikkate alındığında belki Tahran’ın öfkesi de bir dereceye kadar anlaşılabilir. Lakin Ziya ul Hak gibilerini de gizli veya açıktan hedef almaları Şiîliğin dikotomik ve kutuplaştırıcı etkisindendir. Şiî ve Sünnî paradigma tamamen birbirine zıttır. İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki’nin, Taliban’ın İngiltere tarafından ‘bileği bükülemez ve yenilemez bir güç’ olarak tanımlanması ve tasvir edilmesinden sonra, bu hareketle diyalog kurma ve hükümete dahil etme çaba ve teklifleri karşısında kendisini tutamamış ve bu hususta Batılıları uyaran zehir zemberek bir açıklama yapmıştır. Manuçehr Muttaki’nin bu yöndeki açıklamaları dikkatlice incelendiğinde görülecektir ki, bu ifadeler daha önce kaleme aldığım “İran’ın yerini Pakistan mı alıyor?” yazımın tasdiki ve izdüşümü mahiyetindedir. Amerikan yönetimi Afganistan’daki Taliban’a zeytin dalı uzatırken, Pakistan’dakiyle sonuna kadar savaşılmasından yanadır. Zira Pakistan kaybedildiğinde nükleer bir güç kontrolden çıkmış olacaktır. Pekâlâ İran’a ne demeli? Batılı ülkeleri bu hususta diyalog konusunda uyarmış ve ‘Rüzgâr eken fırtına biçer’ şeklinde bir yaklaşım sergilemiştir. Muttaki, Batılıların Afganistan, Pakistan ve Orta Asya’daki aşırılıkla başa çıkamayacaklarını ileri sürmüştür. İran, Afganistan’da da kirli bir politika yürütmektedir. Kimi kaynaklar hem Amerikalıları zorlamak ve kendisine ram etmek için Taliban’a silâh yardımı yaptığını, hem de diyaloğa karşı çıktığını hatırlatmaktadır. İran’ın amacı bir taşla iki kuş vurmak ve tarafları birbirine düşürerek kırdırmak ve karşılıklı olarak yıpratmaktır. Irak ve Afganistan’da hem direnişçiyi, hem de işgalciyi destekleyerek şimdiye kadar kazançlı çıkmıştır. Aslında bu yönüyle geçmişte Amerikalıların yaptığı politikayı uyguluyor. Tavşana kaç, tazıya tut politikası. Ve Batılı ülkelere Afganistan dosyası konusunda kendilerine belirli şartlar karşılığında yardımcı olacağını vaat etmektedir. Ateşi yaktıktan sonra itfaiyeci rolüyle sahneye çıkıyor. Benzeri politikayı Irak’ta da icra etmiştir.

***

Taliban rejimi ayakta iken Hatemi, Taliban’ı ‘gerici ve İslâm’ı temsil etmeyen bir anlayış’ olarak takdim etmişti. Esasında Tarık Hamd’ın da sorduğu gibi bugünkü Nejad rejimi Taliban’dan çok mu ılımlıdır, yoksa nükleer silâhlar peşinde koşan çılgın bir molla figürünü mü temsil etmektedir? Hatemi ‘Sünnî’ kökenli Taliban için aşırı ve gerici ifadesini kullanırken, elbette ki Nejad’a sadece kızmaktadır. Ama hiç bir zaman Nejad ve benzeri yerli figürler için ‘gerici ve yobaz unsurlar’ dememiştir. Bu da en azından çifte standartını göstermektedir. Onun ötesinde İran meseleye tamamen mezhebî zıtlık perspektifinden bakmaktadır. UPI Almanya Muhabiri Stefan Nicola, 8 Ekim 2008 tarihli ‘Iran an ally Afghanistan?’ başlıklı yazısında İran’ın, Taliban liderliğinde Afganistan’da bir Sünnî otorite istemediğini yazıyor. Dolayısıyla İran bölgesel zaferleri ve çözümleri bloke ediyor ve Mollaların Protokolleri yazarlarına göre İran, Irak, Suriye ve Lübnan ve Körfez’le birlikte bölgeyi tamamen kontrol etmek istiyor. ABD ise, bu kontrolün önündeki bariyerleri yıktı. Bu açıdan günümüzde Şiî prensiplerine dayanan veli-yi fakih devleti Safevîlerden daha geniş alana yayılma potansiyeli taşımaktadır. Zira ABD ve Batılıların yardımlarıyla bölgede karşısında duracak bir güç kalmamıştır. Kitleler ise politikalarının ahlâka dayanıp dayanmadığına bakmıyor. İsterse Makyavelli’in en iyi temsilcisi olsun şâşâlı olduğu müddetçe ona Kardavi’nin dediği gibi meftun olabiliyor. Aydınlar bile böyle olunca avamın propaganda ağına düşmesi ve av olması işten bile değil. Stefan Nicola’nın yazdığına göre, Batılılar yeniden yükselişe geçen ‘Taliban belâsından’ kurtulmak için şimdi yine Tahran’ın ipine tutunuyor ve cankurtaran simidine binmeye hazırlanıyorlar.

***

İran, doğu komşusu Afganistan’da gelişen aşırı akımlardan ve Taliban’ın yükselişinden şikâyet ederken onun bölgesel müttefiki ve mezhebi kankası Suriye Lideri Beşşar Esad da Erdoğan’ın da katıldığı dörtlü zirveden beri Trablusşam kaynaklı aşırılıktan ve tekfircilerden yakınıyor. Tekfirciler diyerekten İran’la aynı dili kullanıyor. Ve bu aşırılığın Lübnan’la birlikte Suriye’yi de tehdit ettiğini savunuyor. Kimilerine göre bunun sebebi Hizbullah ve İran’ın Lübnan bağlantısı üzerindeki dikkatleri başka yöne kaydırmak ve yine Sünnî kesimleri günah keçisi yapmak. Bu hususlarda İran çok mahir. Makyavelli’ye bile külahını ters giydirir. Suriye rejimi 2003 ile 2005 yılları arasında yoğun bir biçimde sınırlarının Irak’taki direniş için kullanılmasına göz yummuştu. O zaman direnişçiler nedense aşırılıkla yaftalanmıyorlardı. Şimdi ise onları aşırılıkla suçlamaya başladı. Burada Suriye bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Birincisi, aynen model aldığı Putin’in Güney Osetya ve Abhazya’yı bahane ederek Gürcistan’a saldırması gibi Suriye de Trablusşam kapısından Lübnan’a geri dönmek istiyor. Trabluşşam’ı Güney Osetya gibi görüyor. Bunun için de bahanesi oradaki radikal oluşumlar veya teşekküller. Zaten geçmişte de Trablusşam’a giderek İsrail hesabı namına 1983 yılında buradan Arafat’ı atmış ve Sünnî şevketini ve iradesini kırmışlardı. Beşşar, müşterek tehditten bahsediyor. Aşırılık edebiyatıyla da Batı’dan Lübnan’a yeniden müdahalesinin ideolojik icazetini kazanmaya çalışıyor. Gerçekten de Beşşar çok uyanık. İsrail’le uzlaşma karşılığında pekâlâ yeniden Lübnan’a dönüşüne izin verilmesine fit (razı) olabilir. Bu noktada Trablusşamlılar heyetler halinde Şam’a akın ederek Suriye’ye yönelik bir düşmanlıklarının olmadığını ispata çalışıyorlar. Trablusşam’daki olaylarla alâkalı olarak Lübnan’daki Hizbullah Alevi ittifakı Cemaat-ı İslami’nin eski milletvekillerinden Halid Dahir’in yakınlarından olduğu ileri sürülen Abdulgani Cevher’i suçluyorlar. Dahir ise olaylarla bir alâkasının olmadığını ve Abulgani Cevher isminde birisini tanımadığını ama geçmişte Abdunnasır Cevher isminde bir kişiyle münasebetinin olduğunu, ikisi arasında sadece isim benzerliği oluğunu ifade etmektedir. Geçek şu ki, İran propaganda maksadıyla İslâm dünyasına ‘radikal’ yüzünü, Batı’ya da ‘ılımlı’ yüzünü göstermeye çalışmaktadır. Dolayısıyla bu dağılımda Sünnî hareketlerin henesine aşırılık düşerken İran’ın sahasına piru pak ılımlılık düşmektedir. Bu itibarla, pazarlık adresi olarak kendisini gösteriyor. Eskiler bu durumla ilgili olarak, ‘bari dinime dahleden Müsülman olsa’ derdi. Belki bugün onun yerine şöyle söylemek daha doğru olur: İtidal çizgisini tarif eden ve ona delalet edene bakın. Bari mutedil olsa...

Sonuç olarak, makro dairede Suriye-İran beraberliği Lübnan’da mikro dairede Alevî-Hizbullah ittifakına sahne oluyor.

23.10.2008

E-Posta: mustafaozcan@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (18.10.2008) - Terk edenler ve reddedenler

  (17.10.2008) - Fehmi Huveydi’nin mugalataları

  (16.10.2008) - Mesafe kapatılamayacak kadar derin

  (15.10.2008) - Ahmet Cevdet Paşa’dan Kardavi’ye

  (14.10.2008) - Küresel kibrin sonu

  (13.10.2008) - Doğu-Batı arasında İstanbul

  (12.10.2008) - Cezayir’den Kosova’ya…

  (11.10.2008) - Osmanlı bakiyesi lider

  (10.10.2008) - İran’ın yerini Pakistan mı alıyor?

  (09.10.2008) - Meşruiyet ile uzlaşma arasında

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır