"Gerçekten" haber verir 13 Nisan 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Şükrü BULUT

Haşir mevsimi olarak bahar...



Yazımızın dibacesini mantıkî bulmayanlar da haklıdır. Bediüzzaman Hazretlerinin “haşir ve neşir” dediğimiz “öldükten sonraki dirilişi” genişçe anlatan Onuncu Söz’ünü okumayanlar, haşir mevsimini fantazi bulabilirler. Mevzu olarak Kur’ân-ı Kerîm’in dörtte birisini teşkil eden “haşir” hakkında şu yazı çerçevesinde söyleyebileceğimiz fazla bir şey yok. Belki bir tahattur, belki bir paylaşma veyahut “bahara” dikkat çekme sadedinde olan şu yazılar, haşir gibi bir ummanın sahilinde bile dolaşamazlar.

Gurbete, menfaya, sürgüne ve tecride mahkûm Bediüzzaman Hazretleri, gönderildiği Barla nahiyesinin eteklerini okşayan Eğirdir Gölünün sahillerinde, yalnızlığını baharla paylaşırken Rûm Sûresinin 50. âyetini mütemadiyen tekrarlıyor: “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine! Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan ölüleri de öylece diriltecektir. O her şeye hakkıyla kadirdir.”

Bazen bu âyetin Risâle-i Nur’un önemli bir anahtarı olduğunu da düşünüyoruz. Bu âyetin Barla baharında, Bediüzzaman’ın kalbine verdiği tazyikle adeta dağlar yarılmış, ta kıyamete kadar teşnelere ulaşacak rahmet deryası dalgalanmaya başlamış… Yedi yaşından yetmiş yaşına imana her muhtacın, ihtiyacını bir anne şefkatiyle giderecek Risâle-i Nur’un en önemli eserleri hep bu baharı takip etmişler. Tevhidî bahisler, Mû’cizat-ı Enbiya, Mû’cizat-i Kur’âniye ve Mû’cizat-ı Ahmediye, Melaike–Ruh ve daha yüzlerce nice imanî bahisler, hep Barla baharlarının arkası sıra yürürler.

Barla sürgününün bahar günlerinde, ahirzaman dinsizliği inkâr-ı Ulûhiyette Avrupa dinsizleri tahşidata başlarlar. Allah’ın varlığıyla birlikte Hıristiyanlığın zayıf “ahirete iman inancı” bombardımanına tutulur. Dinsiz Avrupa’nın Türkiye’deki takipçileri engerek sürüleri halinde Ankara, İzmir ve İstanbul gibi merkezlerden Anadolu sathına yayılmaya başlıyorlar. Eğirdir Denizi’nin sahillerinden dünyanın hâl-i pürmelâlini temaşa ederken “Haşir Risâlesi”ni Kur’ân’dan kaleme alan Bediüzzaman, kelimenin öz mânâsıyla, münafıkların perde altında yürüttükleri inançsızlık savaşını açık ve büyük bir meydan savaşına dönüştürür. Tıpkı İmam-ı Ali gibi küfrün ileri gelen Avrupalı feylesoflarını ceng meydanına dâvet eder.

Bu yazının niyeti “baharı okumaktı”... Haşir Risâlesinin yazılış tarihçesini arz etmek değildi. Fakat siz de bilirsiniz ki, derdin dehşeti nisbetinde şifabahş devanın kıymeti ortaya çıkıyor.

Bahara meftun olmayan bir fıtrat olur mu? Baharın güzelliğine herkes müştaktır. Ve baharı keyfince durdurmak ve yakalamak ister. Va hasreta va esefa… Ama zamanın üzerimize boca ettiği kesret yığınları arasından başımızı kaldırarak baharın muhteşem gelişini seyretmek galiba mümkündür. Yükünün verdiği ağırlıkla yürüyen koyun veya keçinin duruşundaki mânâ, en fazla çobanı sevindirir. Budakta şişmiş tomurcuğun doğumunu kuzuların doğumuna benzetenler de aynı heyecanı ve sevinci duyabilirler. Bahar bazen olur bir doğum, bazen olur bir fetih, onunla kapılar, goncalar ve kalpler açılır. Peşpeşe inen cemreleri doğum sancılarına bezetenler doğumlar arasındaki muhteşem münasebeti de yakalamış olurlar. Rabbimizin güzel isimlerinin tecellîlerini ardarda levhalaştıran baharın doğum veya açılışlarını seyrederken, sevincimizi bu denli yükselten unsurların başında, bize veda eden “kış mevsimi” olduğunu unutmak gaflet olsa gerek… Kuru iken yaş olmak… Yerde iken baş olmak… Ölü iken dirilmek… Çırıl çıplak iken gelinliklerle, fistan ve kaftanlarla süslenmek… Yani elemleri kovalayan lezzetlerle uyanmak değil mi, bahar…

Bahar yalnızca, tabiatın ve tabiattaki hayvanatın yıllık diriliş mevsimi değil. Onlardan önce bizim dirilişimiz olmalı, kanaatindeyiz. Dinsiz Avrupa felsefesinin müfsit aletlerle dondurduğu dünyamıza, ışığın, hararetin, hayatın ve neticesiyle dirilişin geliş mevsimi olması cihetiyle, her bir bahar kendimizin manevî bir dirilişi kabul edilmelidir. Kalbimizin, gözümüzün ve penceremizin önüne çekilmiş perdeleri, ancak ve ancak “Haşir Risâlesiyle” kaldırabileceğimizi düşünüyoruz. Madem ki bahar geldi, madem ki bahar “yeniden diriliş mevsimidir”, öyle ise bizi kesretin dondurucu dehlizlerine hapseden ülfet, gaflet ve sebepler perdelerini gidermek için bu bahardan “Haşir Risâlesi” vasıtasıyla yararlanmalıyız. Bu baharı bir fırsata dönüştürerek biz de yeniden manen dirilmeliyiz.

Dirilmek öyle zor ki… Kalbin, ruhun, duyguların ve tenvime maruz hissiyatımızın dirilmesini kastediyoruz. İlim olmadan, dikkat kesilmeden ve Kur’ân’dan nebean eden kaynağa dört elle sarılmadan dirilme olmuyor. Karşı fırtına çok şiddetli. Bürûdet genellikle tahtesıfır. Yaşadığımız hadiseler her gün başımıza yeni bir kesret tabakası örüyor. Haşir Risâlesi’nin eteklerine yapışamazsak, buzlar altında kalan nevruz çiçeğine dönüşebiliriz. Allah korusun…

13.04.2009

E-Posta: s.bulut@saidnursi.de


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (10.04.2009) - Obama’ya yardım

  (06.04.2009) - Küresel tahribat...

  (03.04.2009) - Zübeyir Ağabeyi tanımak ve anlamak üzerine…

  (30.03.2009) - Yeni Asya ve dâvâ

  (27.03.2009) - Bugün dünden de sana hasretiz

  (23.03.2009) - İslâm ordusunun öncüsü, son kal’asındaki gözcüsü: Yeni Asya...

  (20.03.2009) - Yeni Asya ve dane-i hakikat

  (16.03.2009) - Zaman Yeni Asya’yı hep tasdik etti

  (13.03.2009) - Kimin eli kimin cebinde?

  (09.03.2009) - Sivil Kemalizme doğru...

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  H. Hüseyin KEMAL

  H. İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır

Kurumsal Linkler:
Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim - Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl

Reklam Linkleri:
Risale Yorum- Risale Çocuk- Oktay Usta - Euro Nur - Fıkıh İnfo- Ahmet Maranki- Cevşen - Yeni Asya Barla - Makdis