Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 29 Eylül 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

M. Latif SALİHOĞLU

Lâle devrine tellak darbesi (2)



Günün Tarihi 29 Eylül 1730

İhtilâlin diğer bazı sebepleri

Lâle Devrinde, devleti sarsan ve halkın belini büken çok büyük musibetler de yaşandı.

25 Mayıs 1719'da İzmit ve Karamürsel'i de içine alan büyük İstanbul depremi yaşandı. Depremin, yaklaşık üç dakika kadar sürdüğü ifade ediliyor.

Ayrıca, deprem yıkıcı ve büyük hasara yol açan yangınlar vuku buldu. Aynı sene içinde (21 Temmuz) koca Gedikpaşa semti küle döndü.

27 Temmuz 1929'daki büyük yangın ise, İstanbul'un sekizde birini kül etti.

İşte, bütün bu belâ ve musibetler de, mevcut iktidarın günah listesine ekleniyor ve belâların celbine onların sebebiyet verdiği propagandası yapılıyordu.

Halkın bir kesimi zenginleşirken, bir diğer kesimi ise alabildiğine fakirleşiyordu.

Ama, çok gariptir ki, "Fakir halk, zahire bulamıyor" diye de propaganda yapan isyancılar, ayaklanma sürecinde bir taraftan da zahire ambarlarını yaktırıyor ve kıtlığın daha fazla hissedilmesini temine çalışıyorlardı. Böylelikle, âlemin nazarında gerekçelerini kuvvetlendirmiş oluyorlardı. (Bu taktik, hemen bütün ihtilâlciler tarafından kullanılıyor. 12 Eylül Darbesini yapanların "ihtilâli olgunlaştırma"ya dair itiraflarını hatırlayın.)

Gelişmelerin seyri

Patrona Halil isyanı, Sultan III. Ahmed'in "İran seferi bahanesi"yle neredeyse iki aydır gidip kaldığı "Üsküdar askerî karargâhı"nda bulunduğu esnada başladı.

İsyan dalgasının bütün İstanbul'u etkisi altına aldığını gören padişah, gece karanlığında maiyetiyle birlikte gizlice Topkapı Sarayına döndü ve duruma vaziyet etmeye koyuldu.

Ancak, iş işten çıkmış ve öfkeli isyancıların önüne geçilmez bir hal almıştı.

Padişah, kendi sonunun da yaklaştığının farkındaydı. Fakat, o son bir ümitle, isyancılar tarafından kellesi istenenleri harcamayı düşündü.

Kellesi koparılmak istenenler listesinde tam tamına 37 isim vardı. Liste başında ise Sadrâzam Damat İbrahim Paşanın ismi yer alıyordu. Listenin içinde, ayrıca Kapdan–ı Derya ile Dahiliye Nazırı olan zatların isimleri de vardı.

Padişah, zorbalara boyun eğdi. Kellesi istenen zatları önce idam ettirdi, ardından da inandırmak için cesetlerini isyancıların toplandıkları Et Meydanına gönderdi.

Ne var ki, âsiler bununla da iktifa etmedi. Onlar, padişahın da tahttan çekilmesini istiyordu.

Bu maksatla, öküz arabasıyla kendilerine gönderilen Sadrâzam'ın cesedini bir beygir kuyruğuna bağlayarak Saray'a geri gönderdiler ve hemen ardından şu yaygarayı kopardılar: "Bu, katiyen Damat İbrahim Paşanın cesedi değildir. Padişah bizi kandırdı. Böyle yalancılık yapan, halkını aldatan birinin sultanlığı da, halifeliği de kabul edilemez. Derhal çekilsin, gitsin. İstemezüüük!..."

III. Ahmed, dizginlerin elinden çıktığını, tavizin tavizi celbettiğini her nasılsa anladı ve isyancılarla şöyle bir anlaşmanın yolunu tuttu: "Benim ve aile efradımın hayatına dokunulmaması şartıyla, tahttan ferâgat edebilirim" dedi.

Âsiler bu şartı kabul etti. III. Ahmed de, saltanatı kuzeni olan Şehzade I. Mahmud'a devrettiğini açıkladı.

Patrona'ya tuzak

Sultan III. Ahmed ile Damat İbrahim Paşanın devre dışı edilmesiyle, Lâle Devri de son bulmuş oldu.

İlk günlerde, kısmî bir sükûnet sağlanmış gibi göründü.

Bu arada, Partona Halil de Beylerbeyi makamına oturdu.

Ne var ki, bu şahıs yerinde rahat oturan biri değildi.

Liyakatı olmadığı halde, bir yüksek makamı işgal etmiş, aynı zamanda devletin, hükümenin her işine karışır bir vaziyet almıştı.

Kılık kıyafeti de pejmürde olan bu şahsın afra–tafrası, gün geldi artık çekilmez bir hal aldı. Vezir ile Sultan dahi ondan usanmaya başladı.

Baktılar ki, olacak gibi değil. Bir gece (15 Kasım 1730) ona ve has adamlarına tuzak kuruldu. Padişahın önemli bir hususta onlara danışmak istediği haberi gönderildi.

Adamlarıyla birlikte Topkapı Sarayına gelen Patrona, Revan Köşkü civarında ansızın derdest edilip topluca imha edildi.

Böylelikle, Lâle Devrinden bir–iki ay kadar sonra Patrona Halil İhtilâli de tarihe karışmış oldu.

Gündeme dair

Faşizm

Yeni açılan üniversitelerde, "baskı faşizmi" olanca

şiddetiyle devam ediyor.

Ortalık

Henüz tam metni dahi ortaya çıkmayan yeni anayasa üzerindeki tartışmalar

ortalığı toz–duman etti.

29.09.2007

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (28.09.2007) - Lâle devrine tellak darbesi (1)

  (27.09.2007) - Teknolojiye hücûm

  (26.09.2007) - 25 sene öncesinin anayasa meddahlığı

  (25.09.2007) - Bu yalanı kim yutar?

  (24.09.2007) - Adım adım gerilim

  (22.09.2007) - Güçlü şâir, yenilmez padişah

  (20.09.2007) - Alacakaranlıkta tahliye

  (19.09.2007) - Yassıada cehennemi (4)

  (18.09.2007) - Yassıada cehennemi (3)

  (17.09.2007) - Yassıada cehennemi (2)

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri