"Gerçekten" haber verir 23 Eylül 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Hasan YÜKSELTEN

Ağlar Karacaahmet



En son ne zaman bir mezarlıktan geçti yolunuz ya da en son ne zaman bir mevtânın gömülmesine şahit oldunuz? Çoğu insan korkar mezarlıklardan. Oysa mezarlıklar, gören insanlar için ibretlerle doludur. Onlar insana zarar vermezler, yalan söylemezler, iftira atmazlar. Okunmayı bekleyen sessiz bir kitap gibi, görebilen insanlara yüzyıllardır ibret dolu derslerini anlatırlar.

Karacaahmet mezarlığını duymuşsunuzdur sanırım. İstanbul’un ve hatta Türkiye’nin en büyük mezarlığı yani. Kimbilir kaç İstanbul yatıyor Karacahmet’te… İstanbul’un bazı semtleri belli özellikleriyle ön plana çıkmıştır. Meselâ Beyoğlu dünyevî bir hayatı çağrıştırırken, Üsküdar daha çok uhrevî bir mânâyla gelir aklımıza. Bu mânâyı oluşturmada Karacaahmet mezarlığının önemli bir payı vardır sanırım. Zira orada farklı bir hissiyâta bürünür insan. Her mezarlık muhakkak düşündürür insanı ama Karacaahmet daha bir başkadır. Oradaki servi ağaçları, ölüme karşı farklı bir huzur verir insana... Dışarıdaki koşuşturmaya nazaran sükûnet ve huzur havasını hissedersiniz Karacaahmet’te. Nitekim Fransız şair Theophlle Gautler 1852 yılında Karacaahmet mezarlığına yaptığı ziyaretindeki hissiyâtını şöyle anlatır: “Müslüman mezarları; gerek taşları, gerekse altın renkleriyle yattığı servi ağaçlarının gölgesinde, bir ölü mekânından çok, âdeta ebedî istirahatın birer köşkü gibidir. Orada geçirdiğim saatler esnasında, içimde tatlı bir hayâle dalmaktan başka hisler uyanmadı. Karacaahmet’te ölüm korkusunu unuttum.”

Eski Mısır’da firavunlar eşyalarıyla gömülürmüş. Günümüz insanıysa yaşarken eşyalara gömülüyor. Fani bir hayatta ebedî yaşayacakmış gibi davranan insan için ölüm o kadar da sevimli birşey olmuyor. Oysa Karacaahmet’te ölümle hayatın çok yakın komşu olduğu hatıra geliyor. Özellikle mezarlığın doğum hastanesiyle karşılıklı olması bu mânâyı tamamlayan bir manzara oluşturuyor. Zira yolun bir tarafında Zeynep Kâmil Doğum Hastanesinde yeni hayatlar dünyaya gelirken, yolun diğer tarafında Karacahmet’te, biten hayatlar toprağa veriliyor. Aradan geçen yol da doğumla ölüm arasındaki kısacık hayatımızı temsil ediyor sanki. Bir anlamda Peygamber Efendimiz’in (asm) “Ölmek için tevellüd edip dünyaya gelirsiniz, harab olmak için binalar yaparsınız” hadisini tasdik edercesine, her yeni doğan bebeğe ölümlü olduğunu ihtar ediyor Karacaahmet.

Büyük zâtlardan Cüneyd-i Bağdâdî’nin ölmeden önceki son sözü ‘Bismillah’ olmuş. Ne kadar güzel bir baslangıç. Bismillah her hayrın başı olduğuna göre, ebedî hayatın başlangıcı da Bismillah ile olmalıdır değil mi? Yine Mevlânâ’nın ölüm gününü düğün günü olarak tanımlaması dikkate değerdir. Ölümü bir son değil de, ebedî hayatın başlangıcı olarak görebilenler, ölüme korkmadan bakabilenler onu Bismillah ile karşılayıp düğün günü ilân edebilmişlerdir.

Merhum Necip Fazıl, İstanbul şiirinde şöyle der:

“Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;

Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...”

Mezarlıklar da bizler gibi ağlar mı acaba? Meselâ bir bebeğin ölümüne ağlar mı mezarlıklar? Münker Nekir’in suâllerini cevaplayamayanların haline ağlar mı? Ya da bir ehl-i imanı kucakladığında sevinir mi? Bediüzzaman, fedakâr talebesi Hafız Ali’nin vefatının ardından şöyle demişti: “Ben hem kendimi, hem sizi, Risâle-i Nur’u tâziye ve merhum Hâfız Ali’yi ve Denizli Mezaristanını tebrik ediyorum. Meyve Risâlesinin hakikatini ilmelyakîn ile bilen bu kahraman kardeşimiz, aynelyakîn ve hakkalyakîn makamına çıkmak için, kabre cesedini bırakıp melekler gibi yıldızlarda âlem-i ervahta seyahate gitti ve tam vazifesini yapıp terhisle istirahate çekildi.” Hafız Ali’yi misafir ettiği için Denizli Mezaristanı’nın tebrik edilmesi çok manidardır.

Ölümü Bismillah ile karşılayabilmek için, hayatımızda Bismillahı yaşamamız gerekiyor sanırım.

Fani dünyanın kasvetli havasından kurtulmak için huzur ve sükûn mekânı mezarlıkları ziyaret etmemiz gerektiği gibi... Ne mutlu ölümün hakikatını anlayabilenlere... Selâm olsun, öldüğünde, ardındakiler ağlarken, mezarlığını güldürebilenlere...

23.09.2008

E-Posta: yukselten@yahoo.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (27.08.2008) - Paranın unutturduğu Hipokrat yemini

  (21.06.2008) - Bizi lükse alıştırmayın

  (19.04.2008) - Kanunun gözü terazinin özü müdür?

  (08.04.2008) - Mahzun bakışlı köpekler ve darbeciler

  (08.03.2008) - Musalla taşı

  (24.02.2008) - Bazen daha fazladır her şey

  (13.12.2007) - Hayat eve dönmektir çoğu zaman

  (05.12.2007) - Maşrapasını atan Diyojen

  (01.11.2007) - ‘Askerimiz fakirdendir’

  (31.08.2007) - Ağustos böceğinin vedâ turları

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır