Bir ilahiyat profesörü “Allah benim kiminle evleneceğimi bilmez. Bunu söyleyen ben değilim, bunu söyleyen Allah’tır. Sonucu önceden belli olan imtihan olur mu?” demiş.
İlahiyat profesörü böyle olursa, bu millet ne yapsın! Hâlbuki kadere iman, imanın esaslarındandır. Kader ve Allah’ın her şeyi bildiği ile alâkalı onlarca ayet vardır. Bir Müslümanın, kaderi izah edemese de kadere iman etmesi şarttır.
Allah, Kur’ân’da “Yaratan bilmez mi?” diyor; bunlar ise bilmez diyor. Senin kiminle evleneceğini bilmeyen Allah, o zaman seninle ve çocuklarınla alâkalı sayısız meseleyi de bilmiyor demektir! Bunlar, Yaratıcı’yı yaratılmışlarla kıyaslıyorlar.
Bu meseleyi hakkıyla izah eden Risale-i Nur’dan istifade edilmese, kader ve insanın iradesinin birlikte izahı zordur. Bunun dışında kalanlar maalesef çoğu zaman işin içinden çıkamamakta ve mesele, itikada zarar verecek bir noktaya varmaktadır.
Kader, geçmişten geleceğe, olmuş ve olacak her şeyin Allah’ın ezelî ilmiyle önceden yazılmış olmasıdır. Bu yazılan kaderin içinde insanla alakalı her şey vardır. Yani insanın tercihleri, yaptıkları, hatta Cennetlik veya Cehennemlik olması dahi yazılmıştır.
Soruların çoğu ise buradan gelmektedir. İnsanla alakalı bu kader, insanın iradesini ve sorumluluğunu ortadan kaldırmaz mı? Bir kişinin kaderi Cehennemlik olarak yazılmışsa, o kişinin bunda suçu nedir? Her şey önceden yazılmışsa, insanın çalışması, ibadeti ve dua etmesi veya etmemesi neyi değiştirir? gibi sorular sorulmaktadır.
Öncelikle kâinattaki bütün ilimler, hikmetler, sanatlar, tasarruflar, kitaplara dökülen bilgiler; ilim ve kaderin varlığını göstermektedir. Kader ise iki kısımdan oluşmaktadır. Birincisi cebrî kaderdir, bu kaderde Allah yazmıştır ve yazdığını yaratmaktadır.
Diğer kısım kader ise irade ve sorumluluk taşıyanların kaderidir ki bunu da yazan yine Allah’tır. Fakat Allah yazdığı için insan tercih etmiyor; tam tersine, insanın neyi tercih edeceğini zamandan ve mekândan münezzeh olan Allah ezelden gördüğü ve bildiği için yazmıştır.
İnsanın her şeyinin yazıldığı bu kader, insanın iradesini ortadan kaldırmaz. Yani kaderde yazıldığı için insan zoraki tercih ediyor ve Cehenneme gidiyor değildir. Tam tersine, insan iradesini kullanarak Cehenneme gittiği için yazılmıştır.
Yoksa bu, Allah’ın adaletine sığmazdı. Hem insanın tercihinde kaderden gelen bir zorlama olsaydı, insan bunu vicdanında ve fiilen hissederdi. İnsanın iradesi elinden alınmış olsaydı, Kur’ân’da yüzlerce yerde geçen “yapın” veya “yapmayın” şeklindeki emirler de olmazdı.
Diğer taraftan, insanın geleceğini bilmeyen, geleceği göremeyen, zaman ve mekâna bağlı bir yaratıcının olması mümkün değildir. Hem de öncesinde bir plan olmadan bir evin yapılması bile mümkün değilken, ilim ve kader olmadan kâinatın yaratılması mümkün olabilir miydi?
İnsanın tercihlerinin yazıldığı kader ilme bakar. Bu ilim ise maluma, yani Allah’ın olacak olanı önceden görmesine dayanır. Burada kudret tecelli edip insanın iradesini zorlamaz. Bu durum, insanların Güneş’in ne zaman tutulacağını önceden bilip yazmasına benzer. Burada Güneş’in tutulması, insanlar yazdığı için olmuyor. Güneş’in tutulacağını insanlar önceden bildiği için yazmışlardır.