kâinattaki ölçü, denge ve mizanın adalet üzerine kurulu olduğunun altını çizen Araştırmacı- Yazar Metin Karabaşoğlu, insanların da bu adaleti bozmakla değil, korumakla mükellef olduğunu ifade etti.
İSTANBUL - YENİ ASYA
Yeni Asya Vakfı Mehmet Kutlular Salonunda “Adaleti Emreden Namaz” başlıklı bir seminer veren Araştırmacı Yazar Metin Karabaşoğlu, Kur’ân-ı Kerîm’den örneklerle adalet kavramının önemine dikkat çekti.
Kur’ân’ın bütününde verdiği en temel derslerden birinin adalet olduğunu ifade eden Karabaşoğlu, “Üstadımızın da ifade ettiği gibi, Kur’ân dört ana esas üzerine bina edilmiştir: Tevhid, haşir, nübüvvet ve adalet. Kur’ân’daki bütün ayetler ya doğrudan ya da dolaylı olarak bu dört esası ihtiva eder. Bazı eserlerde adalet, ibadetle birlikte zikredilse de, aslında ibadet adaletin bir tezahürüdür” dedi.
Adaletin, hak sahibine hakkını vermek olduğunu belirten Karabaşoğlu, yalnızca Allah’a kulluk etmek ve O’ndan başkasına kulluk etmemenin de adaletin en temel boyutlarından olduğunu söyledi. Tevhid üzere nasıl yaşanacağını bize peygamberlerin gösterdiğini hatırlatan Karabaşoğlu, “Onların hayatı, yalnızca Allah’a kulluk etmenin ve zulümden uzak durmanın örnekliğidir. Bu yolu takip edenlere ebedî cennet vaat edilmiş; tevhid ve adaletten uzaklaşan, zulmü hayat tarzı hâline getirenlere ise cehennem uyarısı yapılmıştır” şeklinde konuştu.
Kur’ân’da adaletin ne kadar merkezî bir yerde durduğunun Rahman Suresi’nde açıkça görüldüğünün ve kâinattaki ölçü, denge ve mizanın adalet üzerine kurulu olduğunun altını çizen Karabaşoğlu, insanların da bu adaleti bozmakla değil, korumakla mükellef olduğunu ifade etti. Karabaşoğlu, Hazret-i Nuh’tan Hazret-i Musa’ya, Hazret-i Hud’dan Hazret-i Şuayb’a kadar peygamberlerin hepsinin mesajlarında tevhid ile birlikte adaletin temel bir esas olduğunun görüleceğini ifade ederek, tevhid ve adaletin birbirinden ayrılmazlığına dikkat çekti.
Tevhidin zıddı olan şirkin, uluhiyet ve rububiyet hakkı olmayan varlıklara bu sıfatları vermek olduğunu söyleyen Karabaşoğlu, “Bu da hakkı sahibinden alıp hak etmeyene vermek anlamına gelir. İşte bu yüzden Kur’ân şirki ‘zulmün en büyüğü’ olarak niteler” dedi.
Zulmün iki boyutu
Konuşmasında zulüm fiilinin “Allah’a karşı” ve “kullara karşı” boyutları olduğunu ve Kur’ân’ın bu ikisini beraber ele aldığını söyleyen Karabaşoğlu, “Hazret-i Musa’nın Firavun’a gönderilmesinde bu hakikati net biçimde görürüz. Musa Aleyhisselam’dan istenen iki şey vardır: Birincisi Firavun’un uluhiyet iddiasından vazgeçmesi, yani Allah’a karşı işlediği zulmün sona ermesi. İkincisi ise İsrailoğullarının serbest bırakılması, yani kullara yapılan zulmün ortadan kaldırılması. Bu, adaletin hem dikey, hem yatay boyutunu gösterir. Benzer şekilde Hud kavmi, zalime boyun eğen, zulme karşı ses çıkarmayan bir topluluk olarak tarif edilir. Zulme karşı sessizlik de zulmün bir parçasıdır” sözleriyle konuşmasını sürdürdü.

Sarp yokuş ve adalet
Karabaşoğlu, Beled Suresi’nin de bu konuda son derece çarpıcı olduğunu şu sözlerle ifade etti, “Beled Suresi’nde ‘Sarp yokuş’un ne olduğu sorulduğunda Kur’ân önce ‘boyunduruğu kırmayı’, yani köleliği ortadan kaldırmayı zikreder. Ardından açlık gününde yetimi ve yoksulu doyurmayı sayar. Daha sonra iman edenlerden olmak ve sabrı, merhameti tavsiye etmek gelir. Bu sıralama bize adaletin imanın ayrılmaz bir parçası olduğunu öğretir.”
Takva adaletle birlikte anılır
Takvanın da Kur’ân’da çoğu zaman ferdî ibadetlerle değil, adaletle birlikte anıldığını dile getiren Karabaşoğlu, “Maide Sûresi’nde açıkça ‘adil olun, bu takvaya daha yakındır’ buyrulur. Hucurat Sûresi’nde ise sosyal hayata dair ölçüler verilirken dört kez takvaya çağrı yapılır. Bu da bize şunu öğretir: Allah’a karşı takvamız, kullara karşı davranışlarımızla ölçülür. Hud Sûresi’nde ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ emrinin hemen ardından ‘Zalimlere meyletmeyin’ uyarısı gelir ve hemen sonrasında namazın ikamesi emredilir. Yani istikamet, zulümden uzak durmak ve namaz birbirini tamamlayan bir bütündür” dedi.
Kur’ân’ın öğrettiği dindarlıkta ibadet zulmü meşrulaştırmaz
Hazret-i Şuayb’ın kavminin ona yönelttikleri “Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi ve mallarımızda dilediğimiz gibi tasarruf etmememizi sana namazın mı emrediyor?” sorusuyla namaz ve adalet arasındaki ilişkiye dikkat çeken Karabaşoğlu, “Evet, namaz adaleti emreder. Namaz, zulme karşı insanı dimdik ayakta tutar. Bugün ise ne yazık ki namazı adaletsizliklere kılıf yapan bir dindarlık anlayışıyla karşı karşıyayız. Oysa Kur’ân ve peygamberlerin öğrettiği dindarlıkta ibadet, zulmü meşrulaştırmaz; aksine onu ortadan kaldırır” dedi.
Gençlerin dinden uzaklaşma sebebi ‘adaletsiz dindarlık’
Din zulmün aracı hâline getirildiğinde, adaleti arayanların dinden uzaklaşacağına dikkat çeken Karabaşoğlu, “Bugün deniyor ya gençler, toplum dinden uzaklaşıyor. Bizim adaletsiz dindarlığımızdan uzaklaşıyorlar. Din adaletsizliğin kılıfı haline geldiğinde adaleti arayanlar adaletsizlikten uzaklaşıyorlar. Adaletsizliğini din üzerinden, namazı üzerinden meşrulaştırmaya çalışanlar bunun bedelini dine ödetiyorlar. Tablomuz maalesef bu. Gençlerin dinden uzaklaşmasının sebebi din değil, adaletsiz dindarlık örnekleridir. Bunun sorumluluğu da dindarların omuzlarındadır” sözleriyle konuşmasını tamamladı.