"Gerçekten" haber verir 22 Şubat 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

İslam YAŞAR

KIRKINCI YILA GİRERKEN



‘Dile kolay, tam kırk yıl…’

Halk arasında böyle derler, geçen zamanın söyleyişindeki kolaylıkla yaşayışındaki zorlukları nazara vermek ve yaşamayı başarma azmine dikkat çekmek için.

Gerçekten de dile kolay gelen bir tabirdir ‘kırk yıl.’ Bir nefeste söyleniverir. Lâkin o zamanı yaşamak pek o kadar kolay değildir. İnsan ömründe veya müessese hayatında kırk yılı geride bırakabilmek için pek çok zorluklara katlanmak, meşakkat çekmek gerekir.

Çünkü kırk yıl, bir merhaledir. İnsan ömründe tekâmülün, olgunlaşmanın; müessese hayatında ise sistemini kurup sağlam bir zemine oturtarak istikrarlı bir şekilde işlemeye başlamanın merhalesi.

Kırk yıl hilkatinin icaplarını yerine getirerek yaşayan bir insan, beşerî zaaflardan büyük ölçüde arınır, meziyetlerle donanır ve kabiliyetlerini keşfedip maharetlerini kullanarak yaşamaya başlar.

Öyle bir insanın yaşadığı hayat şahsına münhasır kalmaz. Cemiyete emsâl olur, yeni nesiller tarafından örnek alınır, zamanı aşar ve ebede müştak, sonsuza müheyya bir hâle gelir.

Maddî ve mânevî yönden dehşetli yıkılışların, devrilişlerin, çöküşlerin, krizlerin yaşandığı bir zamanda, kırk yıl varlığının esası olan değerlerini kaybetmeden hayatta kalabilen bir müessese de tekâmül merhalesini tamamlamış demektir.

Artık orada yapılması gereken yegâne hareket, günü kurtarma gâilesinden uzak, yarına çıkamama endişesinden âzâde bir istikrarlı hâli yaşarken geleceğe hazırlanmak ve kalıcı mahsuller vermeye çalışmaktır.

Şayet medar-ı bahs olan müessese bir şahsın değil de, İslâm’ın şahs-ı mânevîsini teşekkül ettirme mükellefiyetiyle mücehhez bir cemaatin uhdesinde ise, geride kalan kırk yıl, istikbaldeki yüzlerce yılın müjdecisidir.

“İşte ey Risâle-i Nur şakirtleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları. Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin âzâlarıyız. Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz.”

Bediüzzaman’ın bu şekilde ifade ettiği ‘insan-ı kâmil ismine lâyık’ fertlerden ve onların kurduğu ‘saadet-i ebediyeyi netice veren’ müesseselerden meydana gelen şahs-ı mânevî sıfatına sahip bir hizmete, elbette ömür biçmek veya zaman tahdidi koymak mümkün değildir.

Öyle bir hareket için kırk yıl, kararlı ve istikrarlı bir adımdan ibarettir.

O şahs-ı mânevînin hayattar bir uzvu olmak isteyen insanlar, mensubu bulundukları iman ve fikir hareketinin müesseselerine o nazarla bakarak sahip çıktıkları takdirde, onun ebedî hayatıyla hayat bulurlar ve uhrevî hasenâtından ihlâsları nisbetinde hissedar olurlar.

Yeni Asya da işte böyle uhrevî mahiyete sahip bir müessesedir.

***

1970 yılının başlarıydı.

O günlerde ülke siyasî ve iktisadî istikrarsızlıklar içinde çalkalanıyordu. Millet ekonomik buhranla boğuşuyordu. Bazı subaylar ihtilâl hesapları yaparken üniversiteler dersleri boykot ediyor, sendikalar greve gidiyor, işverenler de onlara lokavtla karşılık veriyordu.

Okuması gereken gençler, çalışması icâbeden işçiler bazı gizli mihrakların da tahrikiyle caddelere, meydanlara döküldüğü ve sloganların bitip sabırların taştığı zamanlarda sağcı, solcu gruplar birbiri ile çatıştığı için anarşi ve terör iyice azmıştı.

Hükümet âciz, millet çaresiz, cemiyet huzursuz, fert mutsuzdu. Geleceğe güvenle bakmayı unutan insanlar, yarına çıkmak bir yana, akşam evlerine sağ salim girebileceklerinden bile emin değillerdi.

Arkasında büyük sermaye sahipleri kalabalık insan toplulukları bulunan gazetelerin ekseriyeti muharrik bir yayın politikası takip ederek tiraj almaya çalışsalar da varlıklarını korumakta zorluk çekiyorlardı.

Bu karışık hengâme arasında, sükûnetle hareket eden ve istikrarla ilerleyen ender gruplardan biriydi Nur Talebeleri. Fakat onlar da haksızlıklar, kasıtlar, ihmalkârlıklar karşısında, efkâr-ı âmmeye inandıkları hakikatleri haykıracak imkânlardan, vasıtalardan mahrumdular.

Resmî muamelelerin zecrî tedbir hâlini alması, muhalif gazetelerin alenen saldırması, dinî muhtevalı mevkutelerin de çeşitli sebeplerle uzak durmaları üzerine, Nur Talebeleri seslerini duyurabilmek için günlük bir gazete çıkarmaya karar verdiler.

Böylece Yeni Asya, 21 Şubat 1970 tarihinde yayın hayatına başladı.

Arkasında bir sermaye desteği veya resmî dayanağı olmadığı, sadece okuyucularının himmetleri, gayretleri, karzları ve yardımları sayesinde çıktığı için ne kadar yaşayıp ne derece müessir olacağı meçhuldü.

İhlâsla gösterilen himmet, sebat ve gayret; menfaat beklentisiyle veya resmî ideolojiye destek mülâhazalarıyla verilen imkânlardan çok daha müessir oldu ve şartlar zor, imkânlar kıt, resmî makamlar muârız, güç kaynakları muhalif olmasına rağmen Yeni Asya yaşamayı başardı.

Hedefi sadece hayatta kalmak değil, varlığının sebebi olan Nur’un intişarına zemin izhar etmekti. Onun için zamanı geldiğinde hayatî tehlikeleri göze alarak bu kudsî vazifeyi hakkı ile ifa etmeye başladı.

Bu maksatla bir yandan Nur’un intişar edebileceği ictimâî bir zemin hazırlamak için memlekette hürriyetin, demokrasinin tesisine destek verirken diğer yandan bazı mihraklar tarafından Nur hareketine yapılan taarruzlara mukabele etti, Nur Talebelerine atılmak istenen iftiralara cevap verdi.

Hükümetleri deviren, anayasaları değiştiren, fikir gruplarının sesini soluğunu kesen ve gazetelere, dergilere, radyolara istediği gibi yayın yaptıran ihtilâller, muhtıralar, fevkalâde hâller, onu susturamadı.

Yeni Asya, ne yapılan baskılara, zulümlere boyun eğdi, ne alınan resmî tavırlara, zecrî tedbirlere teslim oldu, ne de önüne konan maddî imkânlara, cazip tekliflere tamah etti.

Zaman oldu, bünyesinde dahilî sıkıntılar zuhur etti. Zaman geldi haricî baskılara maruz bırakıldı. Bazen saklandı, yasaklandı; bazen toplatıldı, kapatıldı. Her şeye yeniden başlamak zorunda kaldığı zamanlar oldu. Yeni isimler, farklı sıfatlar almaya mecbur bırakıldığı hadiseler yaşadı.

Ama o ‘Hakikatin gür sesi’ vasfını şiâr edinmişti bir kere. Yılmadı, yıkılmadı; yanılmadı, yanıltmadı ve hayatı pahasına da olsa hakkı, hakikati haykırmaya devam etti.

Normal şartlarda mukavemeti imkânsız gibi görünen dahilî ve haricî hadiseler karşısında çok zorluk çekse de ihlâsı, sadakati, gayreti, metaneti sayesinde hepsini aşmayı başardı.

Zaman içinde büyüyüp gelişti. Yayınevi, matbaa, dergi, vakıf, enstitü, radyo gibi hepsi Nur’un naşir-i efkârı olan ve birbirine destek veren yeni müesseseler kurdu, farklı hizmet sahaları açtı.

Nur’un naşir-i efkârı olma vasfını bütün hizmet birimleri ve çalışan elemanları ile birlikte öylesine başarı ile yaşayıp yaşattı ki, kendisini ihya eden cemaate ictimâî isim oldu.

Bu gün Nur hareketinin en büyük gruplarından biri Yeni Asya adı ile anılıyor.

***

Yeni Asya’nın hususiyetlerinden biri de, mektep vasfı taşımasıdır.

Başlangıçta bir yığın zorluklar ve zaruretler içinde neşredilmeye başlanmasının da tesiriyle teknik elemanlarını, idarî personelini, yazar çizer kadrosunu ve gazeteci ekibini kendisi yetiştirdi.

Aralarında, başka gazetelerde çalışmış mahir elemanların da bulunduğu birinci kuşak gazeteciler, yazarlar ve teknik elemanlar; orada ikinci, üçüncü kuşak gazetecileri, yazarları ve teknik personeli yetiştirdiler.

Gazetede çalışanlar; başlarına hapis, ölüm gibi bir hâl geldiği takdirde hizmetin aksamaması için yerlerine yeni elemanlar yetiştirme gayreti içine girince onları sair kuşaklar takip etti.

Yeni Asya’ya her giren, hayatının bütün merhalelerini orada yaşayıp en güzel eserlerini o çatı altında vermek ve oradan emekli olmak veya hayata veda etmek kararı ile girdi.

Hayatın şartları her zaman insanın istediği gibi tecellî etmediğinden, bazıları zaman içinde maddî veya mânevî sebeplerle ayrılmak zorunda kaldılar. İçlerinden değişik iş sahalarına girenler de oldu ama ekseriyeti başka gazete, dergi ve yayınevlerinde çalışmalarına devam ettiler.

Zaman geçtikçe hizmet gelişti, müesseseler arttı, çalışanlar çoğaldı. Çokluğun olduğu yerde fıtrî imtizaçsızlıkların zuhur etmesi de tabiî olduğundan çeşitli giriş çıkışlar, gidiş gelişler vuku buldu.

Aslında buna benzer hâller, insan unsurunun bulunduğu her yerde çok daha farklı şekilleriyle yaşanan fıtrî hadiselerdi ve orada çalışanların hepsi bunun farkındaydı.

Fakat hepsinin fark ettiği bir başka hususiyet daha vardı. Yeni Asya mektebinde yetişen her yazar, çizer, gazeteci ve teknik eleman, oradan aldığı ‘yaptığı işi Allah için yaparak çalışmalarına ibadet ulviyeti kazandırma’ hassasiyetini gittiği her yerde korumaya çalıştı.

Bu hassasiyet, Nur Talebesi sıfatı taşıyan insanlara, işinin hakkını verme ve müstesna eserler meydana getirme mükellefiyeti verdiğinden basın câmiasında, Yeni Asya’da yetişen gazeteciler, yazarlar, çizerler ve elemanlar çoğalmaya başladı.

Bu gün, çeşitli gazete ve dergilerde Yeni Asya mektebinde yetişen ve orada olmasa da o ekolün meziyetlerini taşıyan, öğrendiği maharetleri kullanan onlarca yazar, çizer, gazeteci ve teknik eleman var.

Bu hayat akışı, tam kırk yıldır devam ediyor.

***

İslâm Yaşar.

Bu imza da Yeni Asya’da yetişen ve onunla yaşıt olan yazarlardan biri.

Kırk senedir bu câmiânın içinde, sizlerle birlikteyiz. Derslerin, sohbetlerin, seminerlerin, konferansların ve sâir vesilelerin yanı sıra, zaman zaman bu sayfalarda da karşılaştık.

Önceleri zuhurâta tabi olarak yazılan ve arada bir san'at eki olarak çıkarılan Elif’te yayınlanan hikâyelerle, makalelerle, şiirlerle, denemelerle başlayan bu beraberlik yıllarca devam etti.

Onları, Bediüzzaman Beşlemesi’nin ve diğer romanların, aylarca bütün sayfayı kaplayan tefrikaları, çeşitli mevzularda yapılan araştırma, inceleme yazıları ve büyük şahsiyetleri tanıtan biyografiler takip etti.

Ardından dergilerde başlayan İstanbul denemeleri gazete sayfalarına aksetti. Muayyen bir zamanı olmamakla birlikte sık sık yayınlanan o yazılar da uzun süre sayfaları doldurdu.

Nihayet 21 Şubat 2003 tarihinde, ‘İslâm Yaşar’ın Kaleminden’ serlevhası altında, muayyen bir zamanı olduğundan, itinalı bir şekilde hazırlanmayı gerektiren mutad buluşmalarınız başladı.

Muhteva, uzunluk, üslûp, dil ve seviye itibariyle bir hayli ağır olduğundan ancak san'atkâr ellerin hazırladığı illüstrasyonlarla biraz hafifleyen bu sayfada, her Pazar sizlerle birlikte olduk.

Bu beraberliğimiz fasılasız altı yıl devam etti.

Hâl böyle olunca biraz yorduk ve yorulduk.

Şimdi bir süre ara verme zarureti hâsıl oldu.

Saadet-i Dâreyne mazhariyet duâlarıyla.

Elveda…

22.02.2009

E-Posta: islamyasar@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (15.02.2009) - KENDİNİ OKUTAN KİTAP

  (08.02.2009) - Nur hizmetinde yetmiş yıl (2)

  (01.02.2009) - Nur hizmetinde yetmiş yıl (1)

  (25.01.2009) - Gözlerin dehşetten donacağı gün

  (18.01.2009) - Bir baba ile oğlun hikâyesi (2)

  (11.01.2009) - Bir baba ile oğlun hikâyesi (1)

  (04.01.2009) - ‘Âsım’ın nesli diyordum ya’

  (28.12.2008) - Âkif’in tefekkür dünyası

  (21.12.2008) - Mevlânâ ve Şeb-i Ârûs

  (14.12.2008) - ONLAR ‘YAŞADIKLARI GİBİ ÖLÜRLER’

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır