Üstadımıza mahkemelerde soruyorlar: “Sizler tarikatçı mısınız?” diye. “Hayır” diyor, izah ediyor. Yine soruyorlar: “Sizler bir cemiyet misiniz?” diye. “Hayır, bizler cemiyet değiliz...” diyor. Yine soruyorlar: “Asayişi ihlal edebilirsiniz” diye; yine “Hayır” diyor, “Bizler menfi değil, müspet hareket ederiz” diyor.
Hatta meşru olan hediyeyi bile kabul etmediği, yarım ekmek ile hayatını idame ettiği ortadayken; ne yiyip içtiğini, nasıl geçindiğini soruyorlar, ona da yine cevap veriyor. Bütün bunlardan size ne demiyor.
Daha farklı sorular da soruyorlar, hatta iftira ediyorlar; yine tek tek cevap veriyor. Bütün bunlarla, hizmetinin üzerinde en ufak bir leke, insanların üzerinde en ufak bir korku olmasın; insanlar korkup veya yanlış anlayıp Risale-i Nur’dan uzak durmasın istiyor.
Zulmün zirvede olduğu yıllarda siyasî bir mücadeleye ve kavgaya girmiyor ancak zulme de boyun eğmiyor. Hem mazlumu korumaya çalışıyor hem de iman ve Kur’ân davasının önceliğini koruyor. Mazlumları korumaya çalışırken de mazlumları felaketlerin içine atanların yanında durmuyor, onlarla beraber görüntü vermiyor.
Çoğu avam olan millete görüntüyü net vermezsen seni başkalarıyla karıştırır. “Ben kendimi biliyorum, millet ne düşünürse düşünsün beni ilgilendirmez” diyemezsin. Dersen, mes’ul olduğun tebliğ ve daveti yapamazsın.
Üstadımıza baksan Risale-i Nur, Risale-i Nur’a baksan Üstadımız görünür. Farzımuhal, Üstadımız o çileli yola girmeyip Mustafa Kemal’in bazı tekliflerini kabul etseydi Risale-i Nur insanlara tesir eder miydi?
Bugün de insanlar Risale-i Nur’u, onu temsil etmesi gerekenler üzerinden görürler. Temsil etmesi gerekenlerin çoğu “siyasal İslamcıların” ve “siyasetli cemaatlerin” peşinden gidiyorsa, onları destekliyor, onlarla beraber görüntü veriyorsa insanların Risale-i Nur’a bakışı menfî olmaz mı?
Son yıllarda büyük bir kesim Nurculara ya iktidarın koltuk değneği olarak bakıyor ya da “Fetö’cü” deyip hakaret ediyor. Bunun etkisinde kalanlar Risale-i Nur’dan uzak durmazlar mı?
Kişilerin şahsî günah ve yanlışları bizleri ilgilendirmediği gibi cemaatlerin yanlışları da bizleri pek ilgilendirmez. Ancak bunun ötesinde, eğer bazı kişilerin ve cemaatlerin yaptığı yanlışlar kendi hizmetlerimize, Risale-i Nur’a zararı dokunuyorsa mecburen onların yaptıkları yanlışların üzerinde durmak gerekir.
Bundan dolayı, Risale-i Nur’a zararları dokunduğu için Gülen yapılanmasının üzerinde durulması gerekir. Bu meselenin üzerinde durulmazsa bu durum Risale-i Nur’a, Üstadımıza ve onun hizmet metoduna ihanet olur. Suça bulaşmış bir yapılanma dibe doğru batarken Risale-i Nur’u da aşağıya doğru çekmesini kabul edemeyiz.
Risale-i Nur’un yeri; servetin ve devletin peşinden giden “siyasal İslamcıların” ve “siyasetli cemaatlerin” yanı değildir. Risale-i Nur’un yeri, aşağıda Üstadımızın belirttiği yerdir:
“Kardeşlerim, kalbime ihtar edildi ki; nasıl ki Mesnevî-i Şerif, şems-i Kur’ân’dan tezahür eden yedi hakikatten bir hakikatin aynası olmuş, kudsî bir şerafet almış; Mevlevîlerden başka daha çok ehl-i kalbin layemut bir mürşidi olmuş. Öyle de Risale-i Nur, şems-i Kur’âniyenin ziyasındaki elvan-ı seb’ayı ve o güneşteki renk renk, çeşit çeşit yedi nuru birden aynasında temessül ettirdiğinden —inşallah— yedi cihetle şerif ve kudsî ve yedi Mesnevî kadar ehl-i hakikate baki bir rehber ve bir mürşid olacak.” (28. Lem’a). “Risale-i Nur, bu asrı ve gelecek asırları tenvir edecek olan bir mucize-i Kur’âniyedir.”