"Gerçekten" haber verir 17 Ocak 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

M. Latif SALİHOĞLU

Şirretlik ve sağduyu



Halen Kanada'da yaşayan Tuncay Güney isimli şahsın kamuoyuna yansıyan şoke edici eski ve yeni ifadeleri, varsın istediği kadar kafa karıştıcı olsun. Söylediği doğrularla yanlışlar, varsın istediği kadar biribirine karışsın, yahut karıştırılmış olsun.

Ergenekon sanığı veya zanlısı kişilerin avukatlığını yapanlar, yaptıkları şirretlikler, kopardıkları gürültüler ve sergilemiş oldukları hokkabazlıklarla, varsın istedikleri kadar zihinleri bulandırıp ortalığı karıştıra dursunlar.

Son (10.) dalgada bazı üst düzey emekli paşaların gözaltına alınması üzerine derhal harekete geçerek Başbakan ile Cumhurbaşkanı'nı peşpeşe ziyaret eden ve bu ziyaretin hemen ardından paşaların serbest bırakılması sebebiyle akıllara üşüşen soru işaretleri, varsın olabildiğince büyüyüp çoğalsın, dursun.

1950'de önce "Şeflik Devri"nin borazanlığını yapan, 1960 Darbesi ile daha sonraki muhtıra ve darbelere alkış tutan, özellikle "28 Şubat süreci"nde bütün şirretliğiyle arz–ı endâm ederek çarşaf çarşaf uydurma "irtica dosyaları" yayınlayan, mâsumların kıyımına en büyük moral desteği veren "mâlum medya", varsın Ergenekon dâvâsını dilediği gibi sulandırmaya, işi rayından saptırmaya gayret edip dursun.

Varsın, bilgi kirliliği ve kafa karıştırı haber furyası bütün şiddetiyle devam edip gitsin.

Bunların hepsi bir yana dursun, yeter ki, sükûnet ve itidal ile meseleye bakan sağduyu sahibi vatandaşlar ile adâleti tecelli ettirme azim ve kararlılığında olan savcılar, hakimler görevleri başında bulunsun. Zira, onların, zaten orta yerde gayet derece açık, berrak ve net bir şekilde duran suç delilleri ile suç unsurlarının sonuna kadar takipçisi olacaklarına ve bunlardan sorumlu olan kişi ve grupları ortaya çıkarıp meseleyi bir hükme, bir karara bağlayacaklarına inanıyoruz, inanmak durumundayız.

Bu inanca eskiden de sahip idik. Ancak, şimdiki kadar ümitli değildik. Şimdi ise, ümidimizi arttıran sebepler çoğaldı. Şöyle ki: Adâletten ve şeffaflıktan yana olan AB şimdi daha tesirli şekilde devrede. Bu millet, ilk defa cenâh–ı askeriyeden gelen muhtıravârî tazyikata karşı şiddetli bir muhalefet, fikrî ve demokratik bir mukavemet gösterdi. Cuntacıları alkışlayan, postal yalayan medyanın ağırlıklı kısmı, ilk defa bu gelenekten sıyrılarak farklı bir tavır sergilemeyi başardı. Aynı durum, cuntanın sivil kanadını teşkil eden zenginler, elitler, entelektüel ve aydın kesim için de geçerli.

Herşey bir yana, şimdi de orta yerde duran ve artık saklanması mümkün olmayan kànun dışı fiillere, hukuk dışı davranışlara ve açıkça suç teşkil eden tablolara sükûnet–i hâl içinde şöyle bir bakmaya çalışalım.

1) Memleketin birçok yöresinde, yer altından ve yer üstünden mermiler, bombalar, silâhlar fışkırıyor. Türkiye demokratik bir hukuk devleti olduğuna göre, bu kànunsuzluğun mutlaka takibi yapılmalı, sorumlular ortaya çıkarılmalı ve işin ucu kime ve nereye kadar dayanırsa dayansın, herkesten hesap sorulmalı... Şirretlik yapanlar ise, aslında korku, panik ve suçluluk psikozu içinde hareket eder, bir nevî kendilerini ele vermektedirler.

2) Gerek emekli ve gerekse muvazzaf subayların bir kısmı, açıkça kaçak veya firarî duruma düştüler. Neden? Sahte kimlik kullandılar, mülkiyet sınırları içinde yapılan aramalarda ordu malı bomba, silâh ve mühimmat bulundu. Üstelik, bu bombaların benzerleri daha evvel bazı cinayetlerde, saldırılarda ve katliâma dönüşen provokatif eylemlerde de kullanılmış. Devlet, bütün kurum ve kuruluşlarıyla bu gidişatın önüne geçmeli, buna bir yerde dur demeli.

3) Yakın Doğu ülkelerinden getirtilip Batı ülkelerine sevk edilen uyuşturucu maddeler, ağırlıklı şekilde Türkiye üzerinden sevk ediliyor. Yakalananlar, işin perakende kısmını teşkil ediyor. Toptan yapılan sevkiyat ve ticaretin içinde, terör örgütleriyle organize karanlık şebekelerin dahli olduğu muhakkaktır. Devlet, bu kirli ticaretin önünü kesmeli ve bilhassa karanlık şebekelerin ümidini kıracak şekilde kanunî düzenlemeler yapmalı ve güvenlik tedbirlerini almalı.

Halen Kanada'da yaşayan Tuncay Güney isimli şahsın kamuoyuna yansıyan şoke edici eski ve yeni ifadeleri, varsın istediği kadar kafa karıştıcı olsun. Söylediği doğrularla yanlışlar, varsın istediği kadar biribirine karışsın, yahut karıştırılmış olsun.

Ergenekon sanığı veya zanlısı kişilerin avukatlığını yapanlar, yaptıkları şirretlikler, kopardıkları gürültüler ve sergilemiş oldukları hokkabazlıklarla, varsın istedikleri kadar zihinleri bulandırıp ortalığı karıştıra dursunlar.

Son (10.) dalgada bazı üst düzey emekli paşaların gözaltına alınması üzerine derhal harekete geçerek Başbakan ile Cumhurbaşkanı'nı peşpeşe ziyaret eden ve bu ziyaretin hemen ardından paşaların serbest bırakılması sebebiyle akıllara üşüşen soru işaretleri, varsın olabildiğince büyüyüp çoğalsın, dursun.

1950'de önce "Şeflik Devri"nin borazanlığını yapan, 1960 Darbesi ile daha sonraki muhtıra ve darbelere alkış tutan, özellikle "28 Şubat süreci"nde bütün şirretliğiyle arz–ı endâm ederek çarşaf çarşaf uydurma "irtica dosyaları" yayınlayan, mâsumların kıyımına en büyük moral desteği veren "mâlum medya", varsın Ergenekon dâvâsını dilediği gibi sulandırmaya, işi rayından saptırmaya gayret edip dursun.

Varsın, bilgi kirliliği ve kafa karıştırı haber furyası bütün şiddetiyle devam edip gitsin.

Bunların hepsi bir yana dursun, yeter ki, sükûnet ve itidal ile meseleye bakan sağduyu sahibi vatandaşlar ile adâleti tecelli ettirme azim ve kararlılığında olan savcılar, hakimler görevleri başında bulunsun. Zira, onların, zaten orta yerde gayet derece açık, berrak ve net bir şekilde duran suç delilleri ile suç unsurlarının sonuna kadar takipçisi olacaklarına ve bunlardan sorumlu olan kişi ve grupları ortaya çıkarıp meseleyi bir hükme, bir karara bağlayacaklarına inanıyoruz, inanmak durumundayız.

Bu inanca eskiden de sahip idik. Ancak, şimdiki kadar ümitli değildik. Şimdi ise, ümidimizi arttıran sebepler çoğaldı. Şöyle ki: Adâletten ve şeffaflıktan yana olan AB şimdi daha tesirli şekilde devrede. Bu millet, ilk defa cenâh–ı askeriyeden gelen muhtıravârî tazyikata karşı şiddetli bir muhalefet, fikrî ve demokratik bir mukavemet gösterdi. Cuntacıları alkışlayan, postal yalayan medyanın ağırlıklı kısmı, ilk defa bu gelenekten sıyrılarak farklı bir tavır sergilemeyi başardı. Aynı durum, cuntanın sivil kanadını teşkil eden zenginler, elitler, entelektüel ve aydın kesim için de geçerli.

Herşey bir yana, şimdi de orta yerde duran ve artık saklanması mümkün olmayan kànun dışı fiillere, hukuk dışı davranışlara ve açıkça suç teşkil eden tablolara sükûnet–i hâl içinde şöyle bir bakmaya çalışalım.

1) Memleketin birçok yöresinde, yer altından ve yer üstünden mermiler, bombalar, silâhlar fışkırıyor. Türkiye demokratik bir hukuk devleti olduğuna göre, bu kànunsuzluğun mutlaka takibi yapılmalı, sorumlular ortaya çıkarılmalı ve işin ucu kime ve nereye kadar dayanırsa dayansın, herkesten hesap sorulmalı... Şirretlik yapanlar ise, aslında korku, panik ve suçluluk psikozu içinde hareket eder, bir nevî kendilerini ele vermektedirler.

2) Gerek emekli ve gerekse muvazzaf subayların bir kısmı, açıkça kaçak veya firarî duruma düştüler. Neden? Sahte kimlik kullandılar, mülkiyet sınırları içinde yapılan aramalarda ordu malı bomba, silâh ve mühimmat bulundu. Üstelik, bu bombaların benzerleri daha evvel bazı cinayetlerde, saldırılarda ve katliâma dönüşen provokatif eylemlerde de kullanılmış. Devlet, bütün kurum ve kuruluşlarıyla bu gidişatın önüne geçmeli, buna bir yerde dur demeli.

3) Yakın Doğu ülkelerinden getirtilip Batı ülkelerine sevk edilen uyuşturucu maddeler, ağırlıklı şekilde Türkiye üzerinden sevk ediliyor. Yakalananlar, işin perakende kısmını teşkil ediyor. Toptan yapılan sevkiyat ve ticaretin içinde, terör örgütleriyle organize karanlık şebekelerin dahli olduğu muhakkaktır. Devlet, bu kirli ticaretin önünü kesmeli ve bilhassa karanlık şebekelerin ümidini kıracak şekilde kanunî düzenlemeler yapmalı ve güvenlik tedbirlerini almalı.

100 yıllık bir Şirket-i Hayriye

Tanzimatçı Büyük Reşid Paşanın gayreti ve Sultan Abdülmecid'in tasdikiyle 17 Ocak 1851'de kurulan Şirket–i Hayriye, Osmanlı döneminin ilk "anonim ortaklı" şirketidir.

Vapurlarla yük ve yolcu taşımacılığı yapan ve daha ziyade İstanbul Boğaziçi'nde yer alan iskelelerde hizmet veren bu hayırlı şirketin, savaş zamanlarında devletin donanmasına yardımcı olmak gibi hayırlı hizmetleri de olmuştur. Bilhassa Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı esnasında...

Kuruluş tarihinden üç yıl sonra fiilen çalışmaya başlayan Vapurculuk Anonim Şirket–i Hayriye, 1945 senesine kadar aralıksız şekilde hizmet etti.

Eminönü'nden tâ Karadeniz açıklarına kadar Boğazın her iki yakasında yer alan belki yirmiden fazla iskelede yük ve bilhassa yolcu taşıma hizmetini en güzel şekilde sürdüren bu anonim vapurculuk şirketi, ne yazık ki 1945'te devlet tarafından satın alınarak kamulaştırıldı. Şirket–i Hayriye, bütün mal varlığıyla birlikte Devlet Denizyolları İşletmesi'ne devredildi.

Bu resmileştirme ameliyesi, aslında şirketi yenileyip canlandırmadı; bilâkis zamanla 77 parça vapura ulaşan bu işletme, 1945'ten sonra giderek hantallaşmaya ve hizmet kalitesini düşürmeye başladı.

Son yıllarda belediyeye devredilen ve yeni bir canlılık kazandırılmaya çalışılan bu deniz taşımacılığı, bir yandan da özel işletmelerle kısmî rekabet hali içinde görünüyor.

17.01.2009

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (15.01.2009) - Karanlığı aydınlatma süreci

  (14.01.2009) - Derin kazılar

  (13.01.2009) - Sultanahmet'te direniş mitingi

  (12.01.2009) - Genelkurmay'da ilk devir–teslim

  (10.01.2009) - Kuva–yı Milliye Komutanı kim?

  (08.01.2009) - Canavar ve beslemeleri

  (07.01.2009) - Siyasetin sancıları

  (06.01.2009) - HAMAS

  (05.01.2009) - Değişim rüzgârları

  (03.01.2009) - Şeyh Galib'in "Harnâme"si

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır