Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 21 Nisan 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

S. Bahattin YAŞAR

Olumlulamalar



Her bir şey birer ders niteliğinde

İkindi saatinde, iş yerinden ayrılırken, ikindi namazımı da kılayım ondan sonra şehirdeki işlerimi yapayım dedim.

Tabi insan bütün tercihlerinde ya vicdandan veya nefsinden gelen sinyallerle bir karar süreci yaşıyor. Benim için de öyle oldu. İçimden gelen bir ses, ‘Hemen ikindi namazının farzını kıl ve şehirdeki işlerini yetiştir.’ diye beni etkiledi.

Öyle yaptım ben de. Ama yine içimden gelen bir başka ses de, ‘Amma yaptın ha! Sanki dört rekât sünneti de kılsaydın, çok zaman kaybedecektin.’ dedi. Bu sesin doğru olduğuna diğer duyu organlarım da kanaat getirdi.

Neyse oldu bir kere. Namazın farzını kıldım ve aracımla şehre doğru yol alıyorum. Üç, dört kilometre yol aldıktan sonra, beklediğim başıma geliyordu. Araç sağa doğru çekmeye başladı. Durumun anlaşıldığına göre lastik patlamıştı. Çektim aracı kenara ve aynen öyle idi.

Bizim lastik, çok üzgün bir şekilde, ‘şehirdeki yapılacak işlerden daha önemli işlerin’ varlığını hissettiriyordu.

Önce biraz, ‘Nereden çıktı bu iş sorgulaması ve homurdanmasıyla birlikte durum hemen kendini hissettirdi. İkindi namazının,—yetişecek işler sebebiyle—kılınmayan sünneti, ‘böyle yapmamalıydın’ mesajı vermekte idi.

…Ve öyle oldu. Beş dakikayı ayırmadığımız ikindi namazının sünneti, 45 dakikalık bir cezalandırmayı beraberinde getirmişti.

Bu benim için okunaklı bir ders oldu ki, ondan sonraki ikindi namazlarında, ne zaman içimdeki ses, ‘ikindi namazını ertele ya da kılma dediğinde’, öteki ses hemen ona karşılık vermekte ve; ‘halen ders almadın mı?’ demekte.

Hasılı içimdeki seslerin arasında kaldığımda, artık namazın yanında yer alır bir tavır içerisinde bulunuyorum.

Çiçekler çirkin tanımlamaları hak etmiyor

Halk arasında öyle yanlış tanımlamalar yapılıyor ki, meselâ çok güzel ve çok da yaygın olan bir çiçeğe, onun hiç de hak etmediği çok çirkin bir tanımlama yapmışlar. İnsanlar kendi yanlış ve bozuk algıları neticesinde çevresindeki harikalıkları çok adiyattan telâkki ederek; o kendi içinde de, tabiat açısından da anlamlı ve güzel olan varlıkları anlamsızlaştırmaya çalışıyorlar. Oysa ki onlarda bir anlamsızlaşma olmayacağı gibi, insanın bakış açısının kirlenmesinden başka bir netice ortaya çıkmayacaktır.

İnsanlar, kokusu kendilerine çok iyi gelmeyen bir çiçeğe, benzettikleri kokulara uygun tanımlama yapıyorlar. Oysa ki onlardaki pek çok hikmetini bilmediğimiz renk, koku veya tat gibi unsurları olumlulamak insana yakışmaktadır. Belki de kokusu, tadı veya rengi onun silâhı olarak düşünmek daha doğru. Yani gülün dikeni gibi. Toplumun böyle olumsuz bir algısı ve tanımlaması varsa da buna katılmak zorunda değiliz.

Çiçekler çirkin tanımlamaları hak etmez. Güzel tanımlamalar tarif için yapılabilir, ama çirkin tanımlamalar çiçeğin hukukuna müdahaledir.

Aynı yaklaşımı bir takım böcekler için de kullananlar var. İnsanların, hayvanların oluşturduğu veya tabiatta oluşan pislikleri temizleyen böceklere karşı, ‘pislik böceği’ gibi, hiç hoş kaçmayan tanımlama yapılıyor. Oysaki aynı böceğe ‘kuddüs böceği’ desek, ‘temizlik böceği’ desek olumlulama çalışması yapmış olmaktayız.

Ayrıca yine bazı çiçeklere belli kimselerin adlarını vererek, onları o adlarla tanımlamak pek de doğru olmamaktadır. Varlıklara bir ad vermek gerekiyorsa, o varlıkların yaratıcısının ona yüklediği anlamı çağrıştıran bir ad vermek daha doğru olacaktır.

İsimlendirme anlamlı ve olumlu olmalı

Aynı konuyu dağlar, taşlar veya mekân isimleri için de düşünmek mümkündür. Bediüzzaman Hazretleri böyle durumlarda duruma müdahale eder ve kendi tanımlamasını ortaya koymaktadır. Bunun çokça örneklerini bulmak mümkündür.

Nitekim Bediüzzaman Gaziantep sınırları içinde bulunan ‘Gâvur Dağı’ isimlendirmesini duyduğunda, buna müdahale eder ve; ‘Hayır, böyle isim olamaz. Bu dağ nur dağıdır.’ der ve o günlerden sonra bu dağ, Nur Dağı ismiyle maruf olur.

Bir başka örnekte de insan isimleriyle ilgilidir. Bediüzzaman kendisiyle ilk tanışmasında merhum Zübeyir Gündüzalp’in isminin Ziver olduğunu duyduğunda, bir kaç kez ısrarla ona Zübeyir diye isimlendirme yapar. Ve isim Zübeyir olarak kullanılır.

Nur talebelerinde de aynı hususiyeti bulmak mümkündür. Risâle-i Nur dâvâlarının avukatı merhum Bekir Berk, kendisindeki şeker hastalığından bahis açıldığında, o şeker hastalığına bakışı değiştirmiş ve o şeker değil, ‘şükür’ hastalığıdır diyerek, hastalık musibetine bakışın yumuşamasını ve ibadete dönüşümünü sağlamıştır.

Yine Bediüzzaman kertenkele hakkında, yanlış yorumlama içerisinde olarak onu öldüren talebesine, ‘Onun rızkını sen mi veriyorsun? Allah’ın her bir mahlûku Allah’ı (cc.) her bir hareket ve sesiyle tesbih eder’ diyerek, toplumda da var olan yanlış anlam yüklemelerine de engel oluyor.

Gördüklerimiz tercihlerimizdir

İnsana, güzeli görme meylinin nereden geldiği önemlidir. İnsan her şeye hangi gözle bakarsa, o şey öyledir. Onun için, hayat ve hayattakiler, kişinin bakış açısına göre anlam kazanıyor.

Gözlerini çirkinden, menfiden, olumsuzdan ziyade; güzele, müsbete, olumluya ayarlayan; güzeli, müsbeti ve olumluyu görecektir.

O güzeli, hasenatı görme meylini oluşturan ise, iman, duâ, şuur ve rızadır. Hasenatı yaratan, isteyen, iktiza eden Rahmet-i İlâhiyedir. İnsan bütün güzellikleri sadece, bakış açısı ayarı yaparak görebilmektedir.

Gördüklerimiz tercihlerimizdedir.

21.04.2007

E-Posta: syasar33@yahoo.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (14.04.2007) - Rüyalar âlemi

  (17.02.2007) - Gündemi yaşamak

  (10.02.2007) - Evet, kızım okumalıydı

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004