Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 05 Kasım 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Süleyman KÖSMENE

Kısa kısa



*“Tıp Fakültesi öğrencisiyim. Bu gün Cuma namazı vaktinde dersimiz vardı, namaza gitmeyi daha önemli görerek derse geç girdim. Sonradan aklıma takıldı, okulda öğrenmemiz gerektiği halde öğrenemediğimiz, evde de hepsini tamamlayamadığımız, dolayısıyla eksik kalan meslekî bilgimizle hastamıza yanlış ya da eksik muamele yaparsak, ölüm/ sakatlık vb. bir sonuçta mesuliyet kimin olacaktır? Ders var diye Cumayı terk edip günün öğle namazını kılmak olur mu?”

Cuma namazının sıhhat şartlarından birisi hür olmaktır. Hür olan birisinin Cuma namazına gitmemesi helâl değildir.

Öğrenci de olsak, memur da olsak, din üzerimizde yük değil, onur duyduğumuz zenginliktir. Öğrencisine ibadet hakkı vermeyen bir programa tabi bir öğrencinin yapacağı şey, ibadetini ibadet vaktinin içinde kalmak şartıyla, fırsat bulduğu saatlere kaydırması, dersini ve programını aksatmamasıdır. Din buna imkân veriyor. Din-i mübinin sınırları buna dar ve elverişsiz değildir. Cuma namazına gidemediği zamanlarda o günün öğle namazını kılar. Cuma saatinde dersi varsa ve dersini sonradan telâfi imkânı yoksa o gün Cuma’ya gitmez, öğle namazı kılar. Bunu devamsızlık ve telâfi durumuna göre kendisi ayarlayabilir.

Eğer telafi edemeyeceği bir program varken, öğrenci bu programı terk edip Cuma’ya gitmişse, bilgi eksikliği sebebiyle ölüme veya sakatlanmaya sebep olduğunda mesuliyet elbette kendisinin olacaktır. Yani kişi sorumluluğu ile ibadetini dengeli götürebilmelidir.

***

*İsimsiz: “Gece oruca niyet eden birisi gündüz rahatsızlansa ne yapmalıdır? Orucunu bozarsa kefaret gerekir mi?”

Rahatsızlığı sebebiyle oruç bozan birisi daha sonra gününe gün kaza eder. Buna kefaret gerekmez.

***

İskenderun’dan bayan okuyucumuz:

*“Fatiha, Nas, Felak surelerini okuduğumuzda ya da zikir çektiğimizde esnediğimiz oluyor. Bunun hikmeti nedir?”

Fatiha, Nas ve Felâk Sûreleri okunduğunda esnemenin, bu surelere özel bir mânâsı ve hikmeti yoktur. Genel mânâda esnemeye sebep olan şey uykusuzluk olabilir.

***

Bursa’dan Elif Yükselten:

*“Ramazan gecelerinde ezan geç okunduğu zamanlarda, ezandan önce teravih namazını kılmışsak, iade etmemiz gerekir mi?”

Esas olan vaktin girmesidir. Teravih namazı yatsı vakti içinde kılınmışsa sahihtir. İade etmek gerekmez. Allah kabul etsin. Âmin.

***

*“Orucun bire bir kaza gerektiren durumlar birden fazla olursa yine kaza mı gerekir?”

Oruç bir kere bozulur. Kaza gerektiren durum olduğunda oruç bozulur. Ardından oruç bozucu bir başka durum daha meydana gelse, artık oruç bozuldu denmez. Çünkü zaten bozulacak oruç kalmamıştır.

***

Bayan okuyucumuz:

*“Cevşendeki duâlardan Münacatül Kur’ân’ı okuyoruz. Secde âyeti de var. Secde yapmamız gerekir mi?”

Tutan Çetiner:

*“Televizyonda, radyoda Kur’ân okunuyor. Secde ayeti okunduğunda secde ayeti olduğu hatırlatılmıyor. Bu durumda dinleyicinin secde yapması vacip olur mu?”

Secde ayetini işiten veya okuyan herkesin, okuduğu veya işittiği âyetin secde âyeti olduğunu bilmesi halinde secde yapması vaciptir. Bilmiyorsa öğrenmesi gerekir. Televizyon veya radyo üzerinden Kur’ân okuyanlar veya Kur’ân okunduğu sırada programcılar, okunan ayetin secde âyeti olduğunu bildirirlerse Müslümanın ibadetine yardımcı olmuş olurlar.

***

Amasya’dan bayan okuyucumuz:

*“Hamileler saçını kesebilirler mi?”

Kesebilirler.

***

Ayben Teber:

*“Son günlerde o kadar kötü şeyler yaşıyorum ki anlatamam; bir sürü olumsuz olay üst üste geliyor, ama ben bunda da bir hayır vardır diyorum fakat dayanılacak gibi değil. Bu yaşadıklarım Rabbimin sabrımı sınaması mı acaba, bu günleri nasıl atlatabilirim?”

Sabırla, Allah’a dayanarak ve tevekkül ederek aşabilirsiniz. Bu yaşadıklarınız sebebiyle vicdan muhasebesi yaparak, varsa kusurunuzu gözden geçirerek aşabilirsiniz.

Ama bir şeye dikkat edelim: İbadetlerimizi her hangi bir dünyevî beklenti için değil; sırf Allah rızası için yapalım. 100 rekâtlik namazın Allah rızasından başka bir gayesi olamaz, olmamalı. Dünyevî beklentiler ibadetlerimizi kökten hükümsüz kılarlar.

***

Dursun Şimşek:

*“Şu işim olursa kurban keserim diyen biri dileği olunca, adağını kesiyor; kendi evine götürmüyor, fakat alt katta oturan oğluna pay veriyor. Bu olur mu? Kitaplar ana, baba, kardeş, evlât ve yakın akrabaya verilmez diyor. Ben bu işin dindeki durumunu soracaktım.”

Adak kurbanı asl’a (anne baba ve nine dede ötesine) ve nesl’e (evlât ve aşağısına) verilmez. Eğer verilmişse, fakire parası verilir. Fakat kardeşe, kardeş çocuklarına ve ast veya üst olmayan (amca, dayı, teyze, hala ve çocuklarına) yakın akrabalara verilir.

Allah kabul etsin. Âmin.

05.11.2007

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (04.11.2007) - Elli bin senelik yolculuk

  (03.11.2007) - Öfkemizi tanıyalım

  (02.11.2007) - Zekâta göz gönül koymamalı

  (01.11.2007) - Yeryüzünün yedi kat oluşu

  (31.10.2007) - Şehitlerimize Yasin-i Şerifler...

  (30.10.2007) - Kısa kısa

  (29.10.2007) - Tilâvet Secdesi üzerine

  (28.10.2007) - Malî ibadette vekâlet

  (27.10.2007) - Mezhepler üzerine

  (26.10.2007) - Âmentü hakkında

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri