"Gerçekten" haber verir 18 Ocak 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Recep TAŞCI

İki ateş arasında



Merhabalar... Bundan böyle her Pazar, ekonomi ile ilgili konuları sizlerle paylaşacağız. Birinci ilkemiz; ekonomi gibi teknik ve karmaşık bir alanda herkesin anlayabileceği basit bir dil kullanmak, ikincisi ise hiçbir çıkar grubuna hizmet etmeksizin, tarafsız bir şekilde olayları yorumlamaktır. Bakalım bu iki ilkemizi ne ölçüde uygulayabileceğiz? Buna siz değerli Yeni Asya okuyucularımız karar verecektir. Hadi bakalım buyrun...

Bugünkü ilk yazımızın konusu güncel olduğu için IMF olarak seçtik. Geçen hafta bayan Rachel van Elkan başkanlığındaki IMF heyeti ülkemize geldi ve resmî görüşmelere başladı. Görüşmeler başarılı geçerse adına stand-by denilen ve bugüne kadar 19 defa imzalanan, 20. anlaşma yürürlüğe girecek. Görüşmelerde esas itibariyle; bütçe, kamu harcamaları, büyüme hedefi, kredinin tutarı ve kullandırılma şekli gibi konulara ağırlık verilecek.

Önce şu hususu hatırlatalım. Açılımı Uluslararası Para Fonu olan IMF; ülkemizde ve dünyada pek sevilen bir örgüt değildir. IMF kredi açar, ama kredi açtığı ülkeye kendi programını empoze eder. Programın temeli pek çok ayrıntıyı ve lâf kalabalığını bir yana bırakırsak, “Gelirinizi arttırın, harcamalarınızı kısın” esasına dayanır. Bunun anlamı ise, vergi artışı, zam ve istihdamın daralması demektir. IMF her zaman alacağını garanti altına almayı hedefler. Bunu yaparken ülkenin malî politikalarına müdahalede ölçüyü kaçırdığı da olur. Bu yüzden muhalefet, sendikalar, sivil toplum kuruluşları hatta iktidarın bizzat kendisi IMF’ye cephe alır.

Her ne kadar verdiği borç öyle yüksek meblâğlar ihtiva etmiyor ise de önemli olan piyasalara mesaj vermesidir. IMF ile anlaşan bir ülke, uluslar arası piyasalarda daha rahat kaynak bulabilir.

Tabiî her ülkenin IMF ile anlaşması gibi bir zorunluluğu yoktur. Ekonomisi güçlü bir ülke IMF’siz de borç bulabilir. Bu bağlamda, Türkiye de borçlarını IMF’siz çevirebileceğini düşünerek Mayıs ayından bugüne kadar efelenmiş, “Ümüğümüzü sıktırmayız” demişti. Altı yıl boyunca ekonomideki makro göstergelerin başarısıyla övünen iktidar, sonunda IMF’yi çağırmak zorunda kalmıştır. Hani borçlarımızı rahatlıkla çevirebiliyor, borçların gayrisafi millî hasılaya oranı gittikçe düşüyor ve sorun olmaktan çıkıyordu? Hani Merkez Bankası kasasında 80 milyar dolar rezervimiz vardı? Hani carî açık önemli değildi?

Bu hanileri uzatırsak söyleyeceklerimiz yarım kalacağından burada biraz soluklanalım.

Esasında, kriz zamanı uygulanması gereken politikalar IMF programı ile taban tabana zıttır. Nitekim, gelişmiş ülkeler krizden çıkmak için; vergi indirimi, teşvik, alt yapı harcamaları, tüketicilere destek gibi piyasaları canlandıracak tedbirlere başvurmaktadırlar. Oysa bütün bunlar “Geliri arttırın, gideri kısın” şeklinde yukarıda özetlediğimiz IMF programı ile çelişmektedir. İşte Türkiye IMF ile anlaşabilmek için gelişmiş ülkelerin tam tersi bir yol izlemek zorunda kalmıştır.

Bir yanda para bulmak için IMF ile anlaşma zorunluluğu, bir yanda ise teğetten öte merkeze ulaşan ve reel sektörün canına okuyan bir kriz karşısında yapılması gerekenler. İki ateş arasında kalmış bir ekonomi... Tabiî para ağır basacağından tercih IMF olacaktır. Muhtemelen bu ay içinde 20. anlaşma imzalanacak. Kâhin değiliz, ama eğer bu anlaşma olmasaydı dolar 2 TL’yi aşar, borsa yerlerde sürünür, faiz yükselir, dış kaynak bulma maliyeti artardı.

Döviz gelir gider dengesini kuramadığınız, malî disipline uymadığınız, ürettiğinizden çok tükettiğiniz ve bütçeniz sürekli açık verdiği sürece bu böyle devam eder, daha nice IMF heyetleri gider gelir. İki yakamızı bir araya getirmemiz için bir başkasının zorlamasına meydan vermemeliyiz. Bakınız Merkez Bankası başkanı bir TV kanalının canlı yayınında neyi itiraf etmiş: "Malî disiplini sağlamak için IMF ile anlaşmak gerekir.” Bunun tercümesi şudur; biz gelirimizi ve harcamalarımızı kontrol etmekten aciziz, bir başkasının yönetimine ihtiyacımız var. Başkana kızmayalım, adam bir gerçeği dile getirmiş... Yıllardır izlenen malî ve ekonomik politikalar bu tesbiti doğrulamaktadır. Bu yalnızca ülkeyi yönetenler için geçerli değildir. Pek çoğumuz birey olarak da ayağımızı yorganımıza göre uzatmayarak gelirimiz üzerinde bir standart tutturmuş gidiyoruz. Kredi kartlarında görünen tablo bunun en güzel örneğidir.

Öyleyse har vurup harman savurmayı bırakıp başkalarının parasıyla sefa sürmekten vazgeçelim. Yoksa dünyada, en yüksek faizle borçlanan ülkeler arasında sayılmaktan kurtulamayız.

18.01.2009

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır