Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 11 Ocak 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Ali FERŞADOĞLU

Zamanımız ispatı zarûrî kılıyor



Eski metot ve eserlerle günümüz inkârcılarıyla mücadele etmek zor. Çünkü;

- Şimdi materyalizm, sekülarizm, ateizm dahil tüm “izm”lerden müteşekkil dehşetli inkârcı, tahribatçı zındıka hücumu; onların zamanında iman esaslarını sarsmıyordu.

- Bugün, sosyal ve fen ilimleri, teknolojinin de zirvelere ulaşmasıyla müthiş bir ivme kazanmış. Dolayısıyla eski devirlerin ilmî doneleri bu zamanın insanının zihnini doyuracak çapta değil. Eskiden ilmî malzemeler hem azdı, hem de çok geç elde edilirdi. Oysa, bu zamanda kitle iletişim vasıtalarıyla müthiş bir bilgi bombardımanı vardır.

- Zamanımızda his ve zevkin coşkunlukları, aklın düsturlarını, fikrin mizanlarını çok dinlemiyor ve uymuyor.

- Günümüz şartları, artık yalnız aklın ayağı ve nazarıyla ders vermenin kifayet etmeyeceğini veya evliyâ gibi, yalnız kalbin keşf ve zevkiyle hareket edilemeyeceğini gösteriyor. Ancak, akıl ve kalbin birlikteliği, kaynaşması; ruh ve sâir latifelerin yardımı ayağıyla hâreket ederek evc-i âlâ denen en yüksek mertebeye uçmak gerekir. Meselâ, kağnı, at arabası veya buharlı tren zamanında yapılan tefsirler, yorumlar, açıklamalar; anlatım tarzı ve tatmin yolları; inkâr edenlere verilen cevaplar o devrin zekâ ve teknolojik seviyesine göre idi. Bugünün insanlarını doyuramaz. Bugünkü ilmî birikim, teknolojik seviye son derece mesafe katetmiş. Dolayısıyla kesin ilmî delillere, hüccetlere, bürhanlara dayanan atom bombası veya nükleer enerji kuvvetinde bir yoruma ihtiyaç vardır.

Ayrıca insan, sadece kalpten ibâret değil. Başta akıl, vicdan olmak üzere, sâir duygu ve lâtifelerinin de doyması gerekmektedir.

Eski zamanda, imân esasları mahfuzdu, teslim kuvvetli idi. Teferruâtta, âriflerin mârifetleri (bilgileri) delilsiz de olsa, beyânatları makbul idi. Fakat, şu zamanda dalâlet-i fenniye elini esâsâta ve erkâna uzatmış olduğundan, her derde layık devâ1 ve bürhanlara dayanmak zarûret arzetmektedir.

Her mevsimde, rağbet edilen bir mal, bir nesne bulunur. Kışın yünlü, kalın, yazın ince, beyaz renkte elbiseler revaçtadır. Bugünkü âlem çarşısı, yâni, sosyal hayatında da, “siyaset metâı, dünya hayatının temini, şaşaası, lüksü ve felsefe” gibi üç önemli mesele hükümranlık sürdürüp akıl ve zihinleri meşgul etmektedir.

Her devrin mesaisine o devrin ihtiyaçları yön verir. Bugünün insanı da dünün metoduyla ve çalışma tekniğiyle değil, fakat malzemesini dünden alarak ve yaşadığı devrin ihtiyaçlarına göre çalışmalar yaparak mesaisini sürdürmek2 zorunda.

İmân esaslarının inkâr edilip, ateizmin hüküm sürdüğü, yabancı âdetlerin Müslüman toplumları istilâ ettiği; bid’aların çoğalıp her yere girdiği; dalâletin tahribatının şiddetlendiği3 dehşetli bir zaman diliminde yaşıyoruz. Pozitivist-tabiatperest ve sair felsefî akımlar; doğrudan doğruya din, imân ve ibâdetlere saldırarak; maddenin ezelî olduğunu kabul etmekle (ve etmeye çabalamakla), Allah’ın yaratıcılığını, dolayısıyla ulûhiyet fikrini temelden reddetmekte4 ve doğrudan doğruya imânın köklerine, erkânına şiddetli ve cemaatli bir sûrette taarruz etmektedir. Çok deliller ve parlak bürhanlar ile, îmânın ispatına ve tahkîkine ve muhâfazasına ve şübehâttan kurtulmasına (aklî, ilmî-fennî ispat ile) hizmet etmek gerekmektedir.

Ayrıca, şüphelerin ve Kur’ân’ın dehşetli darbelerinden intikam besleyen muannid Yahudîlerin ve mağrur bir kısım Hıristiyanların hücumlarını def edip mukâbele eden her asırda Kur’ân’ın pekçok kahramanları ve mânevî kaleleri vardı. Bugün, felsefecilerin, birikimlerini kitle iletişim vasıtalarıyla yol bularak yaygınlaştırması; müdâfîlerin yüzden iki üçe inmiş ispat ihtiyacını yüze çıkarmış.5 Dolayısıyla son derece aklî ve ilmî ispata ihtiyaç vardır.

Eğer dalâlet cehâletten gelse, izâlesi kolaydır. Fakat, dalâlet fenden ve ilimden gelse, izâlesi gerçekten zordur. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan, ancak binden biri dinî bilgilerle aydınlatılarak yola gelebilirdi. Çünkü öyleler kendilerini beğeniyorlar, hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar.6

Dipnotlar: 1- Mektûbât, s. 351.; 2- Ali Yıldırım, Hadis II, İzmir, 1992, s. 116.; 3- Sözler, s. 442.; 4- Şerafettin Gölcük, Süleyman Toprak, Kelâm, Konya, 1998, s. 120.; 5- Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, s. 95.; 6- Mektûbât, s. 27.

11.01.2007

E-Posta: [email protected] [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (10.01.2007) - Tebliğ ve irşadın metotları

  (09.01.2007) - Tebliğ ve irşatta ispat metodu

  (06.01.2007) - Kalp, inanmaya mecbur eder

  (05.01.2007) - Gerçek zevk, lezzet ve mutluluk yolu: İman

  (04.01.2007) - Hayvan hakları

  (03.01.2007) - Hayvanlar kesilirken acı duymaz!

  (02.01.2007) - İnsanlara daha çok acımalı!

  (30.12.2006) - Kurban kesmeyi tartışmayalım kurban!

  (29.12.2006) - Rabbimizi Esmâ pencerelerinden tanımak

  (28.12.2006) - Sağlıklı, müreffeh toplum imanla oluşur

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004