Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 19 Mart 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Mustafa ÖZCAN

Son hamle



Mümtaz Soysal, AKP’yi kapatma dâvâsıyla alâkalı olarak ‘darbe mi olsaydı yani?’ diye soruyor. Yani iddianamenin alternatifini darbe olarak görüyor. Peki darbe nedir? AKP’ye kapatılma dâvâsı açılması asimetrik bir darbe değil midir? Siyasetin tabiî seyrine müdahale darbe değil midir? Zaten askerî darbe yapılamadığı için yargı darbesi geldi. Ve bunu yerli yabancı herkes kabul ediyor. Sadece darbeyi askerler mi yapar sanki?

Peki Abdurrahman Yalçınkaya neden böyle zayıf içerikli ve üzerinde iyi çalışılmamış bir metni veya iddianameyi alelacele devreye soktu? Aslında, AKP’nin kapatılması dâvâsı zamanlama olarak aceleye getirildi, ama düşünce olarak eski bir düşünce. 2003 yılından itibaren darbe süreci başlamış, ama hep sekteye uğramış. Bunda en büyük katkı ve pay Hilmi Özkök’e ait. Kıvrıkoğlu’nun son çıkışı da, 28 Şubat aktörlerinden Çevik Bir’le ilgili husumetinin darbeyle ilgili olmadığını, şahsî olduğunu; ya da farklı cuntaların veya en hafif tabirle ekiplerin temsilcileri olmalarından kaynaklandığını ortaya koyuyor. Hilmi Özkök ise orduyu yasal zeminde ve siyasetin uzağında tutmuştur. Ardından Büyükanıt’ı zorlasalar da ondan da istedikleri doğrultuda bir sonuç alamayınca yargı darbesi yoluna başvurdular. Zaten kimilerine göre Kıvrıkoğlu’nun Hilmi Özkök’le ilgili söyledikleri Büyükanıt’ı hedef alıyor: “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle” misali ve emsali bir durum. Esasında, AKP’yi kapatma dâvâsı ve iddianame bir panik havasının mahsulü. Bu panik havasının gerisinde CHP ile ordu arasındaki ayrışma çizgisi var. Bu darbeci çevrelerin de son umutlarını tüketmiştir. Bu pürtelaşla da yargı darbesi aceleye getirilmiştir. Milliyetçi kanatta da, ulusalcı-milliyetçi ayrışması var. Bilindiği gibi, ulusalcılar daha ziyade Ergenekon gibi yapılanmalarla anılıyorlar. Yine ordu ile gayri nizamî güçler arasında ayrışma eski tüfekleri tükenme noktasına getirmiştir. Ufuk Uras da buna temas etmiştir (Dünkü Akın Birdal ifadesi yanlış olmuştur).

***

Bu işin panik kısmı. Bir de paranoya kısmı var ki, bunu da Vural Savaş gibilerin tezlerinde görüyoruz. ‘AKP kapatılmazsa şeriat gelir’ diyorlar. Şeriat dediğiniz manavda, bakkalda satılan bir meta mıdır? Bu iddia, iddinamede de yer alıyor. Savcı Abdurrahman Yalçınkaya’ya göre, dinî bayramlar, millî bayramlardan daha coşkuyla kutlanıyor. Bu da kapatma sebebi. Bunlar da yargı darbesinin paranoyak zemine oturduğuna işaret ediyor. Dinî günler ve bayramlar millî günlerden daha ziyade kutlanıyorsa, bunda AKP’nin ne suçu veya katkısı var? Dolayısıyla bu son hamle de birçok yönden maluldur. Zemini çürüktür. Ellerinde patlamaya mahkûmdur. Gerekçe olarak zemini çürüktür. Zira mesele panikten ve paranoya hâlinden kaynaklanmaktadır. ‘Rejim elden gidiyor’ korosunun solo hâline dönüşürken ki son izdüşümüdür.

***

Türkiye’de artık darbenin her türlüsü akim kalmaya mahkûmdur. Bu girişim de son hamle olmaya aday, hatta mahkûmdur. Tarihî zemine baktığımız zaman, tarih başka yöne akmış ve mecrası tamamen değişmiş. Dolayısıyla bu girişimler suları yokuşa akıtmaktan farksızdır. Bundan dolayı, Babacan’ın dediği gibi, anakroniktir. Bu girişimin tarihî zemini olmadığından dolayı, geniş kitleler nezdinde makes bulması mümkün değildir. Sosyolojik zemin de değişmiştir. Dolayısıyla bu sosyolojik zeminde de bir darbe teşebbüsü geri teper. Sosyolojik ve tarihî olgular, artık Türkiye’nin geri dönmesine müsaade etmez. Ne AKP eski AKP’dir, ne de eski tüfekler eski tüfektir. Bundan dolayı bu teşebbüsler akim kalmanın ötesinde AKP’nin ekmeğine yağ sürmektedir. Şu anda sistemin AKP’nin yerine ikame edebileceği hiç bir şeyi yoktur. Nuray Mert, Vatan’da bunu doğru olarak teşhis etmektedir (söylemlerinin diğer kısımlarına katılmıyorum). Dolayısıyla, birileri AKP’yi tasfiye edeyim derken kendi ayaklarına kurşun sıkıyor, bindikleri dalı kesiyor ve AKP’yi tasfiye ederken tasfiye oluyor. Nitekim, Ahmet Altan’ın öngörüsü de bu yöndedir.

Şartları zorlamaya gerek yok. Aksi takdirde, girişenler altında kalır ve kırılmayı beraberinde getirir. Bu bir oyundur, ama güç, oyunu bozar. Güç ise, tarihî dinamiklerin ve sosyolojik dinamiklerin değişmesidir. Herkes aklını başına devşirsin...

19.03.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (18.03.2008) - ‘Özensiz ve gayri ciddî’

  (17.03.2008) - Pişmanlar yeniden sahnede

  (16.03.2008) - Kum ile kum saatinin ilişkisi

  (14.03.2008) - Boru paçalar, kaşınan hocalar

  (13.03.2008) - İdam coşkusu

  (12.03.2008) - Herakl’in kehaneti

  (11.03.2008) - 8 Mart tuhfesi

  (10.03.2008) - İlzam ve iltizam

  (09.03.2008) - İkinci ifsad

  (07.03.2008) - Irak bahane...

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri