Bazılarının, İslâm'dan bahsettiğini, Kur’ân okuduğunu görünce tedirgin oluyorsun. Toplumun çoğu da tedirgin oluyor.
Çünkü, İslâm hayata geçirmek için konuşulur, Kur’ân yanlışlardan kurtulmak için okunur; yanlışların üzerini örtmek için değildir. Kur’ân, kişiyi ve toplumu doğruya götürmek için okunur, toplumu yanıltmak için okunmaz.
İslâm'dan bahsetmek, Kur’ân okumak önemlidir. Zor olan, Kur’ân'da geçen adaleti, doğruluğu ve iyiliği hayata geçirmektir. Bunun zor olduğunu anlarız; fakat Kur’ân okuyup da tam tersini yapanları anlamak zordur.
Yine, Hz. Ömer'i (ra) konuşmak kolaydır; zor olan, Hz. Ömer gibi yaşamaktır. Hz. Ömer gibi yaşamanın zor olduğunu anlarız; fakat Hz. Ömer'i konuşup tam tersini yaşamanın izahı yoktur.
Anlatılan İslâm, okunan Kur’ân yaşanılırsa topluma etki eder. Yoksa yüz binlerce imam, hoca, ilâhiyatçı, sivil toplum kuruluşu ve İslâm'ı konuşan idarecilere rağmen adaletsizlik, yolsuzluk, ahlâkî çürüme toplumda artarak devam eder.
Bundan dolayı eski Diyanet İşleri Başkanı, okullarda din derslerine olan rağbetin çok azaldığını söylüyor. Bunun sebebi, konuşulan İslâm ile yaşanılan hayatın çok farklı olması ve dinin toplum üzerindeki tesirinin azalmasıdır.
Hâlbuki dindar; hasbidir, samimidir, ihlâslıdır. Konuştukları ile yaşadıkları birbirine yakındır. Önceliği emr-i İlâhî ve rıza-yı İlâhîdir. Hakikati nefsine tercih eder. Bunlar, insanların sırtına yük olmaya değil, sırtlarındaki yükü almaya çalışır.
Dinde samimiyet olmasa, menfaat ve siyaset öne çıkar; din kullanılır bir araç hâline getirilir. Konuşulanlar ile yaşanılanlar farklı olursa eller kirlenmeye başlar. Peygamberin (asm) fakirliğinden bahsedilir, fakat fakirlerin sırtına binerek zengin olunur.
Geçmişte büyük bir âlim, bir şeyler almak için bir dükkâna girdiğinde, onu tanıyan, dükkân sahibine, "Bu büyük âlim falancadır, ona alacağını ucuza ver." der. Bunu duyan âlim zat, "Ben buraya paramla alışverişe geldim, dinimle değil." der. Evet, dünyalık için din tüccarı olmamak gerekir.
Bundan dolayı Kur’ân okuyan, dinden imandan bahseden bazılarını görünce tedirgin oluyorsun. Yedi sülalesine yetecek malı götürenlerin sabır dersi vermesinden, haram yiyenin, yetim hakkından ve Allah korkusundan bahsetmesinden rahatsız oluyorsun.
Menfaati için, yapılan yanlışları örtmek için dinden bahsedenler, sorgulamayan toplumlarda taraftar toplasa da bunları gören birçok kişi ise, "Din buysa..." diyerek dinden uzaklaşmakta. Bunun nasıl bir cinayet olduğunu ise maalesef çok kimse görmüyor.
İslâmî kesime güvenin azaldığı bu zamanda, milyonlarca insana, Risale-i Nur'a her açıdan güvenebileceklerini, Üstadımızın istiğna mesleğini ve müspet hizmet hareketini anlatmak gerekir. Bu ise başta "siyasal İslâmcılar"dan ve "siyasetli cemaatler"den uzak durmakla mümkün olur.
Çünkü İslâmî kesime güvenin azalmasına sebep olanların yanında durarak, sürekli onların yanında görüntü vererek, kendi hak davanı anlatamazsın. Anlatmaya çalışsan da sana inanan olmaz.
Milletin çoğu avamdır, verilen görüntü net olmasa hakikati göremez. Bir süre sonra seni de, senin okuduğun eserleri de onlar gibi görür, onlarla irtibatlandırır. Uhrevî bir hakikati, onlar gibi dünyalıklar peşinde zannederler.
Bu zamanda, kendilerini sahili selamete çıkaracak, güvenilir bir gemi bulamadıkları için milyonlarca insan, imanlarını, ahlâklarını kaybediyor. Hem de, sahil-i selâmete çıkaracak gemiyi gösterecek olanların çoğunun, üzerlerine vazife olmayan işlerle uğraştıkları için.