"Gerçekten" haber verir 24 Ocak 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Selim GÜNDÜZALP

Yarınım bugünüm içindedir



(Dr. M. İkbal’den ilhamla.)

Ey nefsim ve ey genç arkadaşım!

ir cam parçası iken, elmas hâline gelmek istiyorsan, Hz. Muhammed Mustafa’nın (asm) bütün insanlığa ihsanı olan “fakr” yolunu tut.

Fakr nedir dersen? İnançlı bir insanın fakrı, karaları, denizleri yerinden oynatır. Bu fakr, Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da göklere yükselen sözlerinde ve tekbirinde gürlemiştir. Haktan gelen her şeye razı olmaktır fakr, ama gönülden bir kabulle ve arzuyla.

Fakr nedir? En basit bir hayat tarzı içinde, elindeki şartın en olumsuzuna ve en azına rağmen Hz. Ali (ra) gibi Hayber Kalesini fethetmektir. Fakr, nice sultanları esir edip önüne katmaktır, atının terkisine atmaktır.

Nedir fakr? Kelime-i tevhidi hayata katmaktır. Terazide malı değil, nefsini tartmaktır. Öyle bir göze mâlik olmaktır ki fakr; karanlıkta bile doğruyu gören gözdür o. Canlı bir gönlün baktığı gözdür.

Fakr, bir gece baskınıdır nefse. Allah’ın emirlerine kıl kadar şaşmadan uymaktır. Uyanmaktır. Gafletten, fakr ile uyanıp uzaklaşmaktır.

Fakr postu öyle bir posttur ki, o nice nefs ordularıyla boğuşur. O post ki, sultanların tahtlarını bile tirim tirim titretir.

Kanatsıza kanat olur fakr. Fakr, Allah’tan başkasına muhtaç olmamaktır. O zaman dünya senin olur da, içinden bir kuruş bile almazsın. Çünkü ihtiyaç duymazsın. İşte gerçek zenginliktir fakr. İhtiyacım kadarı bana yeter dersin. Geçer gidersin. Yazın yiyecek, kışın yakacak derdiyle uğraşıp, bir ömrü boş yere tüketmezsin. Elindekini yetecek kadar kâfi görmezsen, kanaat ehli olmazsan, karınca gibi ayak altında ezilirsin. Sana uçmak yaraşır, sürünmek değil. Arı gibi ol, uç ki, başlar üstünde gezesin. Güneşle arkadaş olup, çiçekleri göresin.

Fakr, kendi işini, hizmetini iyi düşünmektir. Bir köşeye çekilip elleri kavuşturmak, sessizce oturmak ve hayata karışmamak değildir.

Ey nefsim ve ey genç arkadaşım!

Selin önündeki çerçöp gibi, hırsın önüne düşüp kaybolmak istemiyorsan, fakra yapış.

Sultanların önünde, ‘Lehü'l-mülk,’ ‘Mülk Onun’dur diye, nara atmaktır fakr. Hakikî Sultan’ın önünde boyun eğmektir. Gönül tahtını ele geçiren sahte sultanları alaşağı edecek gücün adıdır fakr. Hakikî fakra sahip olan, dünyanın gerçek zenginidir. Elindeki son lokmayı da bir aça verip, kendi tok olmaktır fakr. Kendi açlığıyla ilgilenmez fakr. Asıl açlığın ne olduğunu bilir. Rızkın değil, Rezzak’ın peşindedir. Rezzak’ı bulmuştur. Nimetten in’âma geçip, Mün’im’i yani o nimetleri vereni bulmuştur.

Ey nefsim ve ey genç arkadaşım!

Fakr, Allah’tan gayrı her şeyden müstağnî olup uzak kalmaktır. Bu çağda hakikî açlığımız; rızkın azlığından değil, Rezzak’tan uzak kaldığımızdandır. Fakr, güvercinlerin göğü değil, ürkek kuşların seması hiç değildir. Fakr, şahinlerin, kartalların yüksekliğidir. Nebilerin ufkudur. Allah dostlarının şahikasıdır. İsteyerek, seve seve kabul ederek, bir mü'min kardeşinin mutluluğu için, kendi hayatını hiçe saymaktır fakr.

Bırak alçaklar kargaların olsun. Bırak çöplükte eşelenmeyi. Sen gözünü ötelere, göklere çevir. Kanadın kırık ya da yaralı olabilir. Her zorluğa, her engele rağmen uçmaya çalış. Kartalların kanatlarını yolmakla, uçmalarına engel olunamaz.

Fakr Bedir’dir. Bedr’in aslanlarıdır. Son nefeste, son yudum suyu içi yandığı halde başını çevirmektir. Diğer kardeşini tercih etmektir. İsar hasletine ermektir. Fakr, Gar-ı Hira’daki hâldir. Hz. Ebûbekir-i Sıddık’ın yoludur. Elde ve avuçtakini vermektir. Hz. Osman yoludur fakr. Adım başı felâkete tebessümdür fakr. Uhud’dur, Huneyn’dir. Ve Taif’tir. Ümitlerin bittiği yerde yeniden doğmak, yeniden dirilmektir fakr. Soğuk mu soğuk bir gecede Hendek’teki haldir. Kuytularda bir gece nöbetidir. Allah yolunda tozlanan ayaklara ve ağlayan gözlere cehennemin uzak oluşudur. Ruhî bir oluştur, tekâmüldür fakr. Çırılçıplak, dolunay gibi, apaçık bir tecellidir fakr.

Bir sineğe bile yerden göklere yükselmek zevkini ve şevkini verir fakr. Öyle bir niyet, öyle bir adım, öyle bir yoldur ki fakr, çıkmadan doyar yolcu. Yemeden yürür, istemeden donatılır içi dışı. Gökten inen sofra gibi, her an ruhuna İlâhî feyizler içirilir fakr eteğine yapışanın.

Şahine şahinlik, kartala kartallık yaraşır. Gökler yönsüz onundur. Yer onundur. Çünkü onun Rabbinindir.

Fakrın şahı, padişahı Hz. Peygamber (asm) bütün mü'minlere hitaben ne demişti: “Bütün yeryüzü benim mescidimdir.”

Şimdi bu mübarek mescit, doğudan batıya kimin eline geçti ise, geri almak şanındandır fakr erbabının.

Hakkın mescidini başkalarının elinden kurtarmak için çok çalışır. Fakrın işi budur. Eski dünyayı, yani mel’abegâh olanı terk etmektir fakr. Yeni olanı, yani, Allah’ın güzel isimlerinin tecelligâhı olanı ve ahiretin tarlası olanı ele geçirmektir fakr.

Ey nefsim ve ey genç arkadaşım!

Bedeni terk etmek değildir fakr. Bedenle beraber Hüda’yı aramaktır. Nefs atına binip dizgini ele almaktır. Mü'minin fakrı, katıksız ve katışıksız bir safvettir. Tertemiz arı duru bir sudur. Hakk’ın sıfatlarına bürünmektir, görünmek değil olmaktır ki, adı fakrdır.

Dallardaki meyveler fakr söyler. Neyimiz vardı da bu rengi, bu şekli, bu kokuyu aldık. Yokluktan varlığa, topraktan dallarda durmaya, ibretli nazarlara görünmeye fakr ile çıktık der, her bir meyve…

Mü'minin farkı, fakrındadır. Nereye gözünü atsa, zikrine dahil olmak için güneş de ay da can atar. O kâinata fakrıyla can ve hayat katar. O fakrda bir nokta vardır ki, ancak o düğüm açılınca gözükür hazineler. Mü'minin fakrı benliğini konuşturmak değildir. ‘Ben ben’ demek hiç değildir. Çünkü ‘ben’ diyen bu kâinattan silinir. Mü'minin fakrı bu inceliği bilir. Benliğini Hakk’ın bileyi taşına vurur. Vurur da orada bilenir. Mü'minin fakrı, mağarada, dağda, inzivada değildir. Hayattadır ama Hakk’ladır. Halk içinde dahi Hakk’ladır. Hakk’ın adamı böyledir.

Benliğini öldürüp, söndürmek değildir fakr. Bir meşale gibi yakıp parlatmaktır. Nice taifenin yolunu aydınlatmaktır fakr. Hakk’ın celâlini, Hakk’ın kudretini gönül aynasında bütün saffetiyle parlatmaktır, yansıtmaktır ki, adı fakrdır.

“Her şeyi, ama her şeyi senin için yarattım,” fermanına karşı; “Ben de her şeyi Senin için terk ettim” diyen Sultan-ı Levlâk’ın (asm) yoludur fakr.

Hz. Peygamberin (asm), kendine ait ganimet malı olan develeri bir vadide görünce; “Ne kadar güzeller,” dedi ve beğendi diye, Mekke’nin en zenginine, Ebu Süfyan’a, “Hoşuna gittiyse al, senin olsunlar” demektir, diyebilmektir fakr. Ve Ebu Süfyan’dan yükselen yüce tasdik: “Vallahi sen Resulûllah’sın. Bu kadar cömertlik, ancak bir peygamberde olabilir.” Fakr sahibi bir konuştu mu pir konuşur. Hakk’ın dili olur, öyle konuşur. Her zerresi dildir, her hâli sözdür onun.

Bu aşkı kaybetmekten korkmalıyız. Asırlardır ne çıktıysa dünyaya hakkı anlatan, hakkı gösteren, hep fakr adamlarından çıkmıştır. Malının bekçiliğini yapmaz. Malı o kadar çoktur ki, neredeyse hiç yoktur fakr sahibinin. Fakr sahibinin mezata verilecek, satışa çıkarılacak malı yoktur. Ballar balını bulmuştur. Kovanını çoktan yağmalamıştır.

Ey nefsim ve ey genç kardeşim!

Belki üç asırdan beri bu fakr ile yanış, bu heyecan neredeyse kayboldu. İnsanlık âlemi bu neşeyi duymadan yaşadı. Kıyameti görmeden, kıyameti yaşadı. Düşüncedeki çirkinlik ve sadece benim olsun diye içten içe ruhu kemiren benlik, içimize bir kurt gibi girdi. Yedi bitirdi bizi. Bencillik, cimrilik hâkim oldu. Yığıldı da yığıldı mallar ellerde. Her şeyi nefsi için biriktirdi. Her şeyi nefsinde topladı. Vaktini, zamanını, bir ânını bile Allah için harcamadı, paylaşmadı. Fakra ulaşamadı, fakir olarak süründü gitti.

Altmış, yetmiş yılda elde ettiklerine bir baksana insanların. Bırak ahireti, dünyayı bile kazanamadık. Bari onu başaraydık. O da olmadı. Mülkün sahibi esirgemedi ama, bizim açgözlülüğümüz kendi sonumuzu ve mahrumiyetimizi hazırladı. Böyle mi olmalıydı? Yazık ettik, hem de çok yazık...

Bu asrın ve geçmiş asırların iç yüzü budur. Çok saklanan bir yemek sonunda ekşir. Haram mal, başkasının hakkıdır. Durur mu kirli mal; ya ateş, ya su, ya da bir kriz gelir götürür. Başkasına yar olmayan, sana yar olur mu?

Bu asır bizi bize ve kendimize yabancı etti. Ne etti ise bize bu asır, yaman etti. Bu asır bize, bilmediğimiz daha neler neler etti. Ruhumuzu çaldı, fakrımızı aldı.

Şimdi onu geri alma zamanıdır. Sesine, nağmelerine dikkat et de, bırak şu leş kargalarıyla arkadaşlığı, yoldaşlığı. Seviyene uygun dostlar bul. Cins, cinsine çeker. Sen de ne cinsten olduğunu bil de, aşağı dallara yuva kurma. Unutma kartallar yüksekten uçar, kargalar değil. Kartallar yükseklere konar. Çöplükte eşelenmeyi bırak, kendini tavuk zannetmeyi bırak, kanatlarını kullan. Kargalara değil, meleklere yoldaş ol. Fakr kanadını aç, Rabbinin o engin semasında uç. Kılıç gibi keskinleştir kendini, sonra da kaderin kucağına atıl.

Hedefini, gayesini bilmediği için gönlünde değişim zevklerini kaybetmiş, ölüp gitmişlerden olma. İdeallerini çaldırma.

Hz. Muhammed Mustafa’nın (asm) emellerinin nurundan bizi mahrum etme ey kardeş. Aradığın ateş, ruhunda, imanında gizli. Fakr ile uyandır. Yan alev alev. Yan ki, yeni bir dünya doğsun, yeni bir hayat çıksın eskinin küllerinden, simurg gibi.

Ey nefsim, ey genç kardeşim!

Fakr insanı, malının kölesi değil sahibi yapar. Fakr ile yaşayan zengindir. Ve böyle bir asırda, Allah’ı (cc) kalbinden çıkarmayan zengin, ne mübarek insandır. Gerçek fakr erbabıdır.

Helâl lokma yemenin mânâsını idrak edemeyen bir toplumda yaşamak, mü'min için bir vebaldir. Ağır bir imtihandır. Ayağını sağlam bas. Arkadan gelenler omuzuna basacak. Ona göre. Fakr silkiniş, fakr uyanış ve diriliştir. Ölüm erişmeden, ecel yetişmeden önce, hicret etmeye bak. Cimrilikten cömertliğe, israftan iktisada, berekete. Durgun su kokar, tembellikten gayrete, harekete hicret. Sen, Allah’ın emrinden dışarı çıkmazsan, senin hükmünden, senin sözünden de kimse dışarı çıkmaz. Yoksa bırak nefsini, eşyaya bile sözün geçmez, dinletemezsin. Öyle bir Şâh’a kul ol ki, kapısında cümle sultanlar gedadır, dilencidir. Kul ol ki, kölelikten kurtulasın.

Hayatın içinde gizli ışığı görmektir fakr. Bunu açıkça görmek istiyorsan kalbinin derinliklerine in, orada bulabilirsin.

Şimdi fakr ile donanıp, Hakk ile boyanma zamanıdır. Yaradılışın içine dalmak ve kâinatı okumak zamanıdır. Kalbindeki ateşi, enerjiyi çıkar, sal cihana, bir nefes gibi sal ki, fakr konuşsun: “Cihanda kimse kimseye muhtaç olmasın, Hakk’ın keremi ve hazinesi sonsuzken, kul kula muhtaç olmasın.”

Fakr, hayata şereftir ve hayata renktir.

Ey nefsim, ey genç kardeşim!

Böyle sönük, şevksiz ve renksiz bir hayat bize yakışmaz. Fakr kaybedileli beri her kapı çalınır, herkesten her şey istenir ve dilenilir oldu. İzzet ve şeref ayaklar altına düşüp çiğnendikten sonra, sahte yücelik, bırak cücelerin olsun. Aziz olan Allah’tan, diri bir gönül isteme zamanıdır.

O zaman göreceksin konuştuğunu, sadece kuşların değil, havanın, suyun ve çiçeğin de. Kâinatın içine dal, insanların arasına dal, ama fakr ile, izzet ile, tam zamanıdır.

Peşindeki gölgeye dikkat… Gölge mi nedir? Nefistir seni yolda koyan; şeytandır sana ayak bağı olan. Bir nefes olsun içine sokma, ‘Hu,’ ‘Lâ ilâhe illâ hu’dan başkasını. ‘İllâ hu, illâ hu.’ İllâ O… Yürü, yürü, yolun açık olsun güzelim. Güzel kardeşim benim. Sende ümitvar. Sende ümidimiz var. Bekliyoruz yıllardır. Gel artık. “Gel, yollar seninle genişleyecek.”

Son sözümüz; Allah deriz, biz gideriz… Fakra doğru, dosta doğru.

Allah dost, gerisi post…

***

Yazımızı fakr sultanı Hz. Ebubekir’den bir hatıra ile bitirelim:

Ebubekir-i Sıddık (ra) varını yoğunu Allah yolunda sarfetmiş ve özellikle hicret sırasında harcanan malları, o zor yıllarda Müslümanlara güç vermişti. Onu, cennet köşesi sayılan Resulûllah’ın mescidinde otururken görüyoruz. Sırtında aba mahiyetinde bir hırkası var. Mekke’nin en asil ve zengin insanı sayılan Hz. Ebubekir, bu hırkayı sedir ağacının dikenleriyle tutturmuş, eliyle sağını solunu kapatmaya çalışıyor.

O esnada Cebrail Aleyhisselâm geliyor ve Efendimiz’e (asm) şöyle buyuruyor:

“Yâ Resulâllah! Allah (cc), Ebubekir’e selâm ediyor ve diyor ki; ‘Ben onun kulluğundan razıyım; o da benim Rablığımdan razı mıdır?’”

Efendimiz, bu sözleri Hz. Ebubekir’e ulaştırdığında, o büyük insan, yerin dibine geçip âdeta ölecek gibi oluyor. Güçlükle söyleyebiliyor şu sözleri:

“Yâ Resulâllah, ben kimim ki Rabbimden razı olmayayım? Benim için takdir ettiği şeylerden nasıl hoşnut olmam ki?”

Evet onlar, er geç ellerinden çıkacak olan şeyleri Allah yolunda harcadılar. Fakat hiçbir zaman ellerinden çıkmayacak olan hazineleri kazandılar.

24.01.2009

E-Posta: sgunduzalp@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (17.01.2009) - Ümit, ümit; hep ümit!

  (10.01.2009) - “İnsanlık öldüyse, mezarı Filistin olsun”

  (03.01.2009) - Ah Hüseyin, ah Kerbelâ...

  (27.12.2008) - “Allah'tan ümidinizi kesmeyin”

  (20.12.2008) - Şeytanın hilesi varsa mü’minin de tövbesi var

  (13.12.2008) - Gençlik tutulmaz elle, geçirme boş emelle

  (06.12.2008) - Acısıyla tatlısıyla bayram anıları

  (29.11.2008) - Güneş soğuk, sen sıcaksın

  (22.11.2008) - Bak, şimdi daha güzelsin!

  (15.11.2008) - Sessizlikte gizli binbir güzellik

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır